14 Şubat 2026, Cumartesi
12.8 C
Lefkoşa
yaklaşımlarÖzkan YıkıcıHalep sürgünleşmeden, karanlık gerçekler ve kirli bilgi servisleri - Özkan Yıkıcı

Halep sürgünleşmeden, karanlık gerçekler ve kirli bilgi servisleri – Özkan Yıkıcı

Doğu komşumuz Suriye’de yine kalıyorum. Çünkü hem gelişen önemli koşullar var hem de gelişmeler, bize de hatırlatma dolgularıyla örülmektedir. Kıbrıs’ta olmanın iki önemli kıskacında takılıp kalıyorum. Suriye hem doğu komşumuzdur hem de uygulanan genel emperyalist planın bir örneklemi hâlindedir. Suriye rol başlangıcındakiler, aynen Kıbrıs için de geçerlidir. En başta Amerika ve İngiltere, daha bölgesel güç olarak Türkiye ve İsrail, aynen Kıbrıs Adası’nın da önemli karar vericileri hâlindedir. Hele de son sözü söyleme veya önemli sayıda Kıbrıslının “çözümcü” diye çağırdıkları Amerika’nın yaptıklarını bilmek, önemli bir birikim avantajı olacaktır.

Son Orta Doğu’daki olaylar, peş peşe geçiş hâlinde, dalga dalga karanlık saçarak tekrarlanıyor. Taşlar yerinden oynanıyor. Siyasal yeni denemeler de açıkça yapılıyor. Ama aynı yörüngede olan Kıbrıs, hele de K. Kıbrıs’ta bunların çoğundan uzak durma lüksü her zamanki gibi yine vardır. İran ayaklanması şöyle­sine konuşulurken, doğu komşumuz Suriye’de, örneğin son Halep olayları ile uluslararası devletlerin tutumu neredeyse hiç haber değeri yok gibidir. Konuşulma indirgemesi de hâlâ yoktur. Hâlbuki Suriye’de emperyalist çağın bir deneyimi yaşanıyor. Bu da başka bir eksikliktir. Çünkü sosyalist hareketlerin yenilmesi veya kelimeyi kullanıp sağa teslim olup konuşması sonucu, en temel gerçek olan emperyalist çağla yorumlama sıfır derecesine dek gelmiştir. Emperyalizm gerçeğiyle yorumlanmadıkça, sömürgesel ilkelerle genişletilmedikçe son gelişmelerin de anlaşılması veya doğru ele alınması mümkün olamaz.

Yine Suriye’de kalıyorum. Tekrarları uzun uzun yazmak artık gereksizdir. Zaten biraz ilgilenen artık kolayca anlar. Konuşulan Suriye gerçeğinde salt Şam yönetimi yoktur. Hatta Şam’da yönetim denilen gerçeğin ise önemi kılacak siyasal bir gerçekliği vardır. Orta Doğu kıyası için önemlidir. Bir yandan tüm Batı yıkılsın diye İran’daki olaylardan umut beklenirken, aynı Batı bu defa Suriye’de, Şam’a kendi destekleriyle ek taşınan cihatçı milislerle gerici bir cihatçı yönetim kurmaya çalışmaları paradoksu vardır.

Unutmamamız gereken şudur: Günümüz Suriye geleceğini konuşurken oluşan olayların önemli dinamikleri, salt Şam’daki HTŞ ile SDG ile sınırlı değildir. Hatta onları müdahalelerle şekillendirme peşinde olan Amerika’dan İngiltere’ye genel emperyalist güçler ile bölgesel hegemonya devletleri Türkiye ve İsrail de rol almaktadır. Nitekim son Halep hamlesi ile peşinden Halep’teki Kürtlerin sürülmesi ve katliamları, Doğu Fırat’a dek ulaşacağı gelişmelerin bir yeniden kanıtıdır. HTŞ gücüyle SDG’nin gerilemesi olacağına kimse inanmıyor. Zaten Mart mutabakatına karşın Türkiye’nin açıklamalarıyla olayın burada kalmayacağı da kesindir. Ama bizde bir “Türkiye şok tedavi” gerçeği vardır. Bu olaylarda da yeniden yerine konulmuştur. Türkiyeleşme gerçeğimiz sonucu, böylesi konularda katılımcı olsa da Türkiye’ye ya dokunmama ya da resmî bakışla konuşma çizgisi oldukça keskin şekilde konulmaktadır.

Halep için de anlaşmalar yapıldı ama uyulmadı. Halep’teki Kürt ve konuşturulmayan Asuri mahalleleri saldırılara uğradı. Konuyu bilen benim gibi insanlar, yerinde yazdıkları gibi konunun salt HTŞ değil, Türkiye’nin Kürt bakışının ağırlığı altında geliştiğini de biliyordu. Zaten Dışişleri Bakanı Fidan durmadan tehditler savuruyordu. Yine eklediğimiz gibi, Amerikan onayı ile bazı yerlerde Türkiye’nin taleplerinin de olacağı, tahminden de öteydi. Hatırlatma adına, Türkiye’nin Suriye’ye girişte Rusya onayı ile Amerikan “ışık yakması”nın da olduğu anımsatılmalıdır.

Son sözü Amerika söylüyordu. Ama Suriye’de iki başka önemli gücün de doğrudan kontrolünde topraklar vardı. Biri güneyde İsrail, diğeri kuzeybatıda Türkiye idi. Tüm Suriye görüşmelerinde, gelecek planlarda bu iki ülkenin çekileceğine dair bir söz konulmadı. Hatta Amerika’nın üslerden asker çekme olayı dahi vurgulanırken, ne Türkiye’nin ne de İsrail’in asker çekmesine dair bir ifade yer aldı; tersine, diledikleri başka yerlerde etnik temizlik ve kontrol yapma konusunda anlaşmalarla da güçlendirildiler.

Nitekim geçen hafta önce Şam’daki rejim ile İsrail anlaşması açıkça ilan edildi. Ama aynı anda Halep’teki Kürt mahallelerine de saldırılar başladı. Tarafsız gerçek yorumcular, olayda Amerika’nın da onayı olduğunu, SDG’nin Batı Fırat’tan Doğu Fırat’a çektirileceği bir planın devrede olduğunu anlatıyordu. Nitekim Halep’te katliamlar oldu. Masada da SDG’ye çekilme kararı aldırıldı. Kimisi bunun salt Halep’le sınırlı olduğunu söylerken, konuya hâkim olanlar bunun öteki Batı Fırat bölgelerini de kapsayacağını ve sonrasının konunun oturmasından sonra geleceğini belirtiyordu.

Sonuçta bildik cihatçı katliam sahneleriyle Halep’te Kürt mahallelerine girildi. Dünya, tıpkı Alevi ve Dürzi katliamlarında olduğu gibi sustu. Hatta ince bir bilgi kirliliğiyle “Suriye ordusu” ifadesi kullanılarak konu daha da algı yönetimine açıldı. Hâlbuki hâlâ bir Suriye ordusu kurulmuş değildir. HTŞ yapısında ise on binlerce cihatçı yabancı milisin olduğu sır değildir. Ama bile isteye “Suriye ordusu” olarak sunuldu; aynen Türkiye’nin eğittiği cihatçıların konumu gibi.

Denklem, Halep’teki Kürtlerin sürülmesiyle gerçekleşmekteyken arada yeni bir anlaşma metni de bal çaldı. Cihatçı Şam yönetiminin Kürtlere birçok hak vereceği belirtildi. Ama Mart anlaşmasını da bilenler için söylenenlerin ne ölçüde uygulanacağı konusunda kuşkular doğaldır. Sonuçta Halep’ten yüzün çok üstünde Kürt, mahallelerini terk etmek zorunda kaldı. Öteki Batı Fırat bölgeleri de aynı sonuca doğru gitmektedir. Başta Türkiye’nin Doğu Fırat çizgisini kabul edeceğine şüpheyle bakan çoktur. Zaten TC yetkilileri bunu açıklamaktan geri durmamaktadır. Ama ilk cümlede olduğu gibi, son sözü Amerika söyleyecektir. Fakat şimdiye dek görülen, Amerika’nın tümden olmasa da yine de Türkiye’ye bazı yerlerde müsaade ettiği, Kürtleri geri ittirdiği gibi yarın çizilen çizginin kesin olduğu da söylenemez.

Suriye’de Kürtler ve müttefikleri Esad’a karşı mücadelede “üçüncü yol” oldular. Ama güvendikleri güçler tarafından en kritik anda hançerlendiler. Türkiye’nin Suriye’ye girmesine izin verilmekle kalınmayıp Afrin’in düşmesine de bu çizgi yol açtı. Bunun o zamandan anlamı, Kürtlerin ve özde SDG yapısının Batı Fırat’ta kabul edilmeyeceği mesajıydı. Afrin önemli bir kırılmaydı. Halep ise “olmaz” denilirken oldu. Hem de katliamlar yaşanırken, AB’nin meşhur lideri Ursula’nın cihatçı kesimle Şam’daki resmî teması dikkat çekiciydi. El sıkışılmadı bile; buna rağmen böylesi bir rejime AB’nin de destek verme yarışında olduğu görüldü. Konu, Amerika’nın müsaade keyfine kalmış durumdadır. Türkiye ise her fırsatı kullanacaktır. Bunlar devam edecektir. Savaşla oluşan temizlikler kalıcılaşırken, anlaşmaların bazen buzdağı misali olduğu ve silindiği örnekler ne yazık ki yaşanmıştır. İşgalcilerin çizgileri ve Şam’daki bir kısmı resmen yabancı cihatçılardan oluşan yapı içinde Suriye, yeni bir konuma oturtulmaya çalışılmaktadır. Demokratik değil; gerici, parçalanmış ve işgalcilerin cirit attığı bir Suriye gerçeğiyle hareket edilmektedir.

Diğer yazıları

Pakistan örneği ve Kıbrıs – Özkan Yıkıcı

Haberleri izliyorum. Arada kırık sesler gibi olanlar var. Kıbrıs...

Bir Altı Şubat daha geldi – Özkan Yıkıcı

Son yılların Altı Şubatı, bambaşka bir acıyla hatırlanır oldu....

Jeffrey’den Trump’a, emperyalizmin resmi – Özkan Yıkıcı

Son günlerde iyice ısınan bir dosya var: Epstein. Dosyanın...

Afganistan tetiklemesinden Suriye yangınına gelirken – Özkan Yıkıcı

Bazı gerçekler öyle ansızın gelip de habersiz yakalamaz. Bağıra...

Suriye – Kıbrıs Yelpazesinden – Özkan Yıkıcı

Kıbrıs’ta yaşamak, Orta Doğu’nun rüzgârlarını direkt hissetmek, emperyalizme bağımlılığın...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,993TakipçilerTakip Et
772AboneAbone Ol

Son eklenenler

Çöp meselesi: Bir sınıf ve mekân rejimi – Ecehan Balta

Şehirlerin bir alışkanlığı var: Kirliliği görünmez kılmak. Çöp poşeti...

Silahlanmada Alman-Fransız rekabeti – Yücel Özdemir

Bundan yaklaşık dokuz yıl önce, temmuz 2017’de Almanya ve...

Türkiye’nin de dahil olduğu yeni güç savaşları – Hediye Levent

Gazze, Lübnan, Suriye, İran derken epeydir yakın coğrafyamıza kilitlenmiş...

Kıbrıs Sorununda Son Gelinen Durum ve Görüşme Süreci – Şener Elcil

2020 yılında, Türkiye’nin açıkça seçimlere müdahalesi ile Kıbrıs Türk toplum liderliği (cumhurbaşkanlığı)...

Dikkat Ekonomisi, Kültürel Temsiliyet ve Yapay Zekâ – Çağla Elektrikçi

Manuel Castells’in (1996, 2009) “ağ toplumu” kavramı, çağımızda dikkat...

Seks, yalanlar ve video kayıtları: Esptein skandalının siyaseten düşündürdükleri… – Yonca Özdemir

ABD’de Jeffrey Epstein dosyalarının önemli bir bölümü geçenlerde kamuoyuna...

Dünya Düzeni El Değiştiriyor – Şener Elcil

“Tarih tekerrür eder, tarih tekerrürden ibarettir” veya “Geçmişi hatırlamayanlar...

İran: Barbarları beklerken – Zafer Yörük

İran, uzun süredir tarihin bir eşiğinde bekliyor. Ama bu...

Canlı yayın