Geçen hafta da yazdığım gibi: Brezilya’da sadece devlet başkanlığı değil, parlamentodan eyalet seçimlerinde Brezilya sürecine dokundum. Devlet başkanlığı seçiminin önemi, salt Brezilya değil, Latin Amerika’yla da ölçülemeyecek derecede, genel dünya politikasındaki önemini özetlemeye çalıştım. Beklentide, Lula ile oğul Bolsonaro’nun ikinci tura kalacağını da tahminlere kattım. Fakat, elbet Brezilya gibi ülke olunca, öyle birkaç makale ile önemli tüm gerçekler anlatılamıyordu. Bunun üstüne de kamuoyu yoklamaları vardı. Yaklaşık Y.3 civarı Lula’nın ilk turu alacağı ama çoğunluğu alamayacağı da söyleniyordu.
Tabii ki eksen direkt Trump, Netanyahu ve Bolsonaro üçgeni ile sosyal devlet tipi kapitalist siyasal eksenindeydi. Önemi de bundan geliyordu. Daha neti, faşizmin resmen açıkça kazanması ile merkezi çizgilerin tercihi idi. Bu yüzden Trump ve İsrail açıkça Bolsonaro’nun kazanması için ne gerekiyorsa yapıyordu. Brezilya, bir anlamda Latin Amerika Amerikan kalkanının merkezi gücü olarak önemliydi.
Sonuçlar açıklandı. Başlangıçta Lula tahminlere yakın Y.2 oy öndeydi. Fakat, sonuçta ilk turu yine kamuoyu yanılgılarıyla Bolsonaro Y.2 civarında farkla kazandı. Psikolojik anlamı şu: Brezilya’da ilk turu alan, genelde hep kazanmasıydı. Kamuoyu mu yine sayısal araştırma rakamları yaklaşık Y.5 ters yönde yanılmasıydı. Sıra ikinci tura geliniyor. Bolsonaro oğul aslında babası gibi hiç parmakları arkasına saklanmadı. Açıkça faşizmi ideolojik ayaklarla da propagandalaştırdı. Güvenlik adıyla otoriterleşmeyi, sola karşı mücadele ve Amazon Ormanlarını rantlaştıracağını net şekilde vurguladı. Kamusal alanların özelleştirileceğini inkâr etmedi. Kurumsallaşan sağlık politikasını metalaştırıp ranta terk edeceğini güzel sözlerle belirtti. Güvenlik adına mücadele ile baskıları artıracağını, hapishaneler yapacağını da ilan ediyordu.
Lula özellikle seksen yaşıyla hep eleştirildi. Solun başka aday öne çıkaramaması da eksiklik görüldü. Fakat Lula gerçeğinde şu vardı: karizmatik liderliği ile kullandığı politik eksen salt sola yönelik değildi. Toprak ağalarından sermayenin bir kesimine, kilise ayağında ise Katoliklerin desteğini böylelikle alıp seçiliyordu. Brezilya gerçeğinde sağ kitlesel eğilim ağırlıktaydı. Lula son dönemde bunu şöyle yaşadı: kendi devlet başkanı olurken, parlamentolarda sağ daha güçlü idi. Kendinin bazı ufak reformlarına dahi engeller konuldu. Hele çevre ile kamusallaşma girişimlerine takoz konuldu.
Brezilya seçimlerinde bir de şuna tanık oldum: gerçekten doksanlardaki emperyalist kültürler mücadele stratejisini bilmeyenler son dönemi anlayamaz. Lula din olayını da kullandı. Meryem Ana heykeliyle kürsülere çıktığı da oluyor. Buna karşılık Bolsonaro baba hamlesiyle oluşan faşist dalga, Amerikan yeni Klonlar desteği ile bütünleşince de Brezilya politikasında evangelistler de önemli sayıda arttı. Evangelist ideoloji de siyasetin sağ eksenine konuldu. Bunlar doksanların kapitalist stratejisinin günümüz Brezilya’sına yansıma şekilleri olarak karşımıza geldi.
İkinci turda belli ki şimdi oğul Bolsonaro daha şanslı. Üstelik şimdiden valiler ve parlamentoda da çoğunluğu sağladı. Üvey anası ve kardeşi de senatör oldu. Bir anlamda şans bir anda faşist Brezilya yolunda ilerlemektedir. Bakalım ekim ayı sonu klasik Brezilya ilk tur sonucuyla şekillenmeyi tekrarlayacak mı?
Not: Bir ufak ek gerekir: birçok yorumcu Lula’yı tek lider olmakla, yerine başkasının öne çıkmamakla eleştiriyor. Bazı ufak iki bilgiyle yanıtlayalım: aslında örneğin Lula sahte naylon faturalarla hapse atılırken, sosyalist sol bir aday öne çıkardı. Hatta kazanma şansı vardı. Fakat Brezilya mafyası ile derin devlet bu iki lideri öldürttü. Böylelikle Lula’sız seçimde öne çıkma şansı olan karizmasıyla sol liderlerin de öne kapatıldıydı. İkinci nokta: Lula salt sol ile seçim kazanamayacağını bilerek hamleler yaptı. Birçok merkezi ve sermaye yanlısı ile Katolik kilisenin önemli rahiplerinden destek alarak kazandı. Ama parlamento çoğunluğu ile tamamlanmadığı için hep zorlandı. Bu da Brezilya gerçeklerinden bir kesit olsun.*****
Bekleniyor muydu yoksa sürpriz mi bilemiyorum. Son dönemin yıldızı parlayan İspanya’da erken seçim kararını Başbakan Sánchez açıkladı. Hem de kasım ayında. Özellikle son konut sorunu ile sokağa çıkan insanlar dinamik olarak seçimin de kapısının açılmasına neden oldular. Sánchez zaten konut sorununu seslendiren liderdi. Bu konuda İspanya parlamentosuna yasalar sürdü. Otomatik kira artışlı veya kiracının kolay kolay evden atılmaması gibi içerikler vardı. İspanya sağı bu fırsatı tersiyle itmeyip, direkt karşıt tutum koydu. Bu yasaların parlamentodan geçmesini engelledi. Sánchez zorlandı. Çaresiz kalmanın da kıskacıyla, erken seçim kararı aldı. Hemen İspanya muhafazakârları bunu kullandı. Daha ileri gidip öteki AB ülkelerinde dolaylı uygulanmaya başlayan faşist parti tutumunu da net şekilde vurguladı. Yani: İspanya muhafazakâr parti, seçimi kazanması halinde yumuşak ifade ile “aşırı sağ” net gerçekle faşist partiyle koalisyon yapacağını belirtti. Bu da Avrupa faşist partiler için siyasal yeni mevzide konumlama gelişmesi olarak yaşanacaktır.
Zaten birçok sağlaşan Avrupa sosyal demokratlar dahi özellikle İspanya’nın savaşa karşı ve Filistin desteğine destek vermiyordu. Bir anlamda İspanya seçimi salt İspanya için yetmeyen sonuç halindedir. Sosyal demokratların genel tutumundan, savaşa karşı duruşlara birçok denklemde önemli sarsıntı da yaratmaya adaydır. Çok değil, kasımın ortasında bu soruya da yanıt gelecektir.
Kısaca. Merkezi sol veya sosyal politikalı biraz daha Amerikan uzaklı değişik duruşların iki ülkesi, şimdilik seçim sinyallerinde pek de iyimser hava vermiyor. Brezilya seçim sonuçları dünyaya dek etkileri olacak. İspanya ise AB içi faşizme kayışın nereye sorusuna biraz daha somut karşılık bulmamıza yarayacak. İzleyip öğreneceğiz. Öğrendikçe bizde pek ilgisiz kalınan konuda yine de yazmaya devam edeceğim.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.




