yazılariktibasÇerkesler ve ‘Türklük sözleşmesini yırtmak’ - Kuban Kural

Çerkesler ve ‘Türklük sözleşmesini yırtmak’ – Kuban Kural

Orjinal yazının kaynağıilketv.com.tr
Kategori:

2018 yılında Dipnot yayınlarından çıkan Barış Akademisyeni Barış Ünlü’ye ait Türklük Sözleşmesi kitabı*, son yıllarda sosyal bilimler alanında en çok tartışılan metinlerden biri olsa da sözleşmenin muhatapları açısından yeterince tartışılıp değerlendirilmediği bir gerçek.

Klasik anlamda yazılı bir sözleşmeden bahsetmesek de Türklük sözleşmesini Barış Ünlü şöyle ifade ediyor; “Türk olmakla olmamak arasındaki hayati farkı Türklük sözleşmesi kavramıyla incelemeyi öneriyorum. Bu kavram, devlet ile toplum arasındaki ve toplumun kendi içindeki, yazılı belgeleri de içeren ama çoğunlukla örtük bazı temel anlaşma ve kuralları ifade ediyor…”

Boğaziçi Üniversitesi’nden Erol Köroğlu’na atıfla söylersek buradaki Türk tanımını etnik Türk’ten ziyade içinde yaşadığımız ülkenin “normu” nu oluşturan ve başka etnik temelden gelenlerin de isteyerek girdiği ya da bazen girmeye zorlandığı Türklük olarak tanımlayabiliriz.**

Oldukça etkileyici bir kitap olan Türlük Sözleşmesi’ni bütün yönleriyle bu kısa yazıda ele almak mümkün olmasa da sözleşmenin maddelerini, konunun direk muhatabı olan Çerkesler açısından ela almaya çalışacağım.

Kitapta Barış Ünlü Türklük sözleşmesinin maddelerini şu şekilde ifade ediyor;

  • Türkiye’de imtiyazlı ve güvenli yaşayabilmek, toplumsal hiyerarşide üst katmanlara çıkabilmek ya da çıkabilme potansiyelini sürdürebilmek için Müslüman ve Türk olmak gerekmektedir.
  • Osmanlı ve Türkiye’de gayrimüslimlere yapılanlar (tehcir, katliam, soykırım, gasp, ırkçılık, ayrımcılık vb.) hakkında doğruyu söylemek, bu gruplarla duygudaşlık kurmak ve bu gruplar lehine siyaset yapmak kesinlikle yasaktır.
  • Türkleşmeye direnen Müslüman gruplara, özellikle buna kararlı ve güçlü bir şekilde direnebilmiş Kürtlere yapılanlar hakkında doğruyu söylemek, onlarla duygudaşlık kurmak ve onlar lehine siyaset yapmak kesinlikle yasaktır.

Kitabı ilk okuduğum dönemde bu maddelerle karşılaştığım anda “işte Çerkesler” dediğimi hatırlıyorum.

Buralı olmayan, dışarıdan gelen, yani diaspora olan ve bu ülkenin tarihine 161 yıl önce dahil olmuş olan Çerkeslerin bu sözleşme maddelerine nasıl “imza” attığına/attırıldığına ve norm olarak Türklük içerisinde nasıl varlıklarını sürdürdüklerine dair çalışmalar yapmak Çerkes kimliğinin geçirdiği evreleri ve Çerkeslerin nasıl asimile olduklarını/edildiklerini göstermesi bakımından oldukça önemli. Osmanlı döneminde – yine Barış Ünlü’ nün ifadesiyle – “Müslümanlık Sözleşmesi” dairesinde kısmen kültürlerini yaşayabilen Çerkeslerin, Cumhuriyetin kurulması ile birlikte nasıl “Hiçleştirildikleri”ni (Türkleştirildiklerini) görmek için bugün yürüyen çözüm süreci bağlamında kurulan “Türkler ve Kürtler” söylemini irdelemek bile yeterli.

Genel Kamuoyu içerisinde esamesi dahi okunmayan ve Türklük dairesi içerisinde görünen Çerkeslerin bu maddeleri dikkate alarak tutumlarını gözden geçirmeleri ve uzun erimli siyasi perspektifler geliştirmeleri gerekiyor.

Madde madde gidecek olursak;

Çerkes bireylerin Türkiye Cumhuriyeti bünyesinde konforlu alanlarda yer bulabildiklerini, hiyerarşinin üst kademelerinde bulunabildiklerini gözlemleyebiliyoruz. Çerkesliklerini ve Çerkeslerin sorunlarını gündem etmedikleri takdirde Cumhurbaşkanı dahi olabilen bir zümreden bahsediyoruz. Yani her şey olabilen ama Çerkes olamayan bir topluluk olarak değerlendirilebilir şu an Çerkesler.

Her şey olmanın bedeli bireysel olarak Çerkeslikten feragat etmek iken toplumsal olarak Türklük tanımı içerisinde yer almayı beraberinde getiriyor.

Gayrimüslimlere yapılanlar konusunda Çerkeslerin tutumuna baktığımızda ise bu meseleleri görmemeyi tercih ettiklerini, mecbur kaldıklarında ise kendilerini aklar bir pozisyon aldıklarını gözlemliyoruz. Kendileri de bir soykırım mağduru olan Çerkeslerin Ermeni Soykırımı gündeme geldiğinde kendilerini aklar bir yerden cümle kurduklarını ve sorumluluk alarak Ermeniler ve diğer gayrimüslimlerle bir duygudaşlık kurmadıklarını hele hele onlarla ilişkilenmekten imtina ettiklerini görüyoruz.

Türkleşmeyi reddeden ve bu konuda ciddi politik mücadeleler sonrasında varlıklarını kabul ettiren Kürtlerle ilgili tutumları ise, Çerkeslerin Türklük sözleşmesinde en net durdukları noktayı görünür kılıyor. Kürtlerle duygudaşlık kurmayı, onların yaşadıklarını anlamayı ve benzer talepleri dillendirseler dahi onlarla aynı noktada görünmemeyi tercih eden sadece Çerkes bireyler değil üstelik. Bugün Çerkes STK’larından en demokrat görünen Çerkes aydınlarına kadar –istisnalar hariç- birçok kişinin “biz bölünmekten yana değiliz”, “bizi Kürtlerle bir tutmayın” gibi sinik refleksler geliştirdiklerini görmek mümkün. Bugün Çerkeslerin de kimliklerini ifade etmelerinde en büyük yol açıcının Kürt siyasi hareketi olduğu gün gibi ortadayken bu hakkı teslim etmekten dahi aciz kalan Çerkeslerin ülkenin demokratikleşmesinde de kendi kimlik mücadelelerini vermekte de başarılı olamayacakları/olamadıkları net bir şekilde görülüyor.

Çerkeslerin Türklük Sözleşmesi’ne nasıl dâhil olduklarını incelerken, bu somut durumu bir gerçeklik olarak görmeli, hem kendileri hem de toplumsal kesimler tarafından Türklük içerisinde görüldükleri tespitini yapmalıyız.

Her toplumsal kesimin farklı tarihsel ve sosyolojik süreçlerden geçtiğini, buna bağlı olarak kendi mücadele yöntemlerini geliştirmeleri gerçeğini göz önünde bulundurarak Çerkeslerin yeni bir politik perspektif geliştirmeleri şart.

Bu anlamda hem kendi kimliklerinin devamlılığı hem de ülkenin demokratikleşme mücadelesinde alacakları tutum açısından ilk yapacakları şeyin Türklük sözleşmesini yırtmak olduğunu görmek gerekiyor. Bu köşede sıkça dillendirilen “devletin çizdiği sınırlarda hareket etmek” Çerkeslerin kimliklerini, kültürlerini kaybetmelerinin ve bir mücadele pratiği geliştirememelerinin en büyük sebebi.

Türklük sözleşmesini yırtmak ve devleti değil birlikte yaşadıkları halkları ciddiye almak, onlarla dayanışmak Çerkes siyaseti için olmazsa olmak bir ilk adım olarak önümüzde duruyor.

“Bizde varız” diyerek oportünist/fırsatçı bir perspektifle değil “hepimiz buradayız” deme cesaretini göstererek…

https://www.dipnotkitap.com/kitap/turkluk-sozlesmesi/246

** https://www.k24kitap.org/etnik-kimlik-hayatin-neyi-olur-1680


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Umut Can Fırtına yazdı: Trump istedi, Infantino kırmızı kartı kaldırdı: Sana iltimas bitmez bende

Uluslararası kurumların bağımsızlığı ve tarafsızlığı her geçen gün daha...

Aykut Çoban yazdı: Antalya COP31’de ne mavi ne yeşil, kızıl bölge

İklim Değişikliği Sözleşmesi’ne taraf ülkeleri, kararlar almak için her yıl...

Özge Güneş yazdı: Güvensizlik, kâr ve refah talebi arasında

NATO Liderler Zirvesi uluslararası basında transatlantik ittifakın modern tarihindeki en...

Ayşe Hür yazdı: Türkiye’nin NATO üyeliğinin gecikmesinde Mısır ve İsrail Faktörü

Resmi anlatının aksine, Türkiye’nin NATO üyesi olması için hevesli...

Vadim Kamenka yazdı: Avrupa’nın önceliği değişti: Refahın yerini silahlanma aldı

Cenevre’de, Milletler Sarayı’nın Konsey Salonu girişinin üzerinde Britanyalı Lord...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,930TakipçilerTakip Et
891AboneAbone Ol

Son eklenenler

Ahmet Cavit An yazdı: Kıbrıs ve NATO

300 yıldan fazla Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetiminde kalan Kıbrıs adası,...

Şener Elcil yazdı: Çamaşır Makinesi Sendikacıları

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’da yaptığı son toplantıda “Siz,...

Umut Can Fırtına yazdı: Trump istedi, Infantino kırmızı kartı kaldırdı: Sana iltimas bitmez bende

Uluslararası kurumların bağımsızlığı ve tarafsızlığı her geçen gün daha...

Aykut Çoban yazdı: Antalya COP31’de ne mavi ne yeşil, kızıl bölge

İklim Değişikliği Sözleşmesi’ne taraf ülkeleri, kararlar almak için her yıl...

Özge Güneş yazdı: Güvensizlik, kâr ve refah talebi arasında

NATO Liderler Zirvesi uluslararası basında transatlantik ittifakın modern tarihindeki en...

Volkan Yaraşır yazdı: Küba Devrimi ve Barbudos’lar

20. yüzyılın en sarsıcı ve en özgün devrimlerinden biri...

Özkan Yıkıcı yazdı: NATO zirvesi başlarken

Sonunda otuz altıncı NATO zirvesi Ankara'da başladı. Öyle başladı...

Özkan Yıkıcı yazdı: Katledilmenin üzerinden otuz yıl geçerken

Bazı cinayetler vardır ki önce susulur. Bilinenler ayıklanır. Sanki'leştirilir....

Canlı yayın