Son Ortadoğu çatışmaları sık sık duyduğumuz gelişmelerdir. Özellikle de Amerikan, İsrail, İran üçgeninde dolanıyordu. Lübnan ise seçilen katliam işgal alanı şeklinde yerini alıyor. Onun daha da önemlisi, adı ateşkeslere konsa da büyük savaştan daha zor uyulması gerçeğinin olmasıdır. Sıralanacak başka ülkeler de elbet var. Bu arada değişik şekliyle de adını duyuran devlet de var. Katar, en ilginç yapısal davranışlarla ortada dolaşan ülkedir. Güçlü yapısı olmasa da hem savaşta hedef, hem de diplomaside arabuluculukta teşekküre varan iltifatla da ödüllendirilen garip ama sistemsel rol ülkesi olarak karşımıza çıkıyor.
Gerçekten, Katar değişik yönlerle, farklılıklarının bir sentezde harmanlanan derinlikli emperyalist ağ devletidir. Bir yanıyla zengin, öte yanıyla en eşitsiz ülke ikileminin örneğidir. Basra Körfezi ülkesi olması ise hem enerji bakımından önemli yere sahip oluşu, Ortadoğu denkleminde etrafı kuşatılan şer ve merkezi emperyalist ikilemli koşullar, adeta her türlü hedefin ve ihtiyacın üstünde islimde yanan hale soktu.
Son gelişmelere bakın: Katar konulan savaş gerilimlerinde baş rolde değil. Hatta savaştan uzlaşmaya uygulamadan diplomasi hamlelerinde de tarafsal duruma gelemiyor. Savaşta hedef, diplomaside ise en basitiyle arabulucu gibi birbirini tutmayan duruşlar oluyor. Öyle ya, Katar saldıran ülke değil. Savaş hali kararı alıp da direkt yürürlüğe sokan da olmaz. Fakat, hem füze yiyor, hem ülkedeki üslerden komşulara saldırılar yapılan savaş arenası olarak da yaşatılıyor.
Sonrası da daha ilginç yapılan görüşmelerde ülkenin adı arabulucu olarak geçiyor. İki kesimi bir araya getirip ve şöylesine başarı da olunca “teşekkürü” de kapıyor. Ama temel politika belirlemede Katar yok. Alınan kararlarda siyasal katkısı da çok az derecesine dahi gelmiyor. Çoğu zaman da kendisi ilan etmediği, bazen de istemediği düşmanlıkların da içinde oluyor. İçinde olmak ne demek: savaşta kullanılan yer, hedefe konulan menzil biçimine sokuluyor. Karar almasa da ülkeden kalkan uçaklar komşusunu dövüyor, komşusu da karşılık olarak ülkedeki üsler ve ekonomik tesisleri vuruyor. Ha: ekonomik etkilenmesine dokunmuyorum. Basra Körfezi’nde durma derecesine gelen ihracat, en çok vurduğu ülkelerden biri de Katar olması da tesadüf değildir.
Yine de Katar bölge denklemindeki çelişkiyi koruyor. Hem karar alan değil, ama gelişmelerin de içinde. Devamı da oluşur: savaşın içinde hem de direkt katkılarla rol alırken, savaşın bitmesi için de arabulucu. Son dönemde daha bir paradoksal şekilde karanlık siyaset içinde örnekleşti. Katar, müttefikleri tarafından dahi vuruluyor. Üstelik onu koruyacak denilen yabancı ve yerleşen üsler müttefiki başta Amerika ve Türkiye de müdahale yapmıyor sonucuyla da yüzleşiyor. Peşinde yapacak bir şeyi de yok.
Katar’ı Katar yapan bazı olguları yan yana koymadıkça, hep açık eksiklikle karşılaşma zorunluluğu artık tartışılmazdır. Coğrafya konumu zaten onun bir başka koşullar diyarının nedeni. Ortadoğu ülkesi hem de Basra Körfezi devleti. Yetmiyor: oluşumundaki ülkesel coğrafya ise İngiltere sömürgecilik politikasının çizdiği sınırlarla birlikte ortaya çıktı. Ulusal veya direkt başka ilkelerle bir araya gelip ortaklaşma yok. Bunlar ta baştan Katar’ın hem önemli ülke, hem de kolayca kendi haline bırakılırsa yutulacak lokma biçiminde oluşturdu. Çizilen suni sınırlarla dar şeritteki devlet, en başta komşularınca krizlerle tehdit edilmeleri de oldu. Özellikle de Suudiler yeri geldiğinde açık işgal ile tehdit ediyorlar. Onun için Katar, ayakta kalma adına, emirlik elit kesiminin saray gerçeğini yaşatma peşinde olması sonucu, kendi gücüyle değil de ülkesine yabancı askeri üslerle hayatta kalma gerçeği var.
Tabii ki Katar’a üs koyup da hesapta kendini korumacı olan devletler de onu korumaktan çok bölgesel siyasi, ekonomik stratejik hesaplarla Katar’a yerleşir. Amerika bunun en başında gelenidir. Siyasal İslam, Müslüman Kardeşler eksenli ve başka olgularla da Türkiye de Katar’da üs kurar. Fakat, son savaşlarda da görüldüğü gibi temel üs koruma değil, daha önemlisi bölgesel yayılma ile enerji kaynakları denetleme politikası olduğu da anlaşıldı. Nitekim en basitiyle Amerika İran savaşında Katar yönetimi karar almasa da hem topraklarından saldırı yapan hem de karşı saldırılarının da önemli merkezlerinden biri haline gelip bedel ödedi.
Yine de tüm bu anlatılanlar Katar’ı anlatmaya yetmiyor. Zengin doğal gaz gerçeği ile ekonomik hedef oluşu, örneğin üretilen petrolün piyasa payının ancak %17 civarı Katar’a kalırken, devamını nakliyecilikten öteki sonuca giden pasta şeklinde yutulmaktadır. Bu da sömürgeciliğin petrol enerji alanındaki önemli net göstergesidir.
Başka açısı da var: Katar açıkça Amerikan eksenli ülke olmasına karşın örneğin bazı Filistin gruplarının da merkezidir. Onun için de gün oldu hem de açık Amerikan varlığı ile en modern hava savunma silahları almasına rağmen İsrail kolayca Katar’ı bombaladı. Yetmedi; komşusu Suudiler hem de açık Amerikan müttefiki olmasına rağmen öteki müttefiki Katar’ı işgal ile tehdit yapıyor. Bunun sonucu da Katar emirleri Amerika yanına Türkiye’yi de koyuyor. Dahası, iki taraf ta Amerikan askeri sanayine önemli yüz milyarlarca silah parası vermektedirler.
Ama, Katar onca taraflı yüküne karşın arabulucu. Üstelik yeri geldiğinde İsrail-Filistin, son dönemde de Amerika-İran ikileminde diplomatik oyuncu olarak rol alıyor. Dahası var: Katar saray monarşisi Amerikan yardımıyla hatta direkt dış istekle darbelerle baba oğul ikileminde evlat darbeleri dahi yapılıyor. Zengin ülke ve monarşik kurumsallaşma. Devamı mı sömürge ile zengin petrol coğrafyası. Bölgedeki her kıpırtıda kendi rolü olmasa da açık taraf ve bedel ödeyen kesim halindedir.
Elbet ikilemler bazen başka şekilde sonuç da verir: Katar zengin enerji parasını rüşvet vermekte de kullanır. Sanırım futbolda adı duyulmazken, dünya futbol şampiyonasını alması çok garip bir uygulamadır. Üstelik yazın yapılan turnuva da kışın gerçekleştirme gücü de uygulandı.
Şimdi, Körfez savaşları nedeniyle yeni arayışlarda Katar’ın adı geçiyor. Borularla petrol ve doğal gaz taşıma tartışmaları var. Demek ki kaynakların sömürülmesinde çareler tükenmez. Sömürge ilişkileri değişken zengin bir masa oluşturur. İsrail Ortadoğu açılımında Katar’ı kullanırken, Arap muhalif bazı kesimler de Katar’ı üs olarak sığınma haline getirdi. Ama son sözü Katar söyleme durumunda değil, Hamas bunun acılarını çok yaşadı.
Ne dersiniz: son ateşkes anlaşmasında, İran-Amerika nefes alma mutabakatından sonra Katar ile Pakistan’a teşekkür edilmesi bir tesadüf mü?
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



