.YeniçağyazılarDr. Karabekir Akkoyunlu yazdı: Brezilya’da seçimler: Lula’dan sonrası tufan mı?

Dr. Karabekir Akkoyunlu yazdı: Brezilya’da seçimler: Lula’dan sonrası tufan mı?

Orjinal yazının kaynağıbirgun.net
Kategori:

Brezilya başkanlık seçimlerinde, hapisteki eski başkan Jair Bolsonaro’nun oğlu Flávio, oyların %47’sini alarak ilk turdan galip çıktı. Başkan Lula ise %45,2’de kaldı. Lula ve Bolsonaro, 25 Ekim’de yeniden karşılaşacak. Aradaki fark küçük görünse de ikinci tur öncesinde ivme Bolsonaro’dan yana. Zira ilk turda solun tek adayı Lula iken, sağda %2’nin üzerinde oy alan üç aday daha var ve bunların seçmenlerinin ağırlıklı olarak Bolsonaro’yu desteklemesi bekleniyor. Lula ve İşçi Partisi (PT) ise ilk turda sandığa gitmeyen 33 milyon seçmeni ikna etmeye ve katılımı artırmaya çalışacak.

Rüzgâr Güney Amerika’da sağdan esiyor ve Bolsonaro’nun yelkenlerini şişiriyor. Kıtada 2023’ten bu yana gerçekleşen sekiz seçimin yedisinden sağ zaferle ayrıldı. Arjantin, Şili, Peru ve Kolombiya — son ikisi kıl payı farkla — aşırı sağa kaydı. Venezuela darbe ile ABD’nin güdümüne girdi. Trump ve destekçilerinin kıtadaki seçimleri etkilemek için bölgeye uzun zamandır kaynak aktardığı biliniyor. Daha geçtiğimiz hafta, Bolivya’da seçime ABD müdahalesini ve hileyi araştıran başsavcı tutuklandı. Aynı esnada, Brezilya federal polisi ABD hükümet fonlarının seçimlere müdahale amacıyla sağ ağlara ve kuruluşlara aktarılmasına ilişkin soruşturma başlattı.

Son ve en büyük domino taşı olan Brezilya’nın düşmesi, Güney Amerika’yı yeni bir sömürge havzasına dönüştürebilir. Flávio Bolsonaro, ekonomi yönetiminde kamu kurumlarını elektrikli testereyle budamakla övünen Arjantinli Javier Milei’yi, ulusal güvenlikte ise nüfusun %2’sini hapse atan El Salvador Başkanı Nayib Bukele’yi örnek alacağını söylüyor; nadir topraklar ve kritik mineraller konusunda ABD ile uzun vadeli stratejik ortaklık vadediyor.

Bu gidişat karşısında demokratların umudunu 81 yaşına merdiven dayayan Lula’nın şapkadan bir kez daha tavşan çıkarmasına bağlaması düşündürücü. Kaldı ki mesele başkanlıkla da bitmiyor. Pazar günü eş zamanlı yapılan federal ve eyalet meclis seçimlerinde aşırı sağ adaylar önemli kazanımlar elde etti. Bolsonaro’nun partisi Liberal Parti (PL), Federal Kongre ve Senato’da 1988’den bu yana bir partinin elde ettiği en büyük güce ulaştı. Yeni Kongrenin yaklaşık %60’ı sağda, yalnızca dörtte biri solda olacak. Yani bir mucize gerçekleştirse bile Lula önümüzdeki dört yılı bütçesi kısıtlanarak, icraatları engellenerek ve muhtemelen görevden alınma tehdidiyle geçirecek.

Neredeyse bütün aile bireylerinin senatör veya milletvekili seçildiği Flávio için ise tam tersi söz konusu. Başkan olması halinde yasama desteğini büyük ölçüde arkasında bulacak. Bu durum, 2010’larda siyasetin çeperinden yükselen Bolsonaroculuğun merkeze iyice yerleştiğini gösteriyor. 2018’de Jair Bolsonaro örgütlü parti desteği olmadan seçilmiş, sırtını orduya dayamış, kurumsal direnişle karşılaşınca darbe girişiminde bulunmuştu. Oğul Bolsonaro ise anayasal düzeni askeri darbeye ihtiyaç duymadan dönüştürebilecek siyasi güce sahip görünüyor.

Flávio Bolsonaro işe hapisteki babasını affetmek, onu yargılayan Yüksek Mahkeme hâkimlerini Senato desteğiyle görevden almak ve yerlerine yenilerini atamakla başlayacaktır. Zira son demeçlerinde Anayasayı değiştirmekten ve yüksek yargıyı yeniden yapılandırmaktan bahsetmeye başladı. İkinci Bolsonaro döneminde yaşanacakları tahmin etmek için Trump’ın son dönem politikalarına, ABD’de yarattığı demokratik ve çevresel tahribata, kamusal yıkıma ve oligarşik kaynak aktarımlarına göz atmak yeterli.

İKTİDAR KARŞITI DALGA

Bir okumaya göre Amerika kıtasını etkisi altına alan asıl dalga sağ veya sol değil, iktidar karşıtlığı. Nitekim Latin Amerika’da bu eğilim sağa yönelişten daha eskiye uzanıyor. 2022–2025 arasında yapılan 19 başkanlık seçiminin 13’ünde iktidardaki parti veya onun devamını temsil eden aday yenildi. Bolsonaro’nun 2022’deki yenilgisi de Brezilya’da görevdeki bir başkanın yeniden seçilme yarışını ilk kez kaybetmesi anlamına geliyordu. 2026 sonuçlarıyla birlikte bu eğilimin yeni bir siyasi döngüye işaret ettiği düşünülebilir. Bu da önümüzdeki seçimler açısından sol için bir umut kaynağı olabilir. Özellikle ABD’de Trump’ın zayıfladığı veya iktidarının sona erdiği bir ortamda yeni bir sol dalganın yükselmesi imkânsız değil.

Ancak yasama, yürütme ve yargı üzerinde güçlü bir hakimiyet kuran sağ iktidar bu döngüyü kırmaya çalışacaktır. Dolayısıyla solun oturup bekleme lüksü yok. Yaşanan başarısızlığın altında yatan nedenlerle yüzleşmediği takdirde sağın uzun yıllar iktidarda kalması şaşırtıcı olmaz.

Bu nedenle Brezilya’daki sonucu ikinci turu beklemeden demokratik sol açısından bir hezimet olarak değerlendirmek ve buradan ders çıkarmak gerekiyor. Peki bu yenilginin sebepleri nedir ve ne yapmak gerekir?

DÜZEN KARŞITLIĞINDAN DÜZEN SAVUNUCULUĞUNA

İşçi Partisi, 1964–1985 arasında hüküm süren askeri diktatörlüğe karşı örgütlenen sendika hareketi içinde büyüdü. Demokrasiye geçişle birlikte anaakım siyasete girdi. Lula ilk kez 1989’da başkanlığa aday oldu. 2002’de kazandığında dördüncü kez yarışıyordu. Aradan geçen 24 yılın 17’sinde Brezilya’yı İşçi Partisi yönetti. Buna rağmen düzenin muhafazakâr temsilcileri PT’ye hep şüpheyle yaklaştı. Lula’nın temel hüneri muhafazakâr güç odaklarıyla pazarlık yapabilmesiydi. 2000’lerdeki ekonomik büyüme bu pazarlıkları kolaylaştırdı; 2010’lardaki kriz ise giderek zorlaştırdı.

2016’da Lula’nın halefi Dilma Rousseff meclis darbesiyle görevden alındı. 2018’de Lula yargı müdahalesiyle yarış dışı bırakıldı ve Bolsonaro’nun önü açıldı. Daha sonra Bolsonaro’dan ağzı yanan siyaset ve yargı çevreleri çareyi Lula’yı geri getirmekte buldu. 2022’de Lula sadece solun değil, soldan merkez sağa uzanan geniş bir yelpazenin ortak adayıydı. Bu cephe, 1985 sonrası kurulan liberal düzenin cephesiydi.

Kısacası Lula ve PT’nin misyonu yıllar içerisinde düzeni dönüştürmekten düzeni savunmaya evrildi. Bu süre içinde geniş kitlelere alan açıldı, haklar sağlandı, milyonların hayat standardı yükseldi. Ancak sistemin şiddet ve eşitsizlik üreten yapısal sorunlarına dokunulmadı. 2015 krizi önceki on yılın ekonomik kazanımlarına sekte vurdu. Bu ortamda yükselen aşırı sağ, İşçi Partisi’ni düzenle eşitlemeyi ve kendini de bu düzene başkaldırı olarak sunmayı başardı.

Bolsonarocular PT’yi devirmeyi, işçilerin ve azınlıkların kazanımlarını geri almayı “devrim”; nefret, şiddet ve ayrıştırıcı söylemleri ise “ifade özgürlüğü” olarak tanımlıyor ve normalleştiriyor. Bunun çarpıcı bir örneği, “Sömürgecilere şükredelim, yoksa Amazon yerlileri yamyamlığa devam ederdi” diyen 23 yaşındaki influencer Eduarda Campopiano’nun geçtiğimiz hafta sonu São Paulo’da en yüksek oyu alarak eyalet meclisine seçilmesiydi.

TOPLUMSAL DÖNÜŞÜM VE YABANCILAŞMA

Bir başka sorun, Brezilya’da solun 21. yüzyılın dinamiklerine 20. yüzyılın araçları ve kavramlarıyla yanıt vermeye çalışması. Temelde sendika hareketi, özgürlükçü Katolikler ve entelektüellerin koalisyonu olarak doğan İşçi Partisi, hâlâ ülkenin en örgütlü siyasi gücü olmakla ve yüz binleri sokağa dökebilmekle övünüyor. Bu yanlış değil. Ancak PT’yi iktidara taşıyan toplumsal yapı hızla çözülüyor; yerine partinin geleneksel örgütlenme ve siyaset yapma biçimlerinin ulaşmakta zorlandığı yeni bir Brezilya doğuyor.

Bir yandan PT’nin geleneksel tabanını oluşturan sendikalı ve örgütlü işçi sınıfı küçülürken işgücü daha parçalı, bireyselleşmiş ve güvencesiz çalışma biçimlerine kayıyor. Kısmen PT iktidarları döneminde sınıf atlayan yeni orta sınıfların bir bölümü devleti, vergileri ve bürokrasisiyle sırtlarına yük bindiren bir külfet olarak görüyor. Bunun dikkat çekici bir örneği, Lula hükümetinin Uber sürücülerine sosyal güvence sağlamayı amaçlayan düzenleme girişimi oldu. Sürücülerin çoğunluğu, çalışma özgürlüklerinin kısıtlanacağı kaygısıyla hükümeti protesto etti. Araştırmalara göre Uber sürücülerinin %80’i kendini sağda veya merkezde konumlandırırken yalnızca %20’si solu destekliyor.

Diğer yandan Katoliklerin oranı azalırken Evanjelizm hızla büyüyor. Bazı öngörülere göre Evanjeliklerin 2030’lu yıllarda ülkenin en büyük dini grubu haline gelmesi mümkün. Evanjelizm, ABD’de olduğu gibi aile değerlerini, kürtaj ve LGBTİ+ hakları karşıtlığını neoliberalizmle harmanlıyor. Silas Malafaia ve Edir Macedo gibi zengin ve güçlü dini liderler, kilise ağlarını ve sosyal medyayı kullanarak Bolsonaro’ya destek topluyor, ABD ve İsrail savunuculuğu yapıyor, Lula ve PT’yi Hristiyanlığa yönelik bir tehdit olarak sunuyor. Bazı papazlar Lula’nın kazanması halinde kiliselerin kapatılacağı gibi asılsız iddiaları dahi yayıyor.

NE YAPMALI?

Kilise ve sosyal medya üzerinden şekillenen bu hiper-bireyselci dönüşüme karşı henüz etkili bir strateji ortada yok. Sol entelektüeller ve hak savunucuları, bu yeni orta sınıfa çoğunlukla şaşkınlık, kızgınlık ve inkârla yaklaşıyor. Ancak bu kesimleri dışlamak veya taleplerini hakir görmek yalnızca sağı güçlendiriyor. Bunun yerine bu kesimlerle iletişim kurabilen, ittifaklar yaratabilen ve derdini onların dilinden anlatabilen bir siyaset şart.

Son tahlilde sol, düzenin savunuculuğuna sıkıştığı sürece değişim talebini ve özgürlük kavramlarını sağa bırakmaya devam edecek. Yeniden toplumsal bir alternatif olabilmesi için kendini kurumların, elit uzlaşmalarının ve geçmiş başarıların temsilcisi olarak değil, bugünün eşitsizliklerine ve tıkanmışlıklarına cevap veren bir dönüşüm gücü olarak yeniden kurması gerekiyor.

Bu da artık Lula sonrası bir solun vaktinin geldiğini gösteriyor. Lula, Brezilya’yı aşan, dünya çapında bir siyasi efsane. Fakat tam da bu nedenle yeniyi temsil etmesi giderek zorlaşıyor. Tarihsel misyonunun sonuna gelen bir liderden yeni bir dönemin siyasal dilini ve enerjisini üretmesini beklemek gerçekçi değil. Solun daha genç kadrolara, yeni yüzlere ve yeni bir siyasi tahayyüle ihtiyacı var.

Evet, Lula’dan sonrası muhtemelen tufan, ancak solun küllerinden yeniden doğması için belki de gerekli olan bu kırılmadır.

*Oxford Üniversitesi, Latin Amerika Merkezi’nde Araştırmacı 

*Federal Minas Gerais Üniversitesi’nde Ziyaretçi Akademisyen 


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Marcela Gottschald yazdı: Milei sonrası Arjantin solu

"Eksik olan şey, her gün birbirinden kopuk biçimde süren...

Esra Akğemci yazdı: Başkanlık seçiminin ötesinde: Bolsonaro’nun Kongre zaferi

Brezilya’da 4 Ekim’de gerçekleşen başkanlık seçimlerinde aşırı sağcı aday...

Şebnem Oğuz yazdı: Sınıfı Sonradan Eklememek: Türklük Sözleşmesi, Anti-kolonyalizm ve Politik Ekonomi Üzerine Bir Diyalog

Barış Ünlü’nün son dönemde yaptığı iki müdahalenin, Türkiye solunda...

Serdar M. Değirmencioğlu yazdı: Bizi yok yazın!

İnsan hakları konusunda Almanya’daki en güçlü kuruluşlardan biri olan...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,896TakipçilerTakip Et
967AboneAbone Ol

Son eklenenler

Şener Elcil yazdı: Brüksel’in Kıbrıs’a Bakışı

Avrupa Konseyi’nin davetlisi olarak, geniş katılımlı bir ekiple Brüksel’de...

Marcela Gottschald yazdı: Milei sonrası Arjantin solu

"Eksik olan şey, her gün birbirinden kopuk biçimde süren...

Ertan Erol yazdı: Brezilya’da ‘beklenmedik’ sonuç

Brezilya’da genel seçimler ve başkanlık seçimlerinin ilk turu tamamlandı....

Özkan Yıkıcı yazdı: Bir harmanlama yazısı

Zaman zaman tekrarladığım basit gerçeklerden biri ile başlayalım. Genelde...

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Bir Tatil Cenneti; Karpaz’daki Cinayedler

Gazeddacı Sevgül Uludağ abamızın bizlere cog ciddi gadgıları oldu....

Esra Akğemci yazdı: Başkanlık seçiminin ötesinde: Bolsonaro’nun Kongre zaferi

Brezilya’da 4 Ekim’de gerçekleşen başkanlık seçimlerinde aşırı sağcı aday...

Fehim Taştekin yazdı: Pakistan’ın tehlikeli yolculuğu

ABD Başkanı Donald Trump’ı Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteren...

Önder İşleyen yazdı: Sokakların çağrısı

Büyük kriz sonrası uzun bir çalkantı döneminden geçiyoruz. Eski...

Canlı yayın