Kıbrıs iktibasLevent AtikoğluTükenmişlik ve toksiklik: dijital zihnin kıyısında insan olmak - Levent Atikoğlu

Tükenmişlik ve toksiklik: dijital zihnin kıyısında insan olmak – Levent Atikoğlu

Sabahları gözünü açar açmaz telefonuna bakan, gece yatağa girmeden önce sosyal medyada başkalarının başarı hikâyelerine göz gezdiren bir çağda herkes bir şeylerle meşgul, herkes “başarı” peşinde, ama çok az kişi gerçekten yaşıyor.

Tükenmişlik artık sadece yoğun çalışan profesyonellerin değil; öğrencilerin, işçilerin, öğretmenlerin, hatta işsizlerin bile günlük ruh haline dönüşmüş durumda. Sürekli üretmek zorundayız, sürekli görünür, güçlü, dayanıklı olmak zorundayız. Yoksa sistem seni hemen siler, yerine başkası alır.

Bu ruh hali, Kıbrıs gibi tarihsel olarak bölünmüş, aidiyet krizlerinin gölgesinde yaşayan bir toplumda çok daha derin yaşanıyor. Ama salt Kıbrıs’ta, keskin çizgilerin kaybolduğu bir yerde de değiliz…

Burada sadece işle değil; geçmişin, kimliğin, kültürün ve hatta “hangi taraftan” olduğunla da mücadele etmek zorundasın.

Çünkü hâlâ adanın her iki tarafında da görünmeyen bir kimlik baskısı var:

“Bizden misin, onlardan mı?”

Ayşe’den gün içinde üç defa kesilen elektriğe rağmen güler yüzlü olması bekleniyor. Patronu, performans raporunu soruyor ama kimse onun annesine bakmak için sabah 5’te kalktığını bilmiyor. Öte yandan Lefkoşa’da kendi işini kurmaya çalışan genç bir adam, sosyal medyada takipçi kazanmak için gece 3’e kadar içerik üretiyor ama içten içe kim olduğunu unuttuğunu hissediyor. Çünkü artık değer, algoritmalarla ölçülüyor.

Toksik davranışlar bireylerde başladığı gibi, sistemin ruhuna da işlemiş. Politikada bu daha da görünür oluyor… Özellikle Kıbrıs gibi hâlâ çözülememiş bir sorunun ortasında kalan halklar için, milliyetçilik başta bir savunma mekanizmasıdır… Çoğu zaman bu savunma, bir tür duygusal manipülasyona dönüşüyor.

“Toprak, bayrak, soy” gibi kavramlar, halka yeniden travmalarını hatırlattığı kadar çözümsüzlüğü de perçinliyor…

Birliktelik değil, kutuplaşma en baştan başlıyor. Çünkü milliyetçilikler, sağlıklı kimlik inşasından değil, korkudan, öfkeden ve geçmişe saplanmaktan beslenir.

Bir başka deyişle, milli gurur sandığımız şey çoğu zaman yalnızca bize öğretilmiş bir hikâye. Hiç sorgulamadığımız, içini dolduramadığımız bir aidiyet illüzyonu. İnsan sırf “bizim ırkımız” dediği biri haksız olsa bile onu savunabiliyorsa, burada gurur değil, körleşme vardır.

Irksal üstünlük, tarihin en büyük yalanlarından biridir. Ve bu yalan, binlerce kez tekrarlanarak gerçek gibi kabul görür. Oysa insan dediğimiz şey, doğduğu coğrafyadan, soyadından ya da bayrağından ibaret değildir.

Bu kavramları körü körüne ‘yense yenilse kalbim hep sende’ mantığı ile yürütmek hastalıktır, teşhisi konulamayan vakalara gebedir…

Asıl değerli olan, insanın nasıl yaşadığı, nasıl hissettiği ve diğerine nasıl davrandığıdır.

Dijital dünyada ise kimlikler daha da bulanık. Herkes online, ama kimse gerçekten bağlı değil.

Bir adam Tinder’da kahkahalarla geçen bir randevudan sonra ertesi gün:  “Sana karşı fiziksel çekim hissetmiyorum” mesajıyla ortadan kaybolabiliyor.

Bu artık istisna değil, yeni norm. İnsanlar bağ kuramıyor çünkü bağ kurmak duygusal sorumluluk demek. Ve duygusal sorumluluk, bu çağda çok fazla geliyor. Duygusal zekâ eksikliği, kısa vadeli hazların önceliği, derinlikten korkma hali… Bunlar bireysel değil, kolektif problemler artık.

Tüm bunlar bir araya geldiğinde, insan doğasının ne kadar çetrefilli, ne kadar iç içe geçmiş olduğunu daha net görüyoruz.

Kıbrıs’ta birçok insan aynı anda hem barış istiyor hem karşı tarafa güvenemiyor. Hem adil bir çözüm hayal ediyor hem diğer tarafı suçlamaya devam ediyor. Çünkü biz insanlar, çelişkilerle doluyuz. Ve bu çelişkileri bastırmak yerine tanımadıkça, onları kendi içimizde çözmedikçe, kimliklerimiz de, sistemlerimiz de, ilişkilerimiz de hasta kalacak.

Bu yüzden milliyetçilik, ırkçılık ya da “bizden olan”ı kayırma hali, geçici bir aidiyet hissi verse de uzun vadede hem bireyi hem toplumu körleştiriyor. Ve bizden olan da artık bizden olmamaya başlıyor…

Gerçek gurur; nereden geldiğini değil, nasıl bir insan olduğunu bilmekten gelir. Ve bu gurur sessizdir, slogan atmaz, tehdit etmez, sadece yaşar.

Belki de ilk adım, şu basit ama derin soruyla başlamaktan geçer:

“Gerçekten ben kimim ve bana öğretilen kimliğin dışında geriye ne kaldı?”

Bu sorunun cevabı kolay değil. Ama işte iyileşme ve yeniye uyum süreci de tam burada başlıyor.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

“Uyuz Guduz Alameti Da Çok” – Levent Atikoğlu

Kıbrıs’ın işgal altındaki bölgesinde yıllardır kurulan siyasal düzeni anlatmak...

Denizaşırı Odalarda Aklanan Muhalefet: Bir Enkazın Anatomisi – Levent Atikoğlu

Türkiye’nin bütün dertlerinin, kirinin, pasının, her türlü rezilliğinin ve...

21 Aralık propaganda tarihi değildir – Levent Atikoğlu

21 Aralık 1963 ve bu hafta, milliyetçiliğin utanmaz diliyle...

3 Aralık Dünya Engelliler Günü: Hesaplaşma ve yüzleşme vakti – Levent Atikoğlu

Kıbrıs’ta, Türkiye’de, ihmal ve istismar üzerine kurulu işgüzar sistemlerde...

Derya’dan Erhürman’a kapsayıcı barış dili ayarı – Levent Atikoğlu

Canlı yayınların en çarpıcı yanı, samimiyete ve çoğu zaman...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,905TakipçilerTakip Et
936AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Kaçamayacağımız gerçeklerle, acı şekilde karşılaşırken

Aslında hâlâ bize umursuz havamızın ninnisi gibi geliyordu. Oysa...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Bolu Dağı’ndaki imgeye ulaşmak’ ve umudun inşası

Kapitalizm gücünü insanı çok boyutlu kuşatması, ruhunu kötürümleştirmesi ve...

Özkan Yıkıcı yazdı: Acıların felaketindeki “kaza veya katliam” gerçeklerini yaşarken

Acı olunca, insan olan mutlaka etkilenir. Üstüne epey duygusallık...

Ertan Erol yazdı: Gayrimeşru anlaşma

Geçtiğimiz Cuma günü ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Venezuela...

Kemal Can yazdı: İktidarın “rıza üretme” derdi var mı?

AKP iktidarı döneminde herkes çok baskı, çok zorlama yaşadı,...

İlhan Uzgel yazdı: Örgüt-vekillerden devlet-vekillerine geçiş

Küresel sistemdeki dönüşüm, dünyanın bütün bölgelerindeki gelişmeleri ve dengeleri...

Vijay Prashad yazdı: İran hâlâ gayrimeşru bir saldırganlığa direnirken açık mektup

Sevgili dostlar ve meslektaşlarım, Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail bu...

Canlı yayın