Seksenlerin başında başta sosyalist akademisyenler olmak üzere, birçok aydın demokrat kesimle birlikte yankı getiren raporlar yayınlamaya başladılar. Konu: iklimlerin kimine göre ısınması sol daha radikal kesimce bozulmalarına işaret ediliyordu. Hemen buna karşın sermaye kesimi de olayın özüne değil de konuyu bbelirten kesimin Antikomonist karşıtlıkla yüklenerek küçümsemeğe, anlamsızlatırmaya giriştiler. Bilgiler net iken, karşıtlar suçlandıkları işin ve karşılık vermedikleri bakımından hemen idolojik tabusal saldırıya geçtiler Komonnşst olma, romantisler, yatırımlara karşı olma gibi esrumanları kulandılar. Ama bilgiler ile yaşanan kesiştikçe, işler yayılıyordu. Üstelik soldan gelen çevreci yeşiler hareketleri de sosyal muhalefet çizgisinde etkili olmaya başladılardı.
Bu tartışma sürdü. Sermaye kesimi baktı ki işler istedikleri gibi gitmiyor. Üstelik kendi yanlarında olan kimi bilim kesimi de sorularla kafaları karıştırıyorlardı. Bunun üzerine adı duyulan bazı bilim insanına dolarlar verip kendi lehlerine raporlar hazırladılar. Onlara göre iklimlerin ısınması veya bozulması yalandı. Kendilerine göre ısmarlama olgularla raporları kabarık medya propagandasıyla piyasaya sürdüler. Ayrışma ilimsel alanda olunca konu daha bir tutarlılık ortamına çekildi. Artık kaçınılmaz olarak yaşanan gerçeklerle çakışarak yer alıyordu. Nitekim kabul oluşu ile başlayan konferanslar da ayni çelişkilerle sadece günü kurtarmanın, alınan kararların uygulanmaması gibi karmaşa yyolunda bugüne dek gelindi. Son Brezilyadaki konferans seksenler başından nerelere gelindiğinin bolca kanıtlarıyla doludur.
Burada belirtilen önemli etkenlerden biri de iklimlerin bozulması ile oluşan sonuçlardır. Bunlardan direk aşananlardan biri de doğa afetlerinin daha sık ve sert oluşlarıdır. Örneğin daha sert kasırgalar veya şu anda yaşadıklarımızdan seller durumudur. Yağışların daha sert ve anlık olarak gerçekleşip sellere dömüşme pratiği olmlaktadır.
****
İkinci nokta da şu: genelde iklim bozulmalarıyla doğa insan ilişkisinde de daha sert koşullar oluşurken, ayni zamanda yerel yapılan birçok yanlış da yaşanan doğa olaylarının daha sert ve imha edici olmasını da sağlamaktadır. Örneğin, yanlış kentleşme, doğa tahribatları ile bozulan dengeler, sonuçta daha anormal olumsuzluklar da yaratmaktadır.
Konumuz olan selerle açalım: siz derelerin yataklarında yerleşim kurarsanız, akacak su da akacak yer bulamaz. Bu basit gibi görülen yanlış,, aslında gelen suyun birikip daha sert şekilde yerleşimlere yayılmasını getirir. Başka açıdan, dağdaki ormanı yok ederseniz,, yağan yağmuru tutacak alan da kalmaz. Ozaman da dağlardan aşağıya sular sert şekilde akar, aktıkça da büyür. Akacak dere de kalmayınca, etrafı darmadağın eder. Bir anlamda iklim bozulmasıyla mahvedilen doğa öte yandan engeler konularak sertleştirilen ortam normal yağışı dahi kolayca selere çevirme sonucuna gelir. Sanırım ayni miktarda yağan yağmurun neden güneyde yıkım yaratmazken, kuzeyde seller gerçekleştirmenin de basit yerel nedenini bize açıklamaya yetip artıyor.
******
Son dönemde her alanda olduğu gibi, yağışta da iklim bozulmasının ta kendisini yaşıyoruz. Ek olarak, toplamdaki yerleşim yanlışları da yerel tetikleyen ortamın da ta kendisidir. Bunlar tekrarlana tekrarlana da alışıldı. Hele de bilimsel eleşrtirinin oldukça cılız olduğu K. Kıbrısta rant işdahının her konuyu yerlebir etmesinin yağış sel bölümünü de oluşturdu. Üstelik yapılanların da sözde yasalığı dahi olmadığı da net olmasına rağmen.
Son dönemde daha bir teslimiyetin de eserlerinin katgısını görüyoruz. Çünkü talimatla idarecilik ile rant dağıtımla yandaşlama kültürü artık kendi kendini üretemeyecek noktaya geldi. Alışılan bu koşullar da en basit tetbiri dahi alamama ve saçmalama saydamlaşmasını yaratı. Son sel olayında belli ki liderliğe oynayan Nazımı hırslandırdı. Selerin geliyor olduğu güneyde dahi sarı alarım ilan edildiği koşulda, tutup “okullar açıktır, engel yoktur” açıklamasını yapar. Sonra seller etrafı alınca da öğlen budefa tersinden bir gün okuları kapatır. Daha da travması, kendince “bilimsel verilere dayandırması da başka bir acayiplik oldu. Ama yaşandı. Teslimiyetçiliğin öte yandan rant işdahının politikacıyı getirdiği nokta budur.
***
Sözü uzatmayacam: bilinen tekrarlandı. Üstelik öyle abartılı yağış da olmadı. Ama iklimlerin bozulma gerçeği, yerel tüm apılanmanın rant üzerinden yanlış oluşu, siyasetin teslimiyet derecesi ile en basit kararı dahi alamama ve söylememe noktası, şuanda yazdığım makalenin de kendisini oluşturdu. Sistem devam etikçe, ayni tekrarlara karşın sanki yokmuşçasına davranıldıkça öylesi rezaletler yıkımlarla da daha bir sert şekilde yaşanacağı kaçınılmazdır.



