Kıbrıs iktibasLevent AtikoğluKurtarıcısızlığın ve garantörsüzlüğün dayanılmaz ha(l)ksızlığı – Levent Atikoğlu

Kurtarıcısızlığın ve garantörsüzlüğün dayanılmaz ha(l)ksızlığı – Levent Atikoğlu

Ha(l)ktan ha(l)k doğuran bir ha(l)ksızlık hali…

Kıbrıs’ta sağla solun arasında fark varmış gibi konuşuyoruz. Oysa fark dediğimiz şey yalnızca dilin kılıfında gizli. Sağ, kaba milliyetçi sloganlarla bağırıyor; sol ise süslü, daha “eğitimli” bir retorikle ikna etmeye çalışıyor. Ama ikisi de aynı gerçeğin üstünü örtüyor: yalan söylüyorlar, manipülasyon yapıyorlar, sorulara açık ve dürüst cevap vermekten kaçınıyorlar. Ve en önemlisi, işgalin üzerine inşa edilmiş yasa dışı düzeni, hukukmuş gibi halka sunuyorlar.

Siyasetçilerin en çok kullandığı yöntemlerden biri de bu: Yasallıkla meşruiyeti birbirine karıştırmak. Bir düzeni kâğıt üzerinde “hukuk” diye ilan etmek, onun adil ve meşru olduğu anlamına gelmez. Bugün Kıbrıs’ta yaşadığımız durum tam da budur. Yasa dışı olan, yasa diye sunuluyor; işgale dayalı olan, “güvenlik” adı altında meşrulaştırılıyor. Böylece hem sağ hem de sol, farklı kelimelerle aynı oyunu oynamış oluyor.

Şu soruyu yüksek sesle sormanın zamanı gelmedi mi: Bir ülkenin neden “kurtarıcıya” veya “garantöre” ihtiyacı olur? Devlet dediğimiz yapı, kendi yurttaşlarının iradesiyle ayakta duramıyorsa, zaten çoktan teslim olmuştur… Kıbrıs’ın “garantörlük” adı altında içine sıkıştırıldığı düzen tam da bu teslimiyetin ifadesidir. Çünkü garantörün garantiye aldığı şey, halkın güvenliği ya da barış değil; işgalin üstünde yükselen yasa dışı düzendir.

Türkiye ve Yunanistan’ın garantörlük pratiği ortada: beceriksizlik, keyfilik, insan hakları ihlalleri ve eleştiriye tahammülsüzlük.

Muhalefet olduğunu iddia edenlerin boş sözleri, eleştiriyi düşmanlık gibi göstermeleri, farklı sesleri manipülasyon teknikleriyle bastırmaları da bu çarpık düzenin bir parçasıdır… Bugün siyasetçiler, kendi varlıklarını başka bir ülkenin varlığına bağlamış durumda. “Garantisiz yaşayamayız” söylemi, hem sağın hamasi milliyetçiliğinde hem de solun cilalı dilinde aynı tehlikeyi taşıyor.

Somut örneğe bakalım: Maraş’ın açılması. Yıllardır “uluslararası hukuk” çerçevesinde kapalı kalması gereken bu bölge, garantörlerin siyasi manevralarıyla bir malzemeye dönüştürüldü. Ne halkın iradesi soruldu, ne de uluslararası hukuk dinlendi. Garantörlük sistemi, burada da yine aynı işlevi gördü: yasa dışı bir uygulamayı “güvenlik” ve “hak” maskesiyle halka yutturdu.

Aynı durum müzakere süreçlerinde de yaşandı. Crans-Montana görüşmelerinde asıl düğüm noktası, garantörlük sisteminin devam edip etmeyeceğiydi. Kıbrıs’ın geleceğini belirlemesi gereken masa, garantörlerin çıkar hesaplarına kurban edildi. Halkın iradesi bir kez daha yok sayıldı; “barış” ve “çözüm” kelimeleri, gerçekte statükonun sürdürülmesi için kullanılan boş sloganlara dönüştü.

Uluslararası raporlar da bu çarpıklığı defalarca belgeledi. Birleşmiş Milletler, Kıbrıs’taki garantörlük düzeninin tarafsızlığı zedelediğini vurguladı. Avrupa Konseyi raporlarında, garantör ülkelerin insan hakları ihlallerine göz yumduğu açıkça yazıldı. Amnesty International defalarca, “güvenlik” bahanesiyle ifade özgürlüğünün bastırıldığını, toplumun eleştiriye kapatıldığını kayda geçti. Fakat bunlar da görmezden gelindi. Çünkü garantörlük, burada da aynı maskeyi kullandı: halkın hakkını değil, hukuksuzluğu garantiye almak için.

Asıl ironiyi de görmek gerek: Eğer illa bir “garantör” olacaksa —ki bu başlı başına tartışmalı bir kavramdır— bari bunu profesyonelce yapan bir güç olsun. İngiltere, kendi sömürgecilik pratiğinde en azından belirli bir düzen kurmayı biliyordu. Oysa “Akdenizli garantörler”in bize bıraktığı miras, yalnızca kriz, beceriksizlik ve baskıdır. İngiltere’nin sömürge döneminde bile en azından bir idari tutarlılık vardı; bugünkü garantörler ise hukuksuzluğu bile bir sistem haline getiremedi.

Kıbrıs’ın ihtiyacı ne sağın hamaseti ne solun söz oyunlarıdır. Bu ülkenin ihtiyacı, yalanlardan, manipülasyonlardan ve dış güçlere bağımlı olma alışkanlığından kurtulmaktır. Çünkü bu bağımlılık, sadece siyaseti değil, toplumsal hafızayı da esir alıyor. İnsanlar, kendi geleceklerini kurmak yerine “garantör” masalına sığınıyor. Oysa kurtuluş, ne Ankara’dan ne Atina’dan ne de Londra’dan gelecek.

Ve bir ha(k)lsızlık örneği:

Maraş’ın yıllardır kapalı kalan sokakları… halkın değil, garantörlerin çıkarlarına açılan bir şehir. Kendi evine, kendi toprağına dönmesi gereken insanın iradesi yok sayılıyor; yasasızlık, “güvenlik” ve “hukuk” maskesiyle garantiye alınıyor.

Ve sonunda geriye şu ironik hakikat kalıyor:

Kurtarıcı garantörler olmadan var olamayan, ha(l)ktan ha(l)k doğuran bir ha(l)ksızlık hali…

Diğer yazıları

“Uyuz Guduz Alameti Da Çok” – Levent Atikoğlu

Kıbrıs’ın işgal altındaki bölgesinde yıllardır kurulan siyasal düzeni anlatmak...

Denizaşırı Odalarda Aklanan Muhalefet: Bir Enkazın Anatomisi – Levent Atikoğlu

Türkiye’nin bütün dertlerinin, kirinin, pasının, her türlü rezilliğinin ve...

21 Aralık propaganda tarihi değildir – Levent Atikoğlu

21 Aralık 1963 ve bu hafta, milliyetçiliğin utanmaz diliyle...

3 Aralık Dünya Engelliler Günü: Hesaplaşma ve yüzleşme vakti – Levent Atikoğlu

Kıbrıs’ta, Türkiye’de, ihmal ve istismar üzerine kurulu işgüzar sistemlerde...

Derya’dan Erhürman’a kapsayıcı barış dili ayarı – Levent Atikoğlu

Canlı yayınların en çarpıcı yanı, samimiyete ve çoğu zaman...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,966TakipçilerTakip Et
825AboneAbone Ol

Son eklenenler

Emperyalizmin çıkmaz sokaktan kurtulma stratejisi – Prabhat Patnaik

Eğer neoliberalizm bu sürecin tersine çevrilmesini başlattıysa, Trump stratejisi...

Kamusal Alanda Aydının Rolü – Halil Karapaşaoğlu

İki binli yılların ilg başlarına gadar sanadcının, entellegdüelin, aydının...

Kıbrıs’ın bütün umutsuzları birleşiniz! – Neşe Yaşın

Biz ve onlar ikilemi sonsuza kadar sürecek bir çözümsüzlük...

“Βize Benzeyen Yabancılar” – Niyazi Kızılyürek

Bugünkü köşe yazımı Yorgos Frangos’un kitap tanıtımı etkinliğinde yaptığım...

Yaşam mücadelesi > nüfus mühendisliği – Gözde Bedeloğlu

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan...

1 Mayıs daha geride kalırken – Özkan Yıkıcı

dünyada bir gün vardır ki resmî kıskançlıktan sıyrılarak meydanların...

1 Mayıs: 8 saat canımız ne isterse! – Kıvanç Eliaçık

Sendika bildirilerinde, miting konuşmalarında ve sosyal medya paylaşımlarında 1...

Canlı yayın