Ukrayna, soğuk bir kış geçiriyor. Ocak ayında termometreler eksi15’in altını gördü. Savaşın devam ettiği ülkede enerji altyapısı çökerken birçok kişi ısınmak için kendi başının çaresine bakmak zorunda kalıyor.
Durum bu. Peki sizce BBC’ye göre karşılaşılan bu durumun sorumlusu kimdir/nedir?
Yolsuzluk skandallarıyla çalkalanan Ukrayna hükümeti mi? Borç batağına saplanıp genç neslini cephede harcayan Ukrayna’nın savaşa devamında ısrar eden Avrupa mı? Yoksa askeri mühimmat satışlarından kâra odaklanan ABD mi?
Elbette bunların hiçbiri değil. BBC’ye göre Ukrayna’nın yaşadığı krizin nedeni sadece Rusya’nın saldırıları değil; Sovyetler Birliği’nin şehir plancılığı ve mimarisi de bir o kadar sorumlu!
Evet, yanlış duymadınız! “Sovyet şehir plancılığı, nasıl Rusya’nın Ukrayna’yı dondurmasına yardım ediyor?” manşeti atan ‘koskoca’ BBC’ye göre bugün Ukrayna ısınamıyorsa bunun sebebi 35 yıl önce yıkılan Sovyetler Birliği’nin 50-60 yıl önce inşa ettiği toplu konutlar!
Gelin ‘Hikmetinden sual olunmaz’ bir yayının nasıl bu sonuca vardığını hep birlikte inceleyelim.
**
Cumartesi günü Vitali Şevçenko imzasıyla yayımlanan haber[1] ‘Rusya’nın son bombardımanının ardından başkent Kiev’de yaklaşık 6 bin apartman bloku ısıtmasız kaldığını’ söylüyor ve bunun ‘Kiev’in ısıtma altyapısına yönelik Rusya’nın yaptığı üçüncü saldırı olduğunu’ dile getiriyor. Tabii dünya gündemini sadece BBC’den takip ediyorsak, Ukrayna’nın da Rusya içerisindeki petrol ve enerji santrallerine sayısız saldırı düzenlediğini öğrenme şansımız bulunmuyor.
Yine de bu bilgi aktarım eksikliği, haberin merkezine aldığı ‘Sovyet şehir plancılığıyla’ kıyaslandığında pek önemli değil. Çünkü Şevçenko’ya göre bugün hâlâ Ukrayna’da kullanılan altyapının asli mimarı Sovyetler Birliği’nin merkezi ısıtma sistemi de yaşanılan sorunda pay sahibi.
İkinci Paylaşım Savaşı’nın getirdiği yıkımdan sonra hızlı ve düşük maliyetli binalar/şehirler inşa etmek üzere kolları sıvayan Sovyetler Birliği’nde yeni toplu konutlar büyük merkezi ısıtma tesislerine bağlanır.[2]
Sovyet döneminde inşa edilen toplu konutlar, merkezi bir yerden radyatörlere pompalanan suyla ısıtılır. Merkezi ısıtma sistemiyle birlikte birim enerji maliyeti düşürülürken kaynak kullanımında verimlilik sağlanır. Dolayısıyla bireysel ısıtma modellerine kıyasla fiyat olarak çok daha uygundur. Ayrıca tekli bacalar yerine merkezi tesislerde filtreleme olanağı sayesinde daha çevre dostu bir seçenektir.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından eski Sovyet ülkeleri, aradan geçen zamana rağmen bu altyapı mirasını korurlar. Şevçenko da bu konuya değiniyor ve cephe hattında yer alan 750 bin kişinin yaşadığı Zaporijya şehir nüfusunun dörtte üçünün merkezi ısıtmaya bağımlı olduğunu söylüyor. Konuyu değerlendiren Ukraynalı bir enerji uzmanı da “Ukrayna Sovyet ısıtma sistemini miras aldı ve hiçbir şey değişmedi, büyük ölçüde merkezi sistem devam ediyor” sözleriyle mevcut altyapının Sovyetlere ait olduğunu teyit ediyor.
İyi ama Sovyet şehir plancılığının ‘günahı’ ne? BBC’ye göre ısıtma santralinin tek bir merkezde toplanışı, bir saldırıda tüm binaların etkilenmesine sebep oluyor. İşte bu kadar!
Bu çok garip bir mantık. Şöyle düşünelim eğer söz konusu merkezi ısıtma sistemi burjuva-liberallerin ‘öcü’ bellediği Sovyet mirası yerine diyelim Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’ndan kalma olsaydı, aynı manşet atılır mıydı? Elbette hayır. Bugün Ukrayna’nın yaşadığı enerji krizinden Sovyetler sorumluysa eğer, Ukrayna devletinin sınırlarının genişliğinden de aynı Sovyetler sorumlu tutulabilir. Ne de olsa Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti mirası bu sınırlar Ekim Devrimi’nin ardından büyük ölçüde Kiev lehine genişletilmişti.
Sadece kötü şekilde anılmak istenen bu ‘mirasın’ gölgesi o kadar büyük ki tutarsızlıkları çaba sarf etmeden ortaya çıkartıyor. BBC’nin haberi, yaşanan krizde topu Sovyetlere atmayı ihmal etmiyor ancak Ukraynalıların neden hâlâ 1960’lardan kalma Sovyet konutlarında yaşadıklarını açıklama zahmetine girmiyor. Sovyetler Birliği sayesinde bu toplu konutların mülkiyeti o binalarda yaşayanlarda olduğu için olmasın? Ya da 1991’den sonra toplumsal refahta yaşanan bodoslama düşüşle birlikte ‘yeni’ evlere ulaşmanın imkansız oluşu? Bu gerçekleri hesaba katarsak eğer, asıl sorunlu tüm eski sosyalist ülkeleri pençesine alan kapitalizm değil mi?
**
Bir haber hiçbir zaman ham haliyle önümüze düşmez. Onu, yazanların habere yaklaşmak istedikleri açıyla okuruz. Çoğu zaman yayıncı kuruluşun sınıfsal karakteri, haberin odak tercihinde belirleyici olur. İsmi prestijliymiş gibi görülen burjuva-liberal yayın organı BBC de bu yüzden tüm absürtlüğüne rağmen böyle haberlere kronik bir antikomünist refleksle yaklaşıyor.



