Honduras başkanlık seçimleri için sandık başına gitmeye hazırlanırken, seçimlere saatler kala ABD Başkanı Donald Trump sosyal medya mesajı ile seçimlerdeki favorisini ilan etti. Trump’a göre bu güzel ülkenin özgür insanları bir defa daha kandırılmamalı, sol aday Rixi Moncada’ya oy vererek Maduro ve narko-teröristlerin Küba, Nikaragua ve Venezuela gibi bir ülkeyi daha ele geçirmesine izin vermemeliydi. Trump mesajını Honduraslıların Moncada’yı seçmesi durumunda kendisi ile çalışamayacağını ekleyerek bitiriyordu.
Honduraslıların bu mesaja nasıl cevap vereceklerini göreceğiz, ancak Arjantin ara seçimlerinde Trump’ın benzer bir biçimde Milei’e defalarca açıktan destek vermesinin ve 20 milyar dolarlık bir kurtarma paketinin seçimlerde Milei’in elini kolaylaştırdığını hatırlamak gerek. Hatta New York Belediye Başkanlığı seçimlerinde de Trump, seçilmesi durumunda Mamdani ile çalışamayacağını ve merkezi hükümetin desteği olmadan vaatlerini gerçekleştirmesinin mümkün olmadığını söyleyerek New York halkına Mamdani’ye oy vermeme çağrısı yapmıştı. Trump idaresi bu çağrılarına bolca antikomünizm sosu vermeyi ihmal etmiyor olsa da, seçim sonrasında bu dilin yalnızca bir söylemden ibaret olduğunun anlaşılması uzun sürmüyor.
Trump, Honduras seçimlerine yönelik mesajı yayımladıktan kısa bir süre sonra ise Venezuela hava sahasının ve çevresinin tamamıyla kapandığını, bolca büyük harf kullandığı bir uyarı mesaj ile ilan etti. Bu durum birçok çevre tarafından artık Venezuela’ya bir askeri müdahalenin çok yakın olduğu şeklinde yorumlandı. ABD’nin bölgeye yaptığı askeri yığınağın ve uyuşturucu kaçakçılığı yapan teknelere gerçekleştirdiği onlarca saldırının sonunun nereye varacağını bugün tahmin etmek güç.
Ancak geçen hafta Maduro ve Trump’ın Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun da dahil olduğu bir telefon görüşmesi yapmış olması, diyalog yolunun hâlâ açık olduğunu gösteriyor. Aynı şeyi çokça tekrar etmiş bulunuyoruz ama, Venezuela Devlet Başkanı Maduro, Trump görevi devraldığından beri sürekli olarak bir diyalog imkanının olduğu mesajını veriyordu. Trump’ın da demokrasi ile çok ilgilenmediğini, hatta otoriter rejim ve liderlerle daha iyi anlaştığını söylemeye gerek bile yok. Trump idaresi açısından en az maliyetle en fazla yarar nasıl sağlanır kısmı açığa kavuştuğu an, mesele çözülecek gibi görünüyor. Venezuela muhalefetinin, kısıtlı bir hava harekatı ile Maduro rejiminin bölüneceği ve rejim değişikliğinin gerçekleşmesi sonrasında ülkedeki tüm doğal kaynakları ABD’nin emrine sunacağı vaadi şu an için ikna edici olmamış gibi.
Bununla birlikte ABD’nin bölgedeki yeni müdahaleci stratejisi ve komünizme karşı amansız bir biçimde yürütülen küresel mücadelede verdiği destek, birçok ülkedeki sağ ve aşırı sağ grupların iştahını kabartmış durumda. Dağınık, lidersiz ve moralsiz kalmış bulunan Meksika’daki sağ ve aşırı sağ hareket de, Trump’ın Meksika topraklarında da uyuşturucu kartellerine müdahale edebileceğine dair sözleri üzerinden rüyalar görmeye başladı bile. Meksika geçtiğimiz haftalarda, ülkedeki şiddet olaylarına karşı duyduğu öfke ile bir araya gelen Z jenerasyonunun hükümet karşıtı gösterilerine sahne oldu. Uruapan kasabasının tanınmış Belediye Başkanı Carlos Manzo’nun Ölüler Günü kutlamalarında kalabalık bir topluluğun içinde suikasta kurban gitmesi bu eylemlerin tetikleyicisi olarak gösterilmekteydi. 15 Kasım’da ülkenin birçok yerinde gerçekleştirilen eylemlerden sonra Meksika Devrimi’nin yıl dönümü olan 20 Kasım’da yapılan çağrıya ise kayda değer bir katılım olmadı.
Buraya kadar kendiliğinden ortaya çıkan bir gençlik hareketiymiş gibi gözükse de aslında bu eylemlerin arkasında iktidar ile yaşadığı çatışmanın geldiği nokta itibarıyla politikaya daha müdahil olan, Türkiye’ye çok da yabancı olmayan bir ismin, Ricardo Salinas Pliego’nun olduğu düşüncesi de mevcut.
Ara ara dev yatı ile Bodrum’u ve Türk arkadaşlarını ziyaret eden, yıllarca özelleştirilen kamu kurumları ve ihaleleri sayesinde semirmiş, Meksika’daki en büyük medya grubuna, en büyük bankalardan ve perakende zincirlerinden birine sahip olan Ricardo Salinas, önceki López Obrador döneminden bu yana vergi borçları sebebiyle iktidarın hedefinde yer almıştı. Claudia Sheinbaum’un başkanlığı döneminde ise yaklaşık 4 milyar doları bulan vergi borçlarını ödemesi ve daha önce aldığı bazı kamu ihalelerinin incelenerek iptal edilmesi yönündeki taleplere, siyasete daha fazla dahil olarak cevap verdi. Salinas, bugün Donald Trump-Javier Milei karışımı bir retorik ile Meksika’nın narko-terörist komünistler tarafından işgal edildiğini savunarak aslında ülkenin kuzey komşusunun ülkeye daha fazla müdahil olmasını talep ediyor.
Bu bağlamda da Meksika muhalefeti ülkede bir narko-iktidarın var olduğu söylemini yerleştirmeye çalışıyor. Aslında narko-iktidar bugüne kadar hep Meksika solunun kullandığı bir terim olmuştu. Ancak López Obrador ile birlikte uyuşturucu kaçakçılığı ve kartellerin yarattığı şiddet sorununun daha fazla asker ve silahla çözülemeyeceği; daha kapsamlı, uzun vadeli ve gelirin daha adil bölüşümü ile gerçekleşebileceği fikri başta ABD tarafından yoğun eleştiri konusu olmuştu. Bugün için Meksika muhalefetinin bu eleştirilerin daha da artmasını ve bir baskı unsuru olmasını beklediği açık.



