Tarih boyunca, ekonomik krizler ve demokratik gerilemeler dönemlerinde aşırı sağ hükümetler yükselmiş, ardından kendi çelişkileriyle çökmüştür. Bu çöküşlerin ardından ise, parçalanmış ama dirençli sol hareketler yeniden sahneye çıkar. Çünkü sistem, halkı terk ettiğinde; halk birbirine sarılır.
Aşırı sağ yönetimler genellikle korku ve belirsizlik zamanlarında yükselir. Güç, düzen ve ulusal gurur vaat ederler. Ancak bu vaatlerin ardında, zenginleri koruyan politikalar, işçi haklarını yok eden düzenlemeler ve muhalefeti susturan baskılar yatar. Başta popülist söylemlere kapılan emekçi sınıf, kısa sürede hayal kırıklığına uğrar. Maaşlar durur, sendikalar ezilir, kamu hizmetleri özelleştirilir. Sistem artık halk için değil, iktidar için çalışır.
Bu güçsüzleştirme sadece ekonomik değil, aynı zamanda psikolojiktir. İnsanlar seslerini, oylarını ve örgütlenme haklarını kaybettiklerinde, varoluşsal bir boşluğa düşerler. Aşırı sağ bu sessizlikten beslenir. Ama sessizlik kalıcı değildir. Baskının çatlaklarında direniş filizlenir.
Örnek 1: Yunanistan ve Syriza’nın Yükselişi
2008 küresel finans krizinden sonra Yunanistan ekonomik bir felakete sürüklendi. Uluslararası kreditörlerin dayattığı kemer sıkma politikaları emekli maaşlarını kesti, kamu çalışanlarını işten çıkardı, hastaneleri ilaçsız bıraktı. Golden Dawn gibi aşırı sağ partiler bu kaosu fırsata çevirdi, şiddet ve nefret yaydı. Ancak bu vahşet arttıkça halkın öfkesi de büyüdü.
Syriza sahneye çıktı—kemer sıkmaya karşı duran, onuru geri getirmeyi vaat eden sol bir koalisyon. İktidardaki yılları zorluydu, tavizlerle doluydu. Ama Syriza’nın yükselişi bir dönüm noktasıydı. Sessizleri konuşturdu, işçi hareketlerini yeniden canlandırdı ve Avrupa’ya dayanışmanın hâlâ bir siyasi güç olabileceğini hatırlattı.
Örnek 2: Brezilya’da Sokakları Geri Alan Sol
Brezilya’da aşırı sağcı Başkan Jair Bolsonaro’nun yönetimi; çevre katliamları, yerli halklara saldırılar ve pandemi inkârcılığıyla anıldı. Eşitsizlik derinleşti, demokrasi zedelendi. Ancak tabandan gelen hareketler yükseldi. Topraksız işçiler, feminist kolektifler ve yerli liderler direniş bayrağı altında birleşti.
2022’de eski solcu başkan Lula yeniden iktidara işçiler, sanatçılar ve aktivistlerin desteğiyle geldi. Bu zafer sadece sandıkta değil, sembolik olarak da anlamlıydı. Yıllarca süren baskıdan sonra sol yeniden alan kazandı, güveni tazeledi ve adalet temelli bir gelecek sundu.
Örnek 3: Türkiye’de Yerelden Gelen Direniş
Türkiye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sağ otoriter yönetimi medya, yargı ve sivil toplumu kontrol altına aldı. Ancak 2019 yerel seçimlerinde muhalefet partileri İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirleri kazandı. Bu zaferler, yerel örgütlenme, gençlerin katılımı ve otoriterliğe karşı stratejik bir duruşla mümkün oldu. Ulusal iktidar hâlâ merkezdeydi ama sol, kalpleri ve şehirleri kazanabileceğini gösterdi.
Kıbrıs: Sembolik Bir Uçuş
Ve şimdi Kıbrıs’ta, iki toplumlu iş birliği ve sivil direnişin sessizce mayalandığı bir dönemde, umut yeniden yükseliyor. Emekçi sınıf—hem Rum hem Türk—ekonomik belirsizlik, siyasi tıkanıklık ve demokratik hakların aşınmasıyla mücadele ediyor. Aşırı sağ söylemler bölmeye, oyalamaya ve baskı kurmaya çalıştı. Ama artık zemin kaybediyorlar.
Bu noktada, Ersin Tatar’ın Kıbrıs’tan uçuşu (kaçıșı) hayali bir kapanış olarak karşımıza çıkıyor. Sürgün değil, bir dönemin sembolik sonu. Bu gidiş, yeni bir başlangıcın işareti: Barışın sadece bir slogan değil, bir pratik olduğu; solun sadece karşı koyan değil, yeniden inşa eden olduğu; emekçi halkın sesini geri aldığı bir Kıbrıs olması dileğiyle.



