Bir Lefkoşa gecesine daha girdim. Bugünkü tuhaflık, ama ileride normalleşecek hamle; Kültür Camisi’nden ezan sesi duymaya başladık. Devamı mı yoksa deneme mi, bilmiyoruz. Fakat sonuçta cami açılınca okunacak ezanı da her gün dinlemek zorunda olacağımızdır.
Lefkoşa’nın giderek soğuyan ve buz kesmeye aday gecesinde bulunuyorum. Etraf sessizleşti. Fazla hareket sesi duyulmuyor. Gün cuma. Mübarek gün. Klavye ile oyalanıyorum. Ama tarihsel kesişler de peş peşe gelirken günün manzaraları da ibretlik. Örnek mi? Hafta içi yaşanan ve şimdi unutulma döngüsündeki şu meclisin Avrupa’ya göndereceği vekil hikâyesi; ne tesadüf ki aynı günlerde güneyde kadın döven vekilin dokunulmazlığı kaldırılıp yargılanma dönemine girildiği anda aynı tutum kuzeyde yaşanıyordu.
Konu ciddi. Aslında önemli de; kapatılmakla çare aranan bir noktaya ilerlediği inancı var. Sahte diploma durumu… Tabii ki itirafçı, 647 sahte diploma verdiğini itiraf ediyor ama sadece on beşi konuşuluyor. O da oldukça zenginliklerle dolu. Kabinenin makamsal tanıdık ve akrabalarından üst bürokrata dek ne ararsan var. Ha, bu arada konu gündemleşirken konuşulan birçok durum sonradan unutturuldu. Bir üniversiteye daraltılıp itiraf sayısının dahi çok azıyla konu ilerleniyor. Yine de skandal denecek tutumlar da olmadı değil. Hele de sorgulama veya mahkeme sürecinde dahi torpilleme veya oyalamalar yaşandı; hem de en çok konuşulan şahıslar üzerinden.
Şimdi devamı akan vekile sıra geldi. Önce savcılığın talebine rağmen dokunulmazlık kaldırılmayarak ilk ayak kazanıldı. Tabii hep aklımızda var: dokunulmazlık döneminde konuşulanlar, dokunulmazlık bitince hep yok saydırıldı. Nice iddialarla konuşulan vekiller, vekillik bitince yargılanmamaları bir yana, yaptıkları dahi unutuldu. Hasan Hastürer’in hem de iki saatlik yayınıyla yaptığı program ilk aklıma gelen olaylardan biridir.
Sıra ilgili vekili ödüllendirmeye geldi. Bu defa Avrupa parlamentolarına fazla işlevi olmasa da gönderilen vekiller vardı. Tam da örnek doğru bulundu. Sahte diploma iddiasında olup da dokunulmazlıkla korunan vekil, temsiliyet adına Avrupa’ya gönderilecek. Meclisi temsilen atandı. Herhâlde Kuzey Kıbrıs’la meraklı Avrupa vekilleri karşılarında kimler var diye merak ederse, neleri öğrenecekleri de kesin olacaktır. Böylesi durum gayet normal oldu. Üstelik de vekilin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını isteyen muhalefet vekillerinin de oy vermesi, herhâlde kimilerine göre küçümsenecek tutum değildir.
Bunlar bizde yaşanırken, güneyde yine bizde yaşanıp da ciddiye alınmayan bir konu Hristodulidis’i de vurdu. Rüşvet meselesi ve seçim… Öyle bir video ile yayıldı ki konuyla alakalı; eşinden özel kalemine kadar istifalar oldu. Savcılık kendini sorguya aldı. Bunlar bize yabancılık çeken konular. Her seçim sürecinde harcamalar, torpile dayalı oy avcılığı, istihdamlar gırla gidiyor. Ama kabullenilip normalleşti…
Lefkoşa’da oturuyorum. Kermiya Sosyal Konut bölgesinde. Sınıra yakın. İki adımlık yerde bulunuyorum; iki adım sonra sınırdan güneye geçme trafiği kenarındayım. Onun için her iki tarafın esintileri bazen beni sarar. Güneydeki Troodos’un karlarının soğukluğu da don olayı olarak bazı sabahlar hissedilir.
Pencereler her iki tarafın da yellerini kolayca yakalar. İki önemli tarihî anımsatma konusu da yaşandı. Kuzeyde iki liderin ölüm yıl dönümleriydi. Ama nüfusumuzun sonradan defaktolu oluşu bunları da yabancılaştırdı. Yine de uzun zaman bizim tarih Denktaşlaşarak öğretildi. Doktor Küçük neredeyse unutturulma derecesine dek sokuldu. Bu hafta Küçük ve Denktaş’ın ölüm yıl dönümleri. Bazı medyalar şöyle sine program yaptı. Bildik dil ile konu geçiştirildi. Küçük için değil de Denktaş’ın kısa zamanda bu noktaya gelişi bence dersliktir. Denktaş’sız Kıbrıs konuşulmazken, önemli mit lideri hâline gelmesine karşın, tıpkı kendine benzeyenler gibi daha koltuktan şu veya bu nedenle koptuğu anda gerileme hızla geçti. Hatta kendinin koltuklara koyduğu kişiler dahi gün oldu adını söylemekten kaçtılar. Kuzey Kıbrıs siyasal gerçeği idi.
Yine de iki lideri arada kullananlar var; ama yaptıklarıyla değil, günümüz ihtiyacına göre. Öyle ki yaptıkları kadar kendi iç çelişkilerini bilen pek yok. Örneğin Doktor Küçük’ün, Denktaş’ın Bayraktarlık ve Türkiye iş birliği ile zorlaması sonucu 1973 seçimlerinden çektirildiği pek konuşulmaz. Yine iki lider derken Denktaş–Küçük çelişkileri de söyletilmez. Zaten konuşulma dereceleri epey daraltıldı. Örneğin Kemalizm konusunda farklılıkları vardı. Şeyh Nazım olayında direkt yaşandı. Tek önemli ortaklıkları sola karşı olmalarıydı. Karşıtlarını Rumcu veya komünist olmakla hep damgaladılar. Ama unutturulma veya güncel kullanım deryasında her iki lider de yaptıklarıyla değil, ihtiyaçlara göre kullanılmaktadır. Hatta Türkiye isteyince Denktaş’ın anıtının dahi temizletilmemesi derecesine dek bağımlılık gerçeği de yaşandı.
Öte yandan pencereme güneyden de bir ölüm haberi geldi. Yorgo Vasiliyu öldü. Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı yaptı. 1988–1993 döneminde cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu. İki önemli konumu vardı: klasik Kıbrıs merkezi siyasetin dışından geldi; AKEL’in ve EDEK’in desteği ile kazandı. Bu merkezi siyasetin dışında olması sonucu da gerek Kıbrıs konusunda gerek genel politikada bazı hamleler yaptı. Örneğin Kıbrıs’ın AB sürecindeki önemli hamleleri Vasiliyu döneminde oldu. Ekonomik liberalizm ile karma ekonominin sentezini yaptı. Görüşmelerde değişik bir siyaset dili kullandı. Resmî ideolojiye yakın olsa da diyalog ve uzlaşılı yeni alana sıçradı. Aslında bazı gelişmeler de oluyordu. Hatta Özal’ın Amerika’dan talebi ve Amerikan Dışişleri Bakanı’nın yanıtı da bu dönemin başında yaşandı. Bunlar Kıbrıs için Vasiliyu bakımından önemli süreçti.
Ancak birinci dönemini bitirirken oluşan kırılmalar ve merkezde DİKO’nun direkt Kliridis’in yanına geçmesi, EDEK’teki tereddütler sonucu koltuk Kliridis’e geçti.
Kafamda çok konu var ama yazdığım makale… Bazı arkadaşlar da biraz uzun yazınca eleştirirler. Kısa yazmamı belirtirler. Klima ise işliyor. Soğuk dışarıda yayılırken ben de yazıyı uzatmadan tamamlayayım. Sahi, Ankara–Lefkoşa dolmuşu hâlâ işliyor. Cevdet Bey yine adamızda. Ekranlarda şovlar gırla gidiyor. Tabii ki sahte diploma veya öteki konular yok. Hep hamasi, güzel tablolarla sömürgeleşmenin şirin sözleri dilden dile vuruyor. Bakalım bu yol nereye dek gidecek.
Son söz, bazılarının tahminlerine göre: Kıbrıs’ı esen rüzgârlar vuracak. Bir gün ansızın Trump burayı da hatırlayacak. Öyle umutlar saçan foncu kardeşlerimiz de var. Dönüp canlı Halep’e bakıp Kürtlere olanlardan ders alsalar galiba iyi gelecek.



