İsrail’i gerçekleriyle yorumlamak önemlidir. Amerika gibi çok uzakta olan bir ülkeden söz ediyoruz. Amerika, uzakta olmanın ve süper güç gerçeği ile çoğu, kendi saldırıp yarattığı savaşlardan ötürü diğerlerine göre sıcak olarak direkt etkilenmiyor. Elbet başarısızlıklarda sarsılması olsa da yine diğer sıcak bölgelere göre oldukça az etkilenir. Ama saldırganlıklar, dikkat ederseniz, anlık değil stratejiler çerçevesinde gerçekleşiyor. Bir emperyalist plan siyasetinin birer uygulama alanıdır. Yine de en çok servet aktarımı da Amerika’da yaşanır.
Ancak son gelişmelerde başka bir gerçek de sırıtıyor. Yapılan anlaşmalara rağmen en basitiyle uymayan bir İsrail var. Tıpkı son İran’la yapılan ateşkes gibi. Veya yapılıp da hâlâ keyfî, istenildiği anda bombalar yağdırılan Lübnan ve Gazze gerçekleri. İsrail’in, hatta son saldırılarda Trump’ı kandırdığı dahi vurgulanır. Öyle ki daha faşist olup daha net toprak kazanma politikası olan İsrail, bu defa Amerika’yı peşinden sürüklediği inancı yaygın.
İsrail’i öteki devletler gibi aynılaştıramayız. En azından kuruluşu dahi nüfus taşınarak, bir halkı vatansız bıraktırarak, emperyalist sistemin genel politik hareketiyle kurduruldu. Kurdurulan İsrail ekseninde ise özellikle başta Amerika ve İngiltere’de egemen sermaye içinde Yahudi sermayesinin de gücü tartışılmazdır. Zaten İsrail’in kuruluşunda ve topraklar işgal edip yayılmasında, uluslararası hukuku sıfırlatmasında, soykırımına dahi destek verilişlerle bize bir emperyalist gerçeklik anlatmaya yetmesi gerekmektedir. Nitekim Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin tutuklama emrine rağmen başta Amerika’ya Netanyahu kolayca gidiyor. Gitmekle kalmıyor, Amerika’nın politik bazı kararlara varmasına da adeta benzin dökmektedir. Son İran saldırısı aslında kimine göre Netanyahu’nun iknasıyla oldu. Burada bir ek bilgiye ihtiyacımız var: İran’a karşı aslında ta doksanlardan beri genel sistemin bir saldırma stratejisi vardı. Amerika bunun başını çekiyordu. İsrail ise bölgesel belirleyici güç olarak daha ileri hamleleri yapıyordu. Örneğin, İran liderlerine suikastları İsrail düzenleyerek Amerika’yı perdeliyordu. Ancak suikastların hiçbir zaman eleştirisini Amerika da yapmıyordu.
Ek bilgi: Bazı haberlere göre Trump’ı oldukça etkileyecek bir dosya vardı: Epstein dosyası. Bunun İsrail istihbaratı Mossad’ın elinde olup şantaj yaptığı dahi belirtiliyor. Başka açıdan, Netanyahu da yargılanma noktasında. Savaş olmasa ve seçim kaybederse hapse gireceği kimi İsrail hukukçusuna dahi muhtemeldir. Böylesi kirli dosyalar ve gelecek kıskacı da var. Buna bir de zaten İran’a stratejik hamlenin artık kaçınılmaz sürecine girilmesini de eklersek, kirlilik, kriz ve savaş buluşmuş oluyor. Ancak hesaplar tek yanlıydı. İran’ın konumu hiç dikkate alınmadı. Dünya kamuoyunun Gazze soykırımı sonrası yeniden uyanmaya başlanması ise dikkatin de ötesinde oluyordu.
Fakat yine de İsrail gerçekleri arada duyulan, yapılanların normalleşmenin ötesinde hâlâ destekler havasında çalındığı da kesin. Hiç uzağa gitmeyelim: Gazze soykırımı resmen herkesin gözü önünde yapıldı. Bırakın durdurulmasını, açık destekler Batı emperyalist kolektif çevrelerinden de geldi. Yine Lübnan’da Hizbullah ve Filistinlilerle ateşkesler yapıldı. İsrail bizzat keyfî şekilde bunları bozdu. Suriye’ye girip Hermon Dağı’na dek önemli sulak stratejik toprakları ele geçirdi. İlhaklaştıracağını belirtti. Yetmedi: İsrail açıkça bir yandan Lübnan’da sulak verimli güney topraklarını almaya uğraşırken, öte yandan da Batı Şeria’da yerleşimler kurup adeta Filistinlileri nefessiz bırakıp kaçmalarını zorluyor. Şimdilik dünya kamuoyu bu durumlara ses çıkarmıyor. Zaten özellikle dünkü yazımda yeniden değindiğim Lübnanlı Hizbullah gerçeği, dünya küstahlaşma bakışının önemli karanlık sayfası olarak hâlâ katliamlarla yazılmaya devam etmektedir.
İsrail uzakta değil. Adamızın güneyine düşüyor. İsrail sermayesi ise adamızda olduğu net. Bu arada bölgesel ittifaklarda İsrail hem sermaye hem de istihbaratıyla da ahtapot gibi yaygın. Mossad’ın katliamları veya İsrail sermayesinin sömürgeleştirme kurumsallaşması epey yaygın. İlhaklaşma ile yayılma siyaseti de devam ediyor. Zaten işgaller üzerinden büyüyen, sermaye katılımlı teknolojik güçlenmelerle de askerî güç hâline geldi. Şimdi boşuna Batı Şeria yerleşimleri, Hermon Dağı, güney Lübnan işgalleri yeni fetihlerin, genişleyen coğrafyaların aynasıdır. Varsın BM kararlarıyla İsrail’in işgal ettiği topraklardan çekilsin denilsin. UCM, Netanyahu için tutuklama kararı çıkarsın. Birçok silahın kullanımı yasaklansın. İsrail açıkça napalm bombasını, fosfor bombasını kullandı. Üstelik bazen Amerika ve İngiltere katkılarıyla da yaydı. Son ateşkes kararında da Lübnan’ı saldırılarla adeta ikinci Gazze yapma peşinde. Peki devamı: Gazze’de Trump’ın başkanlığında yeni kolonileştirme, yeni uluslararası ittifak oluşturuldu. Suriye’de iktidara cihatçı El Kaide’yi getirterek İsrail’in dilediği yerleri işgal edip ilhaklaştırmasına katkılar yapıldı. Yani: İsrail kurulurkenki işgal ederek, soykırım gerçekleştirerek yeni topraklarla “Büyük İsrail” hedefine yürüyor. Bir dönemin dirençli Filistin halkı ise şimdi son nefesini tutup ayakta kalmaya çalışıyor. Ama oluşan on binlerin katliamı, yüz binlerin sürülmesini dünya seyretmeye devam ediyor.
Dedik ya: İsrail bir başkadır. Ama bu bir başka olan İsrail burnumuzun dibinde. İsrail’e destek için adamız daha bir askerî yüklenişe geçti. Bir dönem Kıbrıs’ın stratejik sömürge gerçekliği daha ağır koşullarla içine asker yığılarak emperyalist “batmayan gemi” hâline geldi. Hele de saptırma ve rolünü oynamada iş birlikçileri de oldukça cömert. O zaman İsrail’i de göz ardı etmeden bir Orta Doğu değerlendirmesi yapmak zorunludur.



