14 Şubat 2026, Cumartesi
12.8 C
Lefkoşa
yaklaşımlarÖzkan YıkıcıSuriye’de Takılmaya Devam Ederken - Özkan Yıkıcı

Suriye’de Takılmaya Devam Ederken – Özkan Yıkıcı

Doğu komşumuz Suriye, epey karışık bir şekilde kaynamaya devam ediyor. Artık salt tek bir yerde değil, birçok alanda birden sorunlarla oradan oraya savruluyor. Yalnızca iç güçler değil, doğrudan işgalcilerden en uzakta olan Amerika’ya dek herkesin her an karşı ataklarla denklemi bozma ihtimali, işleri iyice kördüğüme dönüştürüyor. Ezberlerin daha biri çökmüşken peşinden ötekinin gelmesi, adeta norm hâline geldi.

Bir gerçek vardır ki Suriye, Orta Doğu’da en çok kaynayan ve katılımcı hesapçılığın olduğu ülke hâline gelmiştir.

Bilgisi olmayan, önüne konulanla yetinen ve kendi sansür dünyasının izin verdiği oranda yazandan tutun da konuyu iyi takip eden kesimlere kadar geniş bir yelpazede karşılıklar oluştu. Şöyle ufak bir değerlendirme yapacak olursak, salt güncel yazmak yalnızca yazmak adına olur ve gündeme takılmanın ötesine geçmez. Bilginiz olsa da konuları doğru takip etseniz bile sonuçta alınacak siyasal kararlarda siz olmayınca, öngörülerde bazen kaymalar olması normaldir.

Onun için konuyu anlarken, gerçekleri bilseniz dahi yaşanan koşulları yerine koysanız bile, siyasal kararı siz alamadığınızdan geleceği tam olarak tahmin etmekte zorlanmanız kaçınılmazdır. Hele konu Suriye olunca…

Suriye’de son dönemde Halep’te yaşananlar, yukarıda sıraladığım durumların önemli bir kesitidir. Halep’teki olaylar medyada SDG ile HTŞ ya da Şam yönetimi arasında gibi sunuluyor. Oysa çatışan kesin taraflar bunlar olsa bile, küçük bir deşmeyle Türkiye gerçeği ve son sözü Amerika’nın söyleyeceği daha geniş bir alan ortaya çıkıyor.

Bir diğer durum da şudur: Halep’te çatışmaların yaşandığı mahallelerin Kürt yoğun nüfuslu olduğu özellikle vurgulanıyor. Bu gerekçeyle Kürtlerin yaşadığı coğrafyalarda olayı durdurma adına eylemler dahi yapıldı. Oysa Halep’te saldırıya uğrayan mahallelerden birinde Asuriler de yoğun nüfusla bulunuyor. Bu ayrıntı, haber yapan birçok kesim tarafından hiç belirtilmiyor. Anlatı, Şam yönetimi–SDG eksenine sıkıştırılarak sunuluyor. Bu eksiklikle başlayan anlatım, birçok unsurun dışarıda bırakılmasıyla taraflı ve yanıltıcı bir eksene oturuyor.

Ne dedik kısa öncelikle: Kararı alıp uygulayan güç belirleyicidir. Suriye olayına daha dar bir çerçevede, Halep özelinde bakarsak, aslında HTŞ tek başına ülkeyi yönetecek güçte değildir. Hatta ortak olmadığı koşullar giderek artmaktadır. Özellikle farklı kesimlerin varlığı ve IŞİD karşıtı alınan kararlar, örgüt içinde ciddi tedirginlik yaratmaktadır.

Unutulan bir gerçek vardır: HTŞ, IŞİD devşirmeleri sonrası oluşmuş bir yapıdır. İçinde eskiden gelen gruplar da bulunmaktadır. Bu nedenle alınan tavırlardan rahatsız olan kesimler ortaya çıkmaktadır. Aynı şekilde HTŞ içinde on binlerce Suriyeli olmayan cihatçı da vardır. Üstelik bunlar birçok farklı ülkeden gelmiş yapılardır ve kendi içlerinde ciddi çelişkiler barındırırlar.

Buna rağmen İsrail’den Türkiye’ye uzanan dış dinamikler, bu yapıyı desteklemekte ve fiilen ülkenin resmî devleti gibi muamele görmesini sağlamaktadır. İşgalci güçler arasındaki farklı tutumlara ve hatta rekabete rağmen, HTŞ onlar için vazgeçilmez bir aparattır. Bu durum, yapıyı sahip olmadığı iç güçten çok daha güçlü bir siyasal konuma taşımıştır.

Normal koşullarda dış eksen olmasa, SDG HTŞ yapısını kolaylıkla etkisiz hâle getirebilir. Ancak sürece dış aktörler dâhil olunca, başta Türkiye olmak üzere bazı ülkeler SDG’yi doğrudan tehdit olarak görmekte ve güçlenmesini istememektedir. Hatta hak kazanmasına dahi karşıdır. Siyasal duruş gereği HTŞ ile yakın ilişkiler sürdürülmekte, onlar adına bile SDG’ye karşı saldırılar talep edilmektedir.

Bu noktada Türkiye’nin eğitip “Millî Ordu” adıyla yapılandırdığı gruplar, özellikle anti-Kürt politikada aktif rol üstlenmektedir. Halep saldırılarında Türkiye eksenindeki Murat Tugayı ve Hamza Tugayı gibi yapıların adının geçmesi boşuna değildir. Üstelik Türkiye, her an SDG’ye karşı yeni bir saldırıya hazır olduğunu da açıkça belirtmektedir.

Amerika ise farklı bölgelere ağırlık verirken, Orta Doğu’da bölgesel müttefiklikleri sürdürme hedefiyle hareket etmektedir. Bu durum, bölge ülkelerinin Suriye’de daha etkin olma arayışını artırmaktadır. İsrail ise bu müdahaleleri, Amerika’daki üçlü zirve ve yapılan anlaşmalarla daha da pekiştirmiştir.

Suriye doğu komşumuzdur. Orta Doğu, yeni dizaynın en sert yaşandığı coğrafyadır. İç güçlerin yetersizliği ve dış güçlerin ortaklaşamaması, ülkeyi karmaşık bir döngünün içine hapsetmiştir. Medya ise son derece taraflıdır. Öyle ki farkında olmasak, cihatçı yapıları demokrat gibi sunan algı operasyonlarının esiri olunacaktır. Nitekim HTŞ, daha şimdiden birçok mecrada Suriye’nin devleti gibi gösterilmektedir. “Suriye devleti” ifadesi kullanılarak konu normalleştirilmektedir.

Çelişkiler görmezden gelinmekte, istenenler seçilerek gündem yapılmaktadır. HTŞ’nin Şam’a taşınmasının üzerinden bir yıl geçmiştir. Uygulamalarının çoğu haberlere yansıtılmamaktadır. Katliamlar haber değeri taşımamaktadır. Oysa Dürzilerle başlayan ayaklanmalar, Alevi katliamlarıyla devam etmiştir. Bu grupların uluslararası düzeyde güçlü destekçileri olmadığı için sesleri duyulmamıştır.

Sadece İsrail, Güney Suriye’de daha hâkim olma adına Dürzilerle yaşanan çatışmalara müdahil olmaktadır. Sonuçta Şam’a uzanan güney hattı ya ilhak edilmiş ya da tampon bölge hâline getirilerek “Şam yönetimi” denilen yeni aparatın denetiminden çıkarılmıştır.

Aleviler de cihatçı politikaların sonucu olarak ağır kıyımlara maruz kalmıştır. Pek alışılmadık biçimde sokağa çıkan Alevi direnişi Suriye’de görülmüştür. Ancak ülkeyi kontrol eden güçler bu durumu da derinlemesine ele almamıştır. Buna rağmen Alevilerin yaşadıkları süreç, federasyon talebine kadar uzanmıştır.

Son Kürt sürecinde saldırılar sürerken, başta Türkiye olmak üzere bazı aktörler fırsatçılıkla sırada olduklarını açıklamıştır. Amaç, Kürtlerin hak kazanmasının engellenmesidir. Türkiye’de başlatıldığı gibi sunulan bu yaklaşımın, aslında yeni Osmanlı hedefleriyle bağlantılı olduğu her açıklamada daha da netleşmiştir.

Son Halep olayları, Suriye gerçeklerinin adeta resmini çekmiştir. HTŞ öncesinde Türkiye’den gelen tehditkâr açıklamalar dikkat çekiciydi. Mutabakatlara rağmen uygulanmayan anlaşmalar ve sert söylemler gerilimi sürekli diri tutmuştur. Türkiye’de “terörü bitirme” politikasına Suriye Kürtlerinin de dâhil olduğu sıkça vurgulanmıştır. Silahsızlandırma söylemi, Suriye’deki SDG politikasıyla birleştirilmiştir. Bütün bu süreçlerin merkezinde Suriye vardır. Siyasal amaç ise daha fazla kazanmak ve karşıtın kazanmasını engellemektir. Halep saldırılarında ayrıca SDG’nin Fırat’ın doğusuna sürülmesi ve orada sıkıştırılması yönünde bir siyasal hesap da bulunmaktadır.

Kısa bir hatırlatmayla bu makaleyi tamamlayayım: Yazılarımı düzenli takip edenler için bu bir anımsatma olacaktır. Rusya’nın açık izin verdiği, Amerika’nın yeşil ışık yaktığı dönemde Türkiye’nin Suriye’ye girişini hatırlayın. Özellikle Türkiye Afrin’e girerken, Rusya’nın buna izin verdiği süreçte Rusya’nın kaybedeceğini yazmıştım. Türkiye’nin Suriye’den çıkmayacağını, Afrin’deki Kürt çoğunluğun fiilen değiştirileceğini belirtmiştim.

Aradan sekiz yıl geçti ve bu sonuca ulaşıldı. Rusya’nın efsanesi çöktü. Türkiye ise Afrin’den başlayan, batı Fırat hattında Kürtleri sürgünleştirme politikasını, kendi desteklediği milislerin katkısıyla Halep’te de sonuçlandırma aşamasına getirdi. Bu da bir hatırlatma olarak kayda geçsin.

Diğer yazıları

Pakistan örneği ve Kıbrıs – Özkan Yıkıcı

Haberleri izliyorum. Arada kırık sesler gibi olanlar var. Kıbrıs...

Bir Altı Şubat daha geldi – Özkan Yıkıcı

Son yılların Altı Şubatı, bambaşka bir acıyla hatırlanır oldu....

Jeffrey’den Trump’a, emperyalizmin resmi – Özkan Yıkıcı

Son günlerde iyice ısınan bir dosya var: Epstein. Dosyanın...

Afganistan tetiklemesinden Suriye yangınına gelirken – Özkan Yıkıcı

Bazı gerçekler öyle ansızın gelip de habersiz yakalamaz. Bağıra...

Suriye – Kıbrıs Yelpazesinden – Özkan Yıkıcı

Kıbrıs’ta yaşamak, Orta Doğu’nun rüzgârlarını direkt hissetmek, emperyalizme bağımlılığın...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,993TakipçilerTakip Et
772AboneAbone Ol

Son eklenenler

Çöp meselesi: Bir sınıf ve mekân rejimi – Ecehan Balta

Şehirlerin bir alışkanlığı var: Kirliliği görünmez kılmak. Çöp poşeti...

Silahlanmada Alman-Fransız rekabeti – Yücel Özdemir

Bundan yaklaşık dokuz yıl önce, temmuz 2017’de Almanya ve...

Türkiye’nin de dahil olduğu yeni güç savaşları – Hediye Levent

Gazze, Lübnan, Suriye, İran derken epeydir yakın coğrafyamıza kilitlenmiş...

Kıbrıs Sorununda Son Gelinen Durum ve Görüşme Süreci – Şener Elcil

2020 yılında, Türkiye’nin açıkça seçimlere müdahalesi ile Kıbrıs Türk toplum liderliği (cumhurbaşkanlığı)...

Dikkat Ekonomisi, Kültürel Temsiliyet ve Yapay Zekâ – Çağla Elektrikçi

Manuel Castells’in (1996, 2009) “ağ toplumu” kavramı, çağımızda dikkat...

Seks, yalanlar ve video kayıtları: Esptein skandalının siyaseten düşündürdükleri… – Yonca Özdemir

ABD’de Jeffrey Epstein dosyalarının önemli bir bölümü geçenlerde kamuoyuna...

Dünya Düzeni El Değiştiriyor – Şener Elcil

“Tarih tekerrür eder, tarih tekerrürden ibarettir” veya “Geçmişi hatırlamayanlar...

İran: Barbarları beklerken – Zafer Yörük

İran, uzun süredir tarihin bir eşiğinde bekliyor. Ama bu...

Canlı yayın