Yetmişler dönemi Kıbrısta da ısınmaya başlayan değişik sol anlayışlar vardı. Elde önemli birikim olmadığı ve resmi idolojinin adeta kabusu altında psikolojik korkuyla şekilleniyordu. Buda sola kendi kendini anlatma adına hem psikolojik idolojik korkuyu kırma hem de resmi kabusa karşılık gerçekleri bulma zorunluluğu vardı. Belki bugün gibi zengin yaygın iletişim ağı da yoktu. ama eldeki ksır olanakları dünyadaki sol birikimle, aydın araştırmalarla birlikte, hem sistemi hem de Kıbrıs konusunda birçok bilgi ile birlikte sol cılızlanıp filizlendi.
Bu araştırmalarda Kıbrısı belirli yelpazelere doğru çekiyordu. Bölgesel olarak Ortadoğu Kıbrıs bağlantıları, genelde Nato yapısıyla resmen sömürgesel bağlantılar vardı. Kıbrıs diye başlanırken de önce garantör denilen üst yapısı ve bölgesel gerçeklikkle Ortadoğu bulunuyordu. Genelde ise o döneminn dünyasında batı kanpında brakıldı. Bunlar daha başlarken Kıbrıstaki denklemin dış dinamik gerçeklerini göstermekteydi.
O dönemlerde zengin bazı adımnlar da vardı. Zaten Kıbrıs Kuzey solunun tetiklenme durumunda fiylen adanın da ikiye ayrıldığı süreçle ayni zaman dilimindeydi. Buda elde hem kaynak bulma hem de yeniden yapılanan Kuzeyde tehlikelerle doluydu. Sonuçta yine de birçok gelişmede direk garantörler dışında Amerikayı da bulmak kolaydı. Hele de yetmişdört darbe ve sonrasındaki müdahalede Kisincir ismi oldukça sık sık duyuldu. Öyle ki birine sorsan, hangi ülkede Amerikan elçisi öldürülüp ABD sesiz kaldı sorusunun nadir yanıtlarından biri de Kıbrıstı.****
Ancak, Kıbrısın sistemle uyumlaşması, solun şu veya bu şekilde teslimiyet derecesine gelişi ile sömürgesel ilhaklaşma kültürünün yerleşmesiyle birlikte bakışlarda da oldukça cılızlaştırıldı. Resmi idolojik tutsaklık kültürel boyutuyla da yerleşti. Hele de sistem yeniden üretilip iki kanalda gelişirken, buna uygun hayat biçimleri de kurumsallaştı. Sığlaşma kültürel bakışla değerlendi. Karşıtı dar anlamda sorumlu kılma ile kendini ayıklama düşüncesi kolay kabul gördü. Ama şunlar diyerek karşı taraf suçlanıp kendine söylenen gerçekleri dahi örtüyordu. En ufak gerçeklik ise sizi resmi psikolojik bakışla kültürleşen boyutuyla “rumcu” diye suçlahyıp işin içinden çıkılıyordu. Hele de bu yapı kendini yandaş paylaşım ile başarılı olma kriteriyle de ödülendirincei, bilgisiz biri dahi ilgili yanlışlarla donanıp adeta sistemin neferi oldu. Bilmek gerekmiyordu: sizi karşıtı koyup konulan damgayla suçlandırıp yetiyordu.***
Yetnişlerde Kıbrısı Ortadoğu ile bağlantılandırırken, elilerdeki döneme dek çekiyorduk. Bölgesel sömürgesel yeniden üretilen yapıların içinde Kıbrıs da yerini alıyordu. Nitekim Atmışlar döneminde Kıbrısı batı ekseninde tutmak ve daha kolay kulanmak için garantörlü şekliyle oluşturdular. Tabi ki Kıbrısın özellikleri sonucu gereken anda dış direk müdahaleleri de garantörlere yaptırdılar. Yetmişdört olayı bunun en canlı olanlarından biriydi.
İkibinlerde Bop projesiyle oynamaya başlayan taşlar Kıbrısta da oynandı. Öyle oynandı ki hem AB rüzgarı adaya ulaştı hem de yeni döneme göre şekillenip adeta Annan planıyla sıçramasını sancısızca yaptı. Bunlar günümüz Kıbrısın Orytadoğu gelişmelerindeki savrulmanın sonuçlarıydı. Kıbrıs ve Lübnan hep Ortadoğuda kurumsallaştırılan sömürgeciliğin kendine has ayrı özelikleri olan ülkelerdi.
İkibinlerde başlayan Ortadoğu Projesinde Kıbrıs gerektiği anda rolunu veya kulanım şekliyle görevini yapıyor. Ama taşlar oynuyor. Önceki yazımda sıraladıklarım sadece birkaçdır. Özellikle Ortadoğudaki dizayinde daha gerici eksenle oynamalar işin tuzu biberi oldu. Siyasal islam, cihatçılar gibi yapılar günümüz Ortadoğusunda önemli siyasal esrumanlardır. Genelikle eski cumhuriyetçi arap rejimleri daha dinci, mezhepsel kimlikler “ırak gibi” veya daha net cihatcılıkla Suriyede siyasal seçenek haline sokuldular. Tabi başka bir seçenek de selefiliğin kalesi Körfez rejimlerini de unutmamak gerekir. Bu arada Lübnan ve Kıbrıs örnekleri kulanılan yerler olarak da duruşlarını aldılar. Artık klasik Kıbrıs değil direk Amerika anlaşmalarla resmen üstler kurdu. Müdahale alanı haline getirildi. Tabi ki yerleşrtirilen siyasal kültür sonucu da karşıtlar bunu Amerikan emperyalist bölgesel hesap yerine “rumların türklere ssaldırı” şeklinde algılatıp gerçek yine örtüldü.****
Son dönemde emperyalist müdahaleler artarak sürüyor. Filistin gerçeği çok aı şekilde yerlebir ediliyor. Gazze soykırımı tarihsel karanlık sayfası olarak çoktan yazıldı. Klasik emperyalist ilke işliyor. Bir yandan Gazze soykırımla yerlenbir, sürgünlerle de toprak hikayesi oynanırken, sıkılmadan katliyamcılar, katliyamı yeniden kolonileştirmek için de Gazze planını B.M. dahi geçirtiyor. Suriyeyi anlatmaya gerek yok. Getirilen cihatçıların ismi dahi yeterli. İsrail dilediği yeri işkal etmekle meşkul. Ama Ortadoğu denkleminde bizi direk ilgilendiren bir durum daha var. Türkiye. AKP iktidarının dahi gelirken ki bölgesel siyasal islam projesi anlatı için yeterlidir. Tabi ki düz çizgi ile gidilmiyor. Dönem dönem bataklıkta saplanma oldu.
Trump dönemi ise yeniden Ortadoğu dizayinine geçildi. En başta İsrail merkezli yayılma ateşlendi. Filistin sorunu adeta buharlaştırılmak isteniyor. Gazze boşaltılıp yniden şekillendirme ile Batı Şeryada zorla sürgünleştirip ilhaklaşma politikası hala uygulanmaktadır. Bu arada uyıkılan merkezi arap devletleri”ırak ve Suriye gibi” yerine tam bir yeni rejim konulamadı. Ama parçalanma oluştu. Kürtler konusu da bu kırılmalardan yükseldi. Federal ırak kürdistanıyla başlayan başlangıç şimdi Suriyede yer arıyor. Tabi ki konu kürt olup da Türkiyesiz olmaz. Türkiyedeki devlet yapısı içi çelişkilerle yeni tek adam rejim geçişi adeta sistemle birlikte bölgesel fırsata oynuyor. Bir yandan Türkiyedeki devlet kontrolunu artırma öte yandan da bölgesel hegemonya yayılma planları kendini kürt kartıyla birlikte masada buldu.
En tehlikeli lider dedikleri ve onu geniş alanda suçlama aparatı kulandıkları Öcalanla birden ayni eksene soktular. Buda Türkiye içi bloklarda yeniden kırılma işakretlerini getirdi. Doğrusu muhalefet ekseninde kırılma emarelerini de başardılar.
Tabi ki bunlar olurken de KIbrısta kuzeyde saraya Tufan bey gider. İlk görüşmeleri de yapar. İşler biraz daha kolay. Silikleşme ile beklenti kısırlığı kolayca algı oynuna hazırdır. Birçok görüşmeden dahi ahalinin haberi yok. Yerel basın en azından Türkiyedeki kürt gelişimi ile Öcalan u dönüşüne hala önem vermeme sağır diyaloğunda. İlk görüşme ise Tufanın söyledikleri dahi sorgulanmıyor. Öyle bir hava ki teslimiyet ile yetersizlik adeta kapuşari pazarında buluştu. Bunlar Kıbrısta dilendiği anda ayar yapma koşullarını veya sistemin devamını da sağlıyor. Artık herkes olanı odenli kabul eti ki karşıtdan ne koparırım havasına geçtiler. Yok saydırtılan Kıbrıs umhuriyetinden yurttaşlık isteme gibi.
Kısaca, Ortadoğu kağoslarla yeniden aylaşım pazarında. Kıbrıs istemese de sarsıntılardan nasibini alıyor. Ama kendi hala belirleme rolü yok. İzlemek önemlidir. Yoksa olanlar olur da onu da anlamama durumuna da kolayca geliriz.



