arşivUlus IrkadÖzyönetim tehlikeli mi? - Ulus ırkad

Özyönetim tehlikeli mi? – Ulus ırkad

Kategori:

ulusSon günlerde Türkiye devlet ve hükümet yetkililerinin verdikleri demeçlere göre özyönetim çok tehlikeli bir idari sistemdir diye demeçlerinden anlaşılmaktadır. Onlara göre Türkiye’deki şimdiki merkezi sistem devam etmeli. O merkezi sistem ki Türkiye’de farklılıkları hoş görmüyor ve Türkiye’de kendi vatandaşlarını ırklarına, dillerine, dinlerine hatta mezheplerine göre bölüp yönetmeye çalışmaktadır ve bunun çağdaş demokrasiyle de bir ilgisinin olmadığı apaçık anlaşılmaktadır. Fakat şöyle bir araştırma yapsak, gerçekten özyönetim tehlikeli bir sistem mi diye soralım bakalım. Özyönetim aslında var olan yönetim sistemine halkın daha fazla katılmasını sağlamak ve merkezi olarak yönetilmeyen ülkenin bölgelere ayrılarak(Bu bölgeler iller, eyaletler veya belediyeler olarak anlaşılabilir) ülkedeki sisteme daha fazla vatandaş katkısı sağlarken, vatandaşa gidecek hizmetleri de kolaylaştırmak için izlenen bir yönetim şeklidir. Burjuva Demokratik Devrimlerden sonra Avrupa ülkelerinin çoğunda ve şu anda da AB ülkelerinde takip edilen sistem aynı sistemdir. Bilirkişiler özyönetimi şöyle tanımlamaktadırlar:

“Özyönetim kendi toplumsal doğasındaki erki düzenleme ve denetlemeyi, böylece toplumun sürekliliğini sağlamayı ve beslenip korunmasını güvence altına alırken, yabancı yönetim kendini iktidar olarak ‘doğallaştırıp’ ilgili toplumu baştan çıkarmayı (beynini dağıtmayı), böylelikle kendisi için bir sömürge haline getirerek yönetmeyi mümkün kılar. Dolayısıyla bir toplum için özyönetim hayati önemdedir. Özyönetimden yoksun kalmış bir toplum sömürge olmaktan kurtulamayacağı gibi, bunun doğal sonucu olarak asimilasyon ve soykırımla süreç içinde yok olması kaçınılmazdır.

Öze yabancı yönetimler iktidarın en zorbaca ve sömürgen biçimini temsil ederler. Dolayısıyla bir toplum için en hayati, ahlaki, bilimsel ve estetik görev, özyönetim gücüne erişmektir. Bu görevi başaramayan toplumun ahlaki, bilimsel ve estetik gelişimi mümkün olmadığı gibi, siyasal ve ekonomik kurumlaşma ve gelişmesi de yok olur. Ön emli olan, yönetim erkinin bir yandan kendini iktidar biçimine taşırmaktan alıkoyması, diğer yandan yönetimsizliğe karşı sonuna kadar direnmesidir. Yönetimi iktidarlaştırmamak kadar, iktidarın yönetim ayrıcalıklarını elinden almak da büyük önem taşır. İktidar ne denli antitoplumsalsa, yönetim de o denli toplumsal erktir. Toplumsal erksiz ahlaki, estetik ve bilimsel gelişme olmaz. Böylelikle dar anlamda kültürleşme olmayınca, geniş anlamda ekonomik ve siyasal gelişme de olmaz. Bu durumda yaşanacak olan sömürgenlik, asimilasyon ve soykırımsal tükenmedir.

İktidar yönetimi toplumda ne denli antidemokratikse, özyönetim de o denli demokratik yönetimle bağlantılıdır. Saf iktidar yönetimleri ne kadar demokrasi karşıtlığını ve toplumun yönetimden uzaklaştırılmasını ifade ediyorsa, özyönetimlerin de toplumu yönetime kattıkları oranda demokratikleşmeyi ifade ederler. Bu durumda demokrasi toplumun katılım sağladığı özyönetimi olarak tanımlanabilir. Özyönetimler hep toplumla ilgili olduklarından, katılımsız olmaları düşünülmeyeceğine göre, doğalarında demokrasi vardır. Demokrasiler daha çok halk ve ulus gibi makro toplumlar için düşünülen bir kavram olduğundan, özyönetimler en küçük klan toplumundan en geniş ulusal toplumlara kadar yaygınlaşan ve sürekliliği olan bir erki ifade ederler. Toplumbilimin yaşadığı en önemli kriz veya sorunların başında, iktidar ve yönetim kargaşasını ve çarpıtmasını çözememesi gelir.  Bu da beraberinde tüm yapısal ve anlaksal analizlerle tarihsel yaklaşımları kaos içinde tutmakta, krizin ömrünü uzatmaktadır. Sonuç, iktidarın tüm toplumu ve çevreyi yutması, demokrasiyi içeriksizleştirip boş bir kabuk durumuna düşürmesi, kendini anlamsızca tekrarlayan bir biçimselliğe indirgenmesidir. Sosyolojik bilim iktidar ve demokratik yönetim kavramlarını odağına alıp çözmedikçe bu bununla bağlantılı olarak çözümü tarihe ve diğer bilimlere yaymadıkça, bilimsel alandaki krizin, dolayısıyla toplumsal krizin yeni bir yapısallık olarak aşılması mümkün olmayacaktır”.

İşte özyönetim buymuş ve iktidarın bir şekilde halka devrini öne alır. Uygarlaşma ve demokratikleşme ekseninde bu yönetim şekli en halkçı yönetim şekli oluyor. Yalnız yıllarca Suriye sınırında IŞİD egemenlik kurarken, YPG güçleri IŞİD’i püskürtüp Türkiye sınırına geldiğinde, Türkiye’nin başlıca istekleri arasında YPG sembollerinin ve de özyönetimin de o bölgelerde uygulanmaması talebi aklıma geldikçe, sanırım Türkiye’deki devlet ve yönetim anlayışının  ne kadar çağdaş dünyaya göre geride kaldığı da ortaya çıkıyor.

Şu anda özyönetimi de anladıktan sonra Türkiye’nin bütün komşularıyla ve de dünyayla da uyumsuzluk problemlerini daha iyi algılamaya başladım. Sadece Türkiye insanlarına başlarında böyle politikacılar olduğu için yazık diyorum. Bu yönetici kafalarıyla bir yere gidilemez…


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Tartışmanın ortasında federalizm ve üniterizm – Ulus Irkad

Bizim tanınmamış ve pek de tanınacağa benzemeyen “KKTC”de ,...

Tarihle hesaplaşmamız – Ulus Irkad

Osmanlı adayı İngilizlere kiraya verirken aslında tüm mallarını ve...

Ekonomi de Kıbrıs sorunu da kötüye giderken- Ulus Irkad

Kıbrıs Sorunu Türkiye’nin tekelinde kötüye giderken son zamanlarda artık...

Evrensel hukuk yoksa kaybettiniz demektir – Ulus Irkad

Haftalardır tüm konular dönüp dolanıyor ve Türkiye’de artık devletin...

Sağ milliyetçi politikacılar harakiri mi yapıyor? – Ulus Irkad

Şimdi öncelikle son 70 yılda Kıbrıs görüşmelerinin geldiği en...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,898TakipçilerTakip Et
965AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Aksa Tufanı’ndan Mekke ittifakına gelirken

Önemli siyasal tarihçi, Aksa Tufanı ile Ortadoğu'da yeni bir...

Metin Yeğin yazdı: Borçlular hâlâ birleşiyor

On yıl önce Barcelona’da birileri bana şöyle demişti: “Banka...

Hediye Levent yazdı: Mekke Antlaşması’nın zor imtihanı

Türkiye ve Pakistan Mekke Antlaşması gereği Suudi Arabistan’a askeri...

Özkan Yıkıcı yazdı: Teknoloji ağına takılan makalenin yeniden yazılma zorunluluğu

Brezilya ve İspanya'daki seçim rüzgârları üzerine Bu yıl önemli seçim...

Ecehan Balta yazdı: Adil dönüşüm neyi dönüştürecek?

Ekolojik kriz üzerine konuşmaya başladığımız anda tartışma çok hızlı...

Taner Akçam yazdı: “Sallandıracaksın birkaç tanesini, bak bakalım yolsuzluk oluyor mu?”

Bu sözü eskiden kahvehanelerde çok duyardım. Şimdi eskinin kahvehaneleri...

Özkan Yıkıcı yazdı: Güncemize düşen Mekke anlaşması

Kıbrıs'ta yaşamanın önemi ve dezavantajları mutlaka vardır. Bazı konularda...

Volkan Yaraşır yazdı: Adorno, Minima Moralia ve faşist salgın

Frankfurt Okulu’nun ya da Eleştirel Teori’nin kurucusu ve en...

Canlı yayın