yaklaşımlarÖzkan YıkıcıEmperyalist propaganda ile İran gerçekleri - Özkan Yıkıcı

Emperyalist propaganda ile İran gerçekleri – Özkan Yıkıcı

Yazıyı yazarken Amerikan ve İsrail İran saldırıları sürüyordu. İran da olanaklarıyla yanıt veriyordu. Son dönemin emperyalist kirli, karanlık pratiği ise yeniden sahnede. İran’ın başta dinî lideri Hamaney öldürüldü. Nedense son operasyon veya direkt savaş sıçramalarında Amerika ve İsrail, karşı tarafın lider kadrolarını öldürmeyi baş kural hâline getirdi. Hizbullah’ın önemli lider kadroları, Husilerin kabinesinin toplantı yaparkenki katliamı, son İran saldırılarında önemli İran yetkililerinin canlarının alınması gayet doğal biçime sokuldu. Dahası, Venezuela devlet başkanı yatağından alınıp hapishaneye, Amerika’ya getirildi. Bunlar pek alışılmamış, İsrail’in başlatıp devamının gelmesiyle normalleşen kirli ilişkilerinden biridir. Tersinden düşünelim: Üstelik de aranır hâle gelip uluslararası mahkemece tutuklama kararı olan, soykırım gerçekleştiren İsrail başbakanı vurulursa ne olur? Emperyalist dünyanın geldiği siyasal nokta bu.

Ortadoğu’ya doğru yayılan İsrail-Amerikan saldırısı sürüyor. Önceki yazımda bazı önemli noktaları yazdım. Sürekli dinlediğiniz, izlediğiniz bilgileri de tekrar etmeyerek daha gözden kaçan ama önemli noktalara ağırlık vereceğim. En net olup da söyletilmeme eğilimindeki olguyla başlayalım. Olay münferit veya güncel değildir. Doksanlarda tüm dünyada tartıştırılan, stratejik hedefleri konulurken İran zaten şer eksenine konuldu. Ortadoğu Projesi, Irak ayağı ile işgal ile genişlerken sonuçta İran’a ulaşacağı hesabı da net idi. Nitekim iş iyice genişleyip Suriye’ye varınca planı bilen Rusya ve İran, Batılı emperyalist kesimi orada karşılamaya çalıştı. Bir ölçüde de başarılı olsa da son andaki bazı hesaplar ve taktiksel yanılgılar sonucu Suriye kalesi de kaybedildi. Artık tüm dünya aynı sesi veriyordu: Hedef İran…

Bu filmi tek bir defa değil, hem filmlerle seyredip gidişatının da sonrasını sonuçlarıyla alıyorduk. Yöntemler ise aynı. Ama bütünsel düşünce olmaması, propaganda etkileme psikolojisinin etkinliği, bizi aynı tekrarlarda dahi yanılmaktan kurtaramadı.

Irak’ta hep nükleer silah varlığı ile propaganda yapılıp işgale girişildi. Libya’da benzer propaganda oldu. Suriye’de kimyasal silahlar denip müdahaleler gerçekleşti. Sonuçlar geldikten sonra nedenler hep kocaman yalan çıktı. Hatta yalan olduğu raporları dahi hasıraltı edilip uydurulan propaganda yalanıyla bu ülkeler teker teker darmadağın edildi. Baş oyuncular aynı: Amerika, İngiltere ve İsrail.

Şimdi de aynı konu İran’la alakalı propagandalaştırılıyor. Nükleer silah edinilme deniliyor. Üstelik Obama zamanında anlaşma gerçekleşti. Fakat anlaşmayı İran değil, Amerika yırtıp attı. Durmadan nükleer silah ve öteki ek aynı konular propagandalaştırılıyor. Hâlbuki şimdiki durum olmayan, ta doksanların ortalarında mimarisi yapılmaya başlanan BOP’un en son ulaşılacak hedefi İran olarak çoktan konuldu. Daha o günlerde tartışmalı Hazar boru hattı da buna takıldı. İran üzerinden geçtiği zaman epey ucuzlaşacak maliyete rağmen, sırf ülke karşıt eksenine konulduğu için pahalı güzergâh seçildi.

Ama propaganda hep yapıldı. İran’ın mollâ rejimi eleştirildi. Tehlikeli silahlar elde edeceği korkusu yayıldı. Bölgeye askerî güçler yığıldı. Bunu biraz konuyu bilenler tahmin ediyordu. Nitekim, yukarıda belirttiğim gibi Amerikan-İsrail-Türkiye’nin Suriye dansı başlarken İran, sonrasında sıranın kendisine geleceğini biliyordu. Rusya ise İran kalesinin düşmesi hâlinde güneyden kuşatma ile Orta Asya’ya sıçramayla kıskaca alınma tehlikesini bilmemesi mümkün olamazdı. Onlar, Amerikan eksenli Batı emperyalist bloğunu bu yüzden Suriye’de karşıladılar. Fakat Rusya’nın karışık devlet oynayış şekli sonuçta Suriye’yi de kaybeder hâlde çekilmesine yol açtı.

İran artık saldırı merkezine sokuldu. Üstelik tahmin edilmeyen şekilde Amerika kuzeye de yerleşti. Azerbaycan-Ermenistan ulaşım koridorunu kiraladı. Dahası, İsrail de İran’ın dibinde, kuzeyde Azerbaycan’dan üs aldı. Bazı suikastları da dibinden yapar hâle geldi. Nitekim bazı Irak ve İran suikastlarının Azerbaycan üzerinden olduğu görüşleri arada uçuştu.

İsterseniz bir de şu kolay öldürme konusuna değinelim. İran’da da İsrail ve elbette Amerika gayet kolay üst düzey liderleri öldürdü. Sadece son saldırıda değil, daha önce de Hamas liderlerinden İran yetkililerine varan suikastler oldu. Burada iki önemli olgu var. İran, devrimden önce kendi istihbaratı, İsrail ve Türkiye istihbaratıyla bölgede ortaklaşa çalışma yaptı. Yetmişlerde Mossad, MİT ve SAVAK üçgeni çok konuşuluyordu. İran’da rejim değişse de epey yaygın ortaklıkların kalkması kolay değildi. Bu arada başta şah rejimi ile Halkın Mücahitleri’nin de özellikle Amerika’yla birlikte çalıştıkları da sır değildir. Elbette durmadan devlet içi çelişkileri de eklersek kolayca istihbarat elde etme veya sızmanın da olması koşulları vardı.

Ayrıca, özellikle suikastler yoğunlaşırken Azerbaycan’a İsrail’in yerleşmesi, üs alması sonucu daha kontrol etme, müdahale gerçekleştirme yerini de genişletti. Bunlar zaten rejim işleyişi ile iç çelişkilerin yanına konunca, işte epey muhalif değişik kesim oluşu ortamı hazırlamaktaydı. Bir de ilgili güçlerin sistemin ta kendisi olduğunu da akıldan çıkarmamak önemlidir. Benzer durumun Suriye’de daha yoğun olmadığı da net. Orada direkt İsrail bombalayarak, saldırarak daha açık gerçekleştiriyordu.

Özetlediğim bu gelişmeler uzun zamandır benzerleri başka Ortadoğu ülkelerinde yaşandı. Örneğin gerek Irak gerek Libya Batı’nın istediklerini yaptılar. Kontrolü verdiler. Hatta Libya askerlerini eğitmek için Amerikan danışmanlarına bıraktı. Ama yine de ne Saddam ne de Kaddafi kendilerini ölümden kurtaramadılar. Esad ise Moskova’ya kaçarak şimdilik hayatta. Onun için İran da anlaşma yaptı. Uluslararası örgütlere alanlarını açtı. Ama yetmedi. Hatta yokmuşçasına Trump ve Netanyahu’nun daha da sert talepleriyle karşılaştılar. Belli ki İran sonrası zaten girilen Kafkasya’dan Rusya rotası ve Çin geneline doğru hamleler de olacağı kesin. Bir anlamda İran ile doksanlarda emperyalist Ortadoğu Projesi ayağını tamamlayıp Çin’i kuşatma planına devam edilecektir.

Son nokta da şu: Zaman zaman sanki iki dünya gibi algılar oldu. İran, Rusya ve Çin denildi. Oysa görülüyor ki şimdi İran yalnız. Hatta İran, Rusya’ya Ukrayna savaşında yardım yapmasına rağmen. İlişkileri doğru okumak, propagandaya kapılmamak bu nedenle önemlidir.

Kısaca biz bu filmleri gördük. Bazen yenisiyle bazen de tekrarıyla tekrar tekrar izledik. Ama belli ki anlama yerine sadece seyredip kaldık. Ortadoğu ezber projesi ile son merkezi halka İran olma durumu senelerdir vurgulandı. Uygulanıp İran’a dek gelindi. Ama hâlâ sadece günümüz Amerikan-İsrail propaganda eksenli algılarla konuya takılıp kaldık. Emperyalist gerçekliği yok sayarsak, soyutlayıp güncel propagandaya takarsak, yalanları tekrar tekrar yutarsak, aldatma ve kandırılmanın kıskacında kalmaktan kurtulamayız. Ta ki sıra bize gelinceye dek.

Diğer yazıları

Hafta sonu “şekerleme gibi” haberlerden seçkiler! – Özkan Yıkıcı

Son günlerde Türkiye, K. Kıbrıs dolmuşları iyi iş gördü....

Yıldönümleri havuzundan seçkiler – Özkan Yıkıcı

Bugün Yirmi Üç Nisan... Önemli tarihî günlerin de yaşandığı...

Yapısal koşullardan sıyrılırsak – Özkan Yıkıcı

Genelde siyasal sistemler değişik yöntemlerle kendilerini hem ayakta tutarlar...

Bir erken seçim daha – Özkan Yıkıcı

Konumuzun geçtiği yer Bulgaristan. Kolay değil: Beş yılda tam...

Karışık duygularla izlediğim üç haftalık gelişme – Özkan Yıkıcı

Pazar günü biraz da daha tembelleşen konumumla dünya içinde...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,970TakipçilerTakip Et
820AboneAbone Ol

Son eklenenler

Kapitalist ‘yaratıcı yıkım’ ve İran savaşı – Volkan Yaraşır

Savaşlarla kapitalist krizler arasında diyalektik bir ilişki vardır. Bu...

Hafta sonu “şekerleme gibi” haberlerden seçkiler! – Özkan Yıkıcı

Son günlerde Türkiye, K. Kıbrıs dolmuşları iyi iş gördü....

Hrant Dink ve Urfalı Hacı Halil’in anısına – Taner Akçam

23 Nisan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş günü, çocuk bayramı olarak...

40. yılında Çernobil ve nükleer meselesi – Bayazıt İlhan

Yaşanan en büyük nükleer felaket olan Çernobil Nükleer Güç Santrali kazasının üzerinden tam...

Annan Planı üzerine birkaç kelime – Özkan Yıkıcı

Yeniden bir yıldönümü makalesi yazmaya başlıyorum. Dünkü yazımda da...

Yıldönümleri havuzundan seçkiler – Özkan Yıkıcı

Bugün Yirmi Üç Nisan... Önemli tarihî günlerin de yaşandığı...

Çernobil’in 40. yılında: Nükleer belaya karşı hafıza ve mücadele – Ecehan Balta

25 Nisan 2026 Cumartesi günü Sinop’ta, Nükleer Karşıtı Platformun...

Diplomaside distopya dönemi ve Türkiye! – Hediye Levent

İran-Amerika-İsrail savaşı zaman zaman sakinleşse de asla durmayan depremlerden...

Canlı yayın