arşivSaid İlhanToplumun “bakar kör” hali! - Said İlhan

Toplumun “bakar kör” hali! – Said İlhan

Kategori:

Yeni yıla girmişken “başların göğe er(diril)diği” nutuklar, aslında Nazım Usta’nın deyişiyle toplumun “bakar kör” halini yansıtır. Her şey iflas ama “zavallemulara” umut diye ezberletilen! Hükümeti – muhalefetiyle toplumun getirildiği yer burası… Yaşananları aynalar yansıtamıyorsa kırıklığından değil anlayacağınız! Topluca Ankara’nın yolunu tutmak ve hele Bütçe (para) Komite üyelerinin anavatan çıkar(t)ması, ölümüne sosyal sigortalar yasasının meclisten geçirilmesi geçen yılın 28 Ocak, 2 Mart ve 7 Nisan “baş kaldırma” Toplumsal Varoluş mücadele mitinglerine gölge düşürmez de ne yapar? Nazım Usta ne demişti “telgraf tellerine konar serçeler, … halkımı bakar kör ettiler İngiliz urganına gelesiceler” Daha ne desin idi allahaşkına! Eğer Recep Tayyip Erdoğan da kalkar ve bu durumlara epey güldükten sonra Cemaat ötesine geçemeyenler için “besleme” derse, yalnızca onu kınamak yeter mi, kendimize sormamız gerekmez mi? Birileri sıkıca koltuklara yerleşmiş kalkmamak için direnirken, ötekiler bir daha otur(t)mak için damardan girmesi toplumun ulaştığı düzeyi de göstermez de ne yapar? Hep eleştiri (evet özeleştiri) ancak içerisindeki yanıtları göremeyenlerin tekrar okumalarında fayda var diye düşünüYorum.

Ülkemizde güzel şeyler de yok değil… seçimlerin çözüm olamayacağını görüp 40 – 50 yıldır devam eden sözde müzakere sürecinde sonuç alınamaması gerçek nedenini ortaya koyanların varlığı, ki toplumun “yüz akı” olmaya devam ediyor. Bunlar arasında sedikal platform içindeki bazı örgütlerin temsilcileri AB’yle doğrudan temas için Brüksel’i ziyaret etmesi tabiatıyla bugüne kadar gerçekleşen en doğru tesbitti. Şimdi, müzakere süreciyle ilgili kendi lider(likler)inden bir türlü randevu alamayan örgütlerin “ortak vatan” diğer toplum liderinden randevu istemesi kadar doğal ne olabilir? Olumlu yanıt alınınca ve görüşmeye gitmelerini eleştirmek, hele “vatan hainliği” suçlaması olsa olsa en hafif deyimiyle elmalarla armutları karıştırmanın ötesinde “bulles ile lahmacunu” ayırt etmemektir. Kendileri Hristofyas ile “davayı” görüşüyor, aynı masada ailece yemeler içmeler, kim bilir kahve falları ama gelinen nokta hakkında demokratik örgütlerin fikir teatisinde bulunması “suç” oluyor… adı üstünde “demokratik örgütler” ki demokratik yapılarda mutlaka olması gereken yoksa bundan çok uzak olması mı korkutuyor ne? Bir de boşuna gayret anlamı mı bilinmiyor ki devlet adamlığı ve vatanseverlikten bahsediliyor! Geçmişte her şey “teşkilat işi” gizli idi, yapılan (failli meçhuller dahil) geride kaldığına inananların kabul edebileceği “tarz” değil! Askeri rejim “derin devlet” ruhu hala yaşatılan Türkiye’de aykırı seslerin tümden susturulması burada da sahnelenmeye çalışılmaktadır. Newyork’ta bu ay içinde yapılacak 3ncü – üçlü zirve ne getirir, ne götürür tahmin etmek zor değil, sadece Türk kahvesi içmek için olmayacaktır. Esasen kaybedecek fazla şeyi olmayanlar için ne farkeder… geride sarılacağı tek silah vatandaşı olduğu AB değerleri ve “Uluslararası hukuk ve anlaşmalara” sıkıca sarılmaktır. AİHM kararları esastır, Brüksel’i ve hatta Strasbourg’u kış uykusundan uyandırmaya bakılmasının yolları bulunmalıdır.

 

KABAHATİN BÜYÜĞÜ BİZİM!

Avrupa Konseyi güvenlik görevi Kıbrıs Cumhuriyeti adına Rumlara bir yıl süreyle geçmesi ve 1 Temmuz’da AB dönem başkanlığını da devralacak olması Türk tarafının “paça”larının tutuşmasına yol açtı. Yapılan açıklamalarda AB topa tutulurken kendilerinin ne denli uluslararası hukuk ve anlaşmalara saygılı oldukları(!)nın profili çizilmeye çalışıldı. Keşke öyle olsaydı, Uluslararası hukuk ve anlaşmalara saygılı olunsaymış! Ama kendi yurttaşlarına bile çok görenlerin başaracağı iş değil… Doğu Akdeniz’de zengin doğal gaz yatakları sondajından olumlu sonuç alınması da tabiatıyla çifte vurgun! Ortada sorun gibi duran meseleleri uzlaşı ve hukuk çerçevesinde ele alınması gerekirken dışında arayanların düşeceği kaçınılmaz sonuç; Bölgeye savaş gemileriyle uçakları göndermek, tanınmamış ülkeyle (muhtar olamayan) kendi alt yönetimiyle sözde anlaşmalar yaparak petrol arama, münhasır bölgeler icat edip Rumları taklit etmeye çalışmak zora sokmaktadır. Böylesi anlayışın Orta çağda kaldığını bir türlü kabullenmeyenler Kıbrıs, Kürt, Ermeni, Alevi, insan hak ve özgürlükleri çözmesi beklenemez. Türkiye’de halkların kardeşliğini devletin bekası adına sadece tek egemenlik alanı içerisinde hapsedilen kendi (Türkizm) ırk ve islami kendi (Suni) mezhebine mutlak itaat gören anlayış öylesine güçlü ki halk (işin kötü tarafı) buna inandırılmıştır. Çağdaş yaşamın vazgeçilmez göstergesi hak aramadaki düşünce ve ifade özgürlüğü ülkede suç teşkil edince her eylemin “ihanet” kabul edilmesi, buna girişen herkes – ıslah (!) için – doğruca mahpus damlarına yöneltilmesi doğaldır. Yargı kurumu işini gücünü bırakıp bu davalarla uğraşması neredeyse demokrasi ve adaletin simgesi haline getirilmiştir.

Savaşın “insan öldürme” sanatı göreni çok az… Bülent Ersoy’un karşı çıkması bile hazmedilmiyor. En son açıklaması Deniz Gezmiş tanışıklığı ve idamını lanetlemesi onları daha bir çileden çıkarmaya yetti. Bizde “vicdani ret” ve zorunlu askerliğe karşı çıkan (keçi koyuna gülmesin) çevrenize bir bakın başta YKP olmak üzere bir elin parmaklarından azdır. Tayyip Erdoğan’ın sözde askeri darbelere karşı çıkması, paşaları mahkemelere sevki bizim Kıbrıs deyimiyle “softa şaşırtması”ndan başka bir şey değildir. Daha bir kaç gün önce 34 masum (ülkenin zencileri) Kürt sivilin savaş uçaklarıyla öldürülmesini temize çıkarır mı? Ya Ermeni olduğu için, Türkiye’ye daha çok demokrasi – özgürlük istediği için gazeteci aydın Hrant Dink’in öldürülmesi, katillerin “maşaları” yakalandığı halde ve ardında derin devletin varlığı bilinirken yıllardır kapatılmasının yolları aranması aynı zihniyetin “eseri” değil mi?

Yeni yıla girdik ama umutlu olmak için pek “şans” bırakılmadığını da kabul edelim… Nazım Usta’nın “… kusura bakma kardeşim ama kabahatin büyüğü senin” yani bir yerde “bizlerin” diyerek bitirelim.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Türkler ve Kürtler! – Said İlhan

(BİR KÜRT AYDININ 7 YIL ÖNCEKİ ÖNGÖRÜSÜ) Türkiye'de Kürt (PKK)...

Rotasız geminin yolculuğu! – Said İlhan

Güney'de başkanlık seçimi yapılmış, kaybedenin kazanına devrettiği yönetimde işler...

Kıbrıs’ı İngiltere’de ararken! – Said İlhan

Ülkemizin kayıp edilmesi yıllar geçtikçe daha iyi anlaşılmaya başlamasından...

Muhalefet(lik) zor zanaat! – Said İlhan

Yanlış bir algı var; "iktidar yani  hükümet edenlere karşı...

Koşulların zorlaması “yol haritası” çizer! – Said İlhan

Adına Batı zorlaması veya bizde Hristofyas randevusu deyin farketmiyor,...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,938TakipçilerTakip Et
880AboneAbone Ol

Son eklenenler

Umut Can Fırtına yazdı: Latin Amerika kaynıyor

ABD’nin Küresel Güney’deki hegemonya tesisi stratejisiyle iyice belirginleşen Latin Amerika’daki...

Hediye Levent yazdı: NATO zirvesi, Barrack ve ekonomik örümcek ağı!

Amerika’nın Ankara Büyükelçisi ve aynı zamanda Suriye ile Irak...

Metin Yeğin yazdı: Bir ihtiyaç olarak komünal ekonomi

Bize her gün aynı masalı anlatıyorlar. Herkes kendi başının...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kaygan Zeminde Kayganlaşırken, Yaprak Misali Savrulmalar

Senelerdir Ortadoğu başlığında durmadan yazıp çizdik. Bazen ülkeler düzeyinde,...

Mihalis Stavru yazdı: Bu adada sadece biz yaşamıyoruz

“Politis” gazetesinin birkaç gün önceki manşeti, bazılarının yaşadığı yanılsamayı...

Özge Güneş yazdı: Kolombiya’dan kıtaya neofaşist kuşatma

Kolombiya tarihinin en kritik siyasi süreçlerinden birini geride bıraktı. Ülkenin...

Şener Elcil yazdı: Muhalif Olmak

Bir ülkede hükümetlerin görev yapma süresi, muhalefet edenlerin başarısı ile ters...

Özkan Yıkıcı yazdı: Sızdırtmalardan Öngörülere Kıbrıs

Adamızda yine diplomatlar gezileri başladı. Amaç malum: Kıbrıs sorunu....

Canlı yayın