İsrail ve ABD’nin İran’a saldırısı ile başlayan savaştan, bütün bölge ülkelerinin etkilendiği, Hürmüz Boğazı’nın kapanması ile birlikte bölge ülkelerinin en önemli ekonomik faaliyeti olan petrol üretiminin durduğu ile ilgili haberleri bu günlerde sıkça görmekteyiz.
Bu haberler normal gibi görünse de bölgedeki ABD üslerine yönelik saldırıların dışında, sivil yerleşim yerlerinin, sivil havaalanlarının ve petrol üretim tesislerinin hedef alınması garip bir durumdur.
Bilindiği üzere başta İngiliz ve ABD orjinli sermaye gruplarınca seçilen bu coğrafya içinde çölden bir cennet yaratılmıştı. Katar, Bahreyn, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni kapsayan bölge, son 50 yılda ciddi oranda yatırım alarak çok gelişti.
Bölgenin parlayan yıldızı Dubai modern yapıları, teknolojik alt yapısı, lüks yaşamı ile tüm dünyanın dört bir yanından hem yatırımcıların hem de turistlerin başlıca uğrak yeri oldu.
Dubai’nin küçük bir balıkçı köyünden, dünyanın sayılı finans, turizm, lojistik ve ticaret merkezine dönüşmesindeki en büyük etken, yabancı sermayenin bölgeye akmasıyla başarılmıştır.
Petrol zengini komşu ülkelerde, etnik ve mezhepsel çatışmalar sürerken, ABD ve İngiliz sermaye grupları, yerel yöneticilerle planlı bir şekilde yol, hava deniz ve yat limanları gibi ulaşım alt yapılarını hayata geçirdiler.
Dünyada dolaşım halindeki kaynağı belli olmayan sermayeyi (kara para) ülkeye çekmek için vergi muafiyetleri ve kaynağına bakmadan ülkeye sermaye girişini sağladılar.
Çölde yaratılan bu “lüks vahanın” işgücünü de başta Pakistan olmak üzere civar ülkelerden temin ederek, ucuz emek sömürüsüne dayalı bir yaşamı kara paranın üstünde oturanlara sundular.
Emek sömürüsü yaparken de ucuz işgücü olarak ülkede bulunan emekçilere vatandaşlık hakkı vermeyerek, ülke vatandaşlarının milli gelirden daha çok pay almaları sağlayıp, sınıfsal bir fark yarattılar.
Uyuşturucu ticareti, kumar ve devlet kontrolü dışında elde edilen miktarı milyarlarca doları bulan kaynağı belirsiz kara para, Dubai’de lüks binalara, gökdelenlere, yaya olarak gezilmesi imkânsız olan, çok büyük alışveriş merkezlerine ve çölde yapay vahalara dönüştü.
Bölge ülkelerinde çatışmalar sürerken Dubai sağladığı güvenlikle, elinde kara para bulunduranlara cazip imkanlar sunup, oraya yatırım yapmalarını sağlayarak ellerindeki milyarlarca doları yasallaştırıp, akladı.
Bir apartman dairesinin milyon dolarlara alıcı bulmasının temel nedeni ancak kaynağı belirsiz paranın aklanmasıyla açıklanabilir.
İran savaşı ile birlikte bölge bir ateş çemberine döndü. Ne ilginçtir ki, savaşın ilk günü saldırıya uğrayan en önemli yerlerden biri de Dubai şehir merkezi ve Dubai Havaalanı oldu.
Bölgede bulunan yabancı yatırımcılar bu saldırılarla birlikte bölgede mahsur kaldılar. İran bu saldırıları kendinin yapmadığını açıklamasına rağmen saldırılar ardı arkasına gelmeye devam etmektedir.
Saldırılarla birlikte emlak fiyatları korkunç bir şekilde düşmüş, ticaret durmuş, turist turları iptal olmuştur.
Dubai gibi askeri tesis barındırmayan bir yerin, bombalanması, sivil hedeflerin seçilmesi ve üstelik İran’ın “bunu biz yapmadık” açıklamasını değerlendirdiğimizde, dünyadaki kara paranın toplandığı bu noktanın dağıtılmak istendiği sonucuna varılabilir.
Küresel anlamda yeniden şekillenen dünyamızda kara para cenneti Dubai’nin de savaş bahane edilerek hedef seçildiği ve tasfiye edilmeye çalışıldığı günlerden geçmekteyiz.
1970’li yıllarda turizm, ticaret, kara para aklama, eğlence merkezi olan Lübnan’ın başşehri Beyrut’un ve Kıbrıs’taki Maraş’ın yaşanan savaşlar sonunda, bugün geldiği durumu düşündüğümüzde çok da yanılmadığımızı görürüz.
Dünyayı yöneten güçlerin kurdukları düzeni yine kendilerinin değiştirdiği yaşayarak öğreniyoruz.
1979 yılında İran’daki şah rejimini devirip, Ayetollah Humeyni’nin mollalar rejimini getirenler, şimdi onu değiştirmek için savaş çıkarıyorlar.
Onların kurduğu İsrail’in başındaki ırkçı, Siyonist Başbakan Benyamin Netanyahu da savaşın fitilini ateşleyerek, rolünü oynamaktadır.
ABD’den milyarlarca dolarlık silah satın alıp, onların işe yaramadığını gören, İsrail ve ABD güdümündeki Arap devletlerinin yöneticileri petrol üretim alanları ve rafinerileri nereden atıldığı belli olmayan füzelerle yanarken olayları şaşkınlıkla seyretmektedirler.
Her gün yerli ve milli uçak, İHA, SİHA yaptığını açıklayıp, Rusya’dan S 400 füzesi almakla övünen, açıklamalarında İsrail’i lanetleyen, gerçekte ise İsrail ile her türlü ilişkiyi devam ettirip, ABD ve İsrail eksenli küresel güçlerin emrinde olan Türkiye yetkilileri, oyunda figüran görevlerini başarı ile sürdürmektedirler.
Oyunun baş aktörü ABD Başkanı Donald Trump ise yaptıkları ile kendi kendini rezil etmeye devam etmektedir.
Oyunun yazarlarının bu savaş sonunda rolleri tekrardan dağıtacakları artık belli olmuştur. Sahnede olanlar görevlerini yerine getirdiklerinden onlara ihtiyaç kalmamıştır. Değişim kaçınılmazdır.



