yaklaşımlarÖzkan YıkıcıSomaliland manşetlere yaklaşırken - Özkan Yıkıcı

Somaliland manşetlere yaklaşırken – Özkan Yıkıcı

Durup dururken bir yörenin adı manşetlerde bizim dışımızda dolaşmaya başladı. Tabii ki benzer yerler için de geçerli. İsrail, Somaliland’i tanıdı. Kelimenin sonundan itibaren tepkiler ve olayın adı konulmaya başlandı. Bence önemli bir güncelleşme oluyordu. Ancak tatil nedeniyle mi yoksa artık iyice apolitikleşmenin dibinde olmamızdan mı kaynaklanan koşul nedeniyle bizde hâlâ konu konuşulmadı. Elbet birileri diyecek ki adı dahi duyulmayanın birden gündem olması bizde nasıl anlaşılmasını bekliyordun sorusu olacaktır.

Eleştiriler yükselip hesaplar ortaya serilirken, konunun içinde İsrail’in olması da bir başka hikâyeye gereksinim taşıyordu. Hemen ek bilgide bölgenin doksan bir yılından beri Somali’den ayrılıp bağımsızlık ilan ettiği gelince, onca zaman denilip neden şimdi merakı da artmaktadır. Ben konuları takip ettiğim için iki yıldır Somaliland’in iyice dışa vurmaya hazırlandığına inanç getiriyorum. Geçen yıl başında Etiyopya da Somaliland’i tanıma girişiminde oldu. Denize açılacak yeri yoktu. Somaliland’i tanıyarak, anlaşma imzalayarak denize açılma olanağı önüne geldi. Etraf canlandı. Hemen Türkiye araya girip Etiyopya–Somali gerginliğini yumuşatma yöntemiyle tanınma girişimi donduruldu. Yine geçen yıl bazı Amerikan senatörleri doğrudan Trump’a mektup göndererek Somaliland’in tanınmasını talep ediyorlardı. Demek ki son İsrail’in tanınma hamlesi ilk değildi. Ama işin içinde İsrail olunca ve yeni bölgesel hegemonya mücadelesi de eklenince konu önemli bir aşamada dışa vurdu.

Somaliland’in Somali’den ayrılan bir yer olması ise tanınıp tanınmama ikileminde Somali’nin toprak bütünlüğü savunusunu gündeme getirmektedir. Ama net olan şu: Somali’de aslında Afrika güçleri, Türkiye’nin askerî varlığı, Amerikan askerleri ve nice ülke olmasa, şimdiki yönetimin çoktan fatihası okunurdu. İki bin birde El-Şebab şeriatçı örgütü Somali’nin önemli kesimini ele geçirdi. Başkenti de almak üzereydi. Bu defa Afrika uluslararası gücünün müdahalesiyle başkentin uzağına sürüldü. Yine biraz daha geriye gidecek olursak Etiyopya, El-Şebab’ın başkente girişine müdahale edip Somali yönetiminin ayakta kalmasını sağladı. Ne ironiktir ki Somali yönetiminin kurtarıcısı olan Etiyopya ile oldukça sorunlar da yaşandı. Sonuçta denize ulaşma adına geçen yıl Etiyopya, ayrılan Somaliland ile anlaşma aşamasına dek geldiydi.

Konuya daha geriden bakalım. Soğuk Savaş bitip Sovyetler dağılınca ilk B.M. uluslararası müdahale Somali’ye yapıldı. Doksan bir döneminde Somali’de darbe oldu. Karışıklıklar epey arttı. Tam bu sırada darmadağın olan ülkede doğudaki Somaliland bölgesi bağımsızlığını ilan etti. Güvenlik Konseyi ise karar alıp Somali’deki istikrarı sağlama adına uluslararası güç gönderdi. Türkiye ve Yunanistan da bu güce destek verdi. Sonuç mu? Fiyasko… Böylelikle karışıklık içinde Somaliland adıyla yeni bir devlet ilan edildi.

Yöre kendine göre ayrıcalığını korudu. Kendi devletini kurduğunu ilan etti. Para birimine sahip oldu. Merkez bankası kurduruldu. Kendince seçimler dahi yaptı. Oysa Somali durmadan karışıyordu. Birkaç defa şeriatçı El-Şebab örgütü başkente dek girdi. Onu önce Etiyopya, sonra daha uluslararasılaşan Afrika gücüyle şehirden uzaklaştırdılar. İki bin on birden sonra Türkiye de Somali’ye yerleşen güçlerden biri oldu. Birçok yeri ve Mogadişu Limanı ile Havalimanı’nı da kullanma anlaşmaları oldu. Değişik güçler Somali devletini El-Şebab’a karşı korumaya başladılar. Ama hâlâ El-Şebab örgütü faaliyetlerini sürdürüyor. Hatta Kenya gibi komşu ülkelere, Somali devletine destek verdiği için dahi saldırılar oldu.

Böylesi ikili yapılanış doksan bir senesinden beri geçerli. Onun için Somaliland’i tanımak demek Somali toprak bütünlüğüne aykırılık simgesiyle eleştiriliyor. Ama bu bir yandan da o güçler olmadan Mogadişu yönetiminin olamayacağı gerçeğini de öğretiyor. Nitekim geçen yıl Türkiye’de Somali başkanının oğlunun trafik kazası olayı da boşuna tartışılmadı…

Şimdi, Somaliland kolay kolay tanınamaz. Hele de Somali’de bulunan çok yönlü kesimin çıkarları varken. Ama Somali rejimi de hâlâ kendi ayakları üstünde durmamaktadır. İsrail ise neden mi tanıdı sorusuna birkaç yanıt hemen etrafta dolaştı. Örneğin Gazze’deki sürülecek Filistinlilerin bir miktarının Somaliland’e yerleştirilme planı var. Bu aynı zamanda oradaki nüfus dengesine etki demektir. Peki bu konuya en çok karşı çıkan kim derseniz: Türkiye. Bu size neyi sorgulatıyor? Herhâlde son Afrin veya Kuzey Kıbrıs desem, birileri hemen hamasi çıkış yapmaz mı dersiniz? İşte tarihin cilvesi de burada sırıtmaya başlamaktadır.

İsrail burayı tanımakla önemli bir karşı deniz kıyılı bölgeye de yerleşmiş olacak. Husilere karşı mevziyi yakınlaştıracak. Filistinlileri sürerken yerleştirecek ülke de bulma şansı olacak. Tabii oradaki kaynakları kullanması da cabası. Üstelik şu anda Somaliland, Somali’den çok daha istikrarlı.

Bu gelişmeleri okurken, bilgi toplarken aklıma hep Kuzey Kıbrıs kamuoyu geliyor. Ne kadar hantallaşan resmî duruşa geldiğimiz gerçeği yüzüme vuruyordu. Örnekleyeyim: Hiç fazla geriye gitmeyeceğim. Annan Planı tartışmaları döneminde özellikle doğru yanlış statükocular hep örnekler arıyorlardı. Kosova ile Doğu Timor’u veriyorlardı. Israrla ülkeden kopan bölgelerin tanındığı algısına sarılıyorlardı. Tabii ki yanlış eksenden bakarak da saçmalıyorlardı. Ama Kuzey Kıbrıs Devleti’nin tanınması için, özellikle ayrılıp tanınmayan yerlerin tanınarak işlevini sürdürdüğü örneklere çok ihtiyaç vardı. Şimdi Somaliland örneği, hem de en sert kelimelerle “eşit devlet” denilirken, tam da ağızlarına yakışacaktı. Ama tanıyan İsrail olunca işler tersinden işlemektedir. Yine de hâlâ sessiz kalmaları şunun belgesidir: Kıbrıs konusu siyasal olarak içi boşaltılarak adeta iyice anlamsızlaştırılıp gerçeklerden kopartıldı. Statükonun devamı için zemin daha sertleşme dönemine geçti.

Kısaca; Somaliland doksan birden beri kendince bağımsız. Kendi kurumlarını da oluşturdu. Hâlâ bizde olmayan para birimi var. Bağımsız merkez bankası da işlevde. Öyle net bir bağımlı ilişkisi yok. Ama yine de tanınmasına karşın bu konuda örnek arayan Kuzey Kıbrıs kesimi hiç alakadar olmadı. Yetki daralmasının, siyasal teslimiyetin gelinen yerinin kanıtıdır. Ama belli ki tanınmayan bağımsız bölgelerin artan rekabette isimlerini daha çok duyacağız. Dikkatli olup yine hamasete boğulmamak da önemlidir.

Diğer yazıları

Mayıs havalarında Kıbrıs semaları – Özkan Yıkıcı

Kıbrıs da tüm dünya gibi Mayıs ayına girdi. Günler...

Paşinyan’ın kıvrak siyasal dansları – Özkan Yıkıcı

Ermenistan’da önemli bir zirve yapıldı. Avrupa ülkeleri ve Kanada...

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamından günümüze – Özkan Yıkıcı

Şu itirafı yaparak konuya gireceğim: Sürekli makale yazmaya başladığım...

Propaganda gücü ile gözden kaçırılanlar – Özkan Yıkıcı

Bölgemiz son aylarda, hem de kirlinin de ötesinde, savaşlarla...

Parlamento seçimlerine günler kaldı – Özkan Yıkıcı

Güneyde Kıbrıs Cumhuriyeti parlamento seçimlerine günler kaldı. Ayın son...
4,426BeğenenlerBeğen
1,504TakipçilerTakip Et
3,965TakipçilerTakip Et
831AboneAbone Ol

Son eklenenler

8 Mayıs 1945’ten bugüne düşen – Yücel Özdemir

81 yıl önce bugün Berlin’de, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın...

‘Özgürlüğü seven herkesin Kızıl Ordu’ya ödeyemeyeceği bir borcu var’ – Kavel Alpaslan

Heykeller neredeyse her zaman ‘bilindik’ insanları işler. En fazla...

Yolsuzluk dosyalarına “yasa” zırhı – Gözde Bedeloğlu

Kuzey Kıbrıs Cumhuriyet Meclisi’nde oy çokluğuyla kabul edilen “Ceza...

Mayıs havalarında Kıbrıs semaları – Özkan Yıkıcı

Kıbrıs da tüm dünya gibi Mayıs ayına girdi. Günler...

Hürmüz krizi Türkiye ve Suriye için fırsat mı? – Hediye Levent

Hürmüz Boğazı’nın merkezde olduğu ABD-İran krizi hâlâ devam ediyor...

Yeni nesil kapitülasyonlar – Mahir Ulutaş

Türkiye’nin son yıllarda enerji ve doğal kaynaklar alanında ardı ardına imzaladığı...

Paşinyan’ın kıvrak siyasal dansları – Özkan Yıkıcı

Ermenistan’da önemli bir zirve yapıldı. Avrupa ülkeleri ve Kanada...

Canlı yayın