Tarihî önemli günlere tanık oluyoruz. Salt tanıklık değil, etkileriyle de geleceğin dahi kirlenip tükenişini de içermektedir. Son İsrail, Amerikan, İran saldırılarıyla Orta Doğu’da olanlar, adeta coğrafya ile yetinmeyerek dünyayı da sarsmaktadır. Elbet Orta Doğu, stratejik sömürgesi olan adamız da bundan nasibini alıyor. Hem yığılan askerî güçler hem iklimlerin altüst oluşu hem de ekonomik krizlerin peş peşe gelen dalgalarıyla etkilenmektedir. Öyle ki hayvancı bunu bilmese de en basitiyle hellimdeki tıkanışta bölgesel savaşın katkısı olduğu kesin. Havanın zehirlenmesi, hastalıkları tetiklemesi de atılan en modern teknolojik silahların havaya kattığı zehrin katkısı oldukça fazladır. Ama tüm bunlar yaşanırken de direkt yaşama da etki yaparken, hâlâ konuyu bilmeyenler bir yana, bilir gibi olanlar dahi nedenin yakınından dahi geçmemektedir.
Tarihî günlerden geçiyoruz. Aslında gelinecek nokta ta doksanlar ortasından açıklanıyordu. Önce hayal denip inanmazlık, sonra da uygulamaya geçince hemen destek umutları paketlendi. Günümüz İran hedefi senelerdir seslendiriliyor. Bunu yapan emperyalist çağ gerçeği de durmadan kriz, bunalım, kâr döngüsünde işlemekteydi. Sonunda hedef İran’a dek gelindi. Orta Doğu projesinin resmen bölgesel son halkalarından biridir.
Birçok tanıklık yaşadık. İran’a gelinceye dek planlar uygulandı. Söylenen ise var olanın çelişkileri, durmadan tekrarlardı. En basit korkutma enstrümanı nükleer silahlar bulunamadı. Ama tekrarı sonrasında kullanıldı. Son İran nükleer programı gibi. Ama kamuoyu defalarca paranoyayla aptallaşmaya dek sokulmasına rağmen uyanamadı. En acı gösterge ise Irak işgalindeki dünya barış hareketinin günümüzde etkisinin de olmamasıdır. Haklı çıkan, sonuçlarıyla karşılaşılmasına rağmen, savaşlar engellenme yerine barış hareketleri çöktü.
Şimdi aynı senaryo İran’da oynanıyor. Artık yalanın güncel tutarsızlığı dahi önemsiz hâle geldi. Trump sıkılmadan ölümleri seyrettiği, önüne gelene tehdit yağdıran faşist niteliği ile gelecek günlerimizi de çalıyor. Ama hayat akıyor. Çoğu bırakın bilmeyi, farkında bile değil. Bu da kamuoyu oluşumunca ön bilgi olarak bile bilmeyenler çok. Uzman diye kravatlı unvanlılar ise bambaşka dünya hayali satarak gerçekleri örtmeye devam ediyor deniliyor. Tüm bunlar ne olduğu sorularının da her konuda defalarca sorulmasına neden olmaktadır. İleride tarih ne yazar bilmem. Resmî tarihler eğer hâlâ emperyalist çağ sürüyorsa, bu kanlı kirli savaşı övgülerle sunacaklardır.
Zamanında Hitler için ölenler, faşizme yardımcı olduğunu kabullenmiyordu. Amerika ilk nükleer bombayı hem de teslim olan Japonya’ya karşı kullandı. Bu, resmî tarihlerde başarı diye hâlâ sunulmaya devam ediliyor. Örnekleri artırmak kolay. Faşist diktatörlüklerin zulmünü demokrasi diye yutturmak, yeni sömürgecilik üretilmesinin ise bağımsızlık olarak tabulaştırılması hep yapıldı. Çünkü eğer yaşadığınız çağın adını dahi söylemekten kaçarsanız, devlet biçimini vurgulamayı unutursanız, kavramların içeriğinden uzaklaşırsanız kolayca aldatılıp kullanılmaya hazır aptallar hâline sokulursunuz.
Siz politikayı yapan kişinin dünya görüşünü göz ardı ederseniz, sistemin işleyiş çarklarını bilmezliğe koyarken bunlar hep genel gerçekle değil, yalanla daraltılan simgelere sıkışmanızı getirir. Emperyalist çağı yok sayar, kapitalist sistemi bilmezliğe koyarsanız onun ürettiği faşist devlet biçimini küçümserseniz, tanıklık ile farkında olmama tuhaf ikilemleri de yaşarsınız. En modern teknoloji ile kıyılan insan manzaraları uçuşurken, bundan zevk alındığını söyleyen sistemin temel gücünün lideri oluyorsa, burada bir tutarsızlık olması da gayet doğaldır. Trump, batan gemi veya bombalanan İran’ı seyredip zevk alıyor. Daha ikinci dönem başlarken en başta sadık dostu Kanada’yı dahi tehdit etmekten geri kalmıyor. Şunu istiyor, ilgili lideri kaçırıyor, suikastlarla faşist kıyım gerçekleşmeye devam ediyor. Kendilerinin yaptığı anlaşmalardan çekilip savaş ilan ediyor. Üstelik karşıtını da uymamakla suçlayarak. Faşist demagoji denilen enstrüman böyle işliyor.
Unutmayalım, en modern teknolojiyle yapılan katliamlar, tekelci burjuvanın bir kesimi için hedef politikadır. Pazar kazanmak, kâr artırmanın uygulama politik alanıdır savaş etmeler. Bu yol ile kârına kâr katarken dost-düşman kriteri dahi silikleşmeye doğru kaymaktadır. Konuyu bize hep bazı kesimler liderlerin deliliğine dek indirger. Oysa bu liderleri seçtirmek için tekellerin döktüğü trilyonlar hesabı nedense açıkça yaşanmasına rağmen yok denilme zemini oluşturulur.
Bir zamanlar Hitler’e de deli dediler. Ama Hitler’i Alman sermayesi nasıl destekleyip koltuğa oturttuğu da nettir. Faşizm emperyalist çağda devlet biçimlerinden biri olarak genişletildi. Emperyalist çağ ile sistemsel kurumsallaşma olurken, faşizm de kriz dönemlerinde uygulananlar nedeniyle seçenek hâline geldi. Emperyalizm ve faşizm yan yana gelince işte size son Orta Doğu haritası.
Kıbrıs gerçeğini unutan Kıbrıslılara da bu defa daha açık çek ile krizdeki kullanım ile askerî yığınak net pratiği gözlerine sokuldu. Fakat gariptir: özellikle kimisi dar sınırlı siyasal yerelde düşmanlık kriteri olarak kullanmaya çalışırken, kimisi de kurtuluş geleceği gibi algılamaktadır. Bu da emperyalist çağdaki Kıbrıs gerçeği.
Kısaca tanık oluyoruz. Her şey gözlerimizin içine sokuldu. Ama oluşan travmalı düşünce sonucu hâlâ farkında olmayan çok kesim var. Bunu örgütsel alana taşıyacak olursak, barış hareketi veya olayları doğru yorumlamanın kısırlığı ile karşılaşmamızı belirtmek yeterlidir. Sanki en güçlünün kazanma zorunluluğu ilkesi de yerleştirildi. Farkında olmama tehlikesi ise şimdiden geleceğin çalınması demektir.




