Home yaklaşımlar Kemal Özkaram Şeş kapısı açıktır acaba? – Kemal Özkaram

Şeş kapısı açıktır acaba? – Kemal Özkaram

0
16

Seçimin ardından başda Tufan Erhürman ve CTP olmak üzere kampanya sürecine destek ve oy vermiş, mitinglerde ve sandık başında emek etmiş herkesi gönülden tebrik ederim.

Tatar’ın despotik ve bir o gadar da altı boş tezlerinin tekrar seçilmemesi en önemli gazanımıdı benim nazarımda…

Fakat bu seçimi başlı başına “Müdahalelere rağmen bir zafer veya Erdoğan’ın malubiyeti” olarak okumamamız gerekdiğini düşünürüm.

Nihai açılımlar için öncelikle erken genel seçim gazanılması lazım bana göre… ama bu da yetmez! Toplumsal uzlaşı ve topyekün bir direniş haddı belirlemek lazım.*

Cumhurbaşganlığı seçim zaferini gölgeler gibi görülmesin yazdıklarım… ama bu zaferi sadece Kuzey Kıbrıs’daki dinamikler üstünden okumanın yeterli olmadığını düşündüğüm için konuynan ilgili yaşanmış konjonktürel bazı gelişmeleri dikktinize getirmek isderim.

Trump. Erdoğan. AB.

ABD’de Trump’ın tekrardan seçilmesiynan beraber Erdoğan’a Trump yönetimi tarafından yepyeni bir kredi havuzunun açıldığı Trump’ın verdiği demeçlerden belliydi.

Trump’ın koltuğu devraldığı 20 Ocak’dan bu yanı giderek sıklaşan Erdoğan-Trump temasları, en son Erdoğan’ın 25 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için gittiği ABD ziyareti sonrası Trump’nan Beyaz Saray’da yapdığı toplantıynan zirveye ulaşdı.

Bu görüşmede Trump ve Erdoğan arasında çok çetin pazarlıkların yaşandığı, gerçekleştirilen ortak basın toplantısında yapılan garşılıklı açıklamalarda açıkca ifade edildi… Heybeliada’daki Ruhban okulunun yeniden açılmasından dutun da, Suriye’deki YPG sorununa, Erdoğan’ın Gazze’deki ateşkes talebinden, savunma alanındaki taleplerine gadar her şeye batıp çıkdılar.

Basın toplantısında yalınız Kıbrıs’nan ilgili bir şey demediler… neyisa;

Bu pazarlıklar neticesinde Erdoğan gendine Trump tarafından açılmış kredi havuzunu imtiyazlar vermek pahasına olsa da sonuna gadar gullanmak isdediğini kanıtlamış olacak ki; 13 Ekim günü Gazze’deki ateşkes anlaşmasını imzalamak üzere liderler Mısır’da toplandığı sırada Trump, Erdoğan’nan ilgili çeşitli kürsülerden övgüynan bahsederek ne gadar çetin bir lider olduğunu ve aslında bunu sevdiğini ifade eder.. NATO’nun (Avrupa Ülkelerinin) Erdoğan’nan ilgili olan hoşnutsuzluğuna atıfda bulunarak; Erdoğan’ın aslında gendisinin ne gadar sadık bir müttefiki olduğundan ve eğer Erdoğan’nan gonuşursa Avrupalı ülkelerin şikayetçi olduğu konuları ortak bir zemine daşıyabileceğinden söz eder.

İlk Taarruz. İşaret Fişeği. Zafer.

Bu sırada Erdoğan’ın ‘düşmüş kahramanları’ bir bir Kıbrıs’a gelmeye başlar. Topçusu popçusu Soylu’su tayfası.

Erdoğan Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik ilk düşük seviye taarruzunu bu şekilde yapdı. Çünkü bana göre süreç henüz belirsizdi.

5 yıldan beridir gittiği her Türk Devletleri toplantısına beraberinde götürdüğü Tatar’ın leyhine mi aleyhine mi belli olmayan, Kıbrıs’daki Türkiye kökenli seçmenin bile güman etmekte ikide galacağı profilde insanlar gönderdi.

Bu arada tabi propaganda süreci devam ederken Türkiye’den üst düzey yöneticiler yavaş yavaş Kıbrıs’a neredeysa kamp gurdu. Kıbrıs’daki heyet bana göre bu süre zarfında bir tarafdan toplumun nabzını duddu, bir tarafdan etki edebildikleri siyasi ve sivil örgütlerin pozisyonlarını Erdoğan’dan gelen işaretlere göre tasarladı.

Nitekim dikkatinizi çekerim… Yukarda ‘Trump-Erdoğan-AB’ başlığında annaddığım gelişmelerden hatırlaycaksınız; 13 Ekim günü Trump “Erdoğan Çetin ama sadık bir müttefik. Onu seviyorum. NATO ülkelerinin kendisiyle ilgili şikayetleri var ama onunla konuşursam ortak bir zemin bulabileceğimize inanıyorum” dediği gün BRTK yönetim kurulu başkanı Özdemir Tokel yazılı bir açıklama yapar ve der ki; Kuzey Kıbrıs’da bugün artık sağınan solun Kavramsal olarak arasındaki ayırım tamamen ortadan galkdı. Her ikisi da gendini Kıbrıs sorunuynan ilgili aynı nokdada konumlandırır, aynı sahipleniciliği gösderir ve yani aslında UBP’nin beceriksizlikleri ve skandallarından soğumuş sağ seçmene büyük bir işaret fişeği yakar. E tabi bu biraz önce bahsettiğim gibi Türkiyeli heyet ve tasarısının bir ürünü olduğu kanaatindeyim.

Tufan Erhürman bir tarafdan meydanlarda ağırlıklı olarak Türkiyeli seçmene yönelik telkinlerde bulunurken diğer tarafdan Türkiyeli heyetin organizasyonuyla, Türkiye’den Tatar’ın leyhine ‘gibi görünen’ ama Kıbrıslı halkın sinir uçlarına dokunan yayınlar yapdırmaya başladı… örnekler çoğaltılabilir ama örneğin Cübbeli Ahmet hoca gibi aparatların devreye sokulmasında bahsederim.

Bu da tabi ezici bir üstünlüknan Tufan hocanın zaferini getirdi.

Evet, zafer bizimdir! Zafer inanannarındır… çünkü en kötü çözüm çözümsüzlükten iyi midir bilmem ama daha iyiye bir adım daha yakın olduğu kesin. Tufan Erhürman zaferi önemlidir ama nihai zafer değildir.

Erdoğan. Son Vals.

Şimdi Erdoğan’ın Kıbrıs’da ‘neden mağlup olmadığından’ bahsedeyim.

Herkesin da bildiği gibi Erdoğan içerde CHP’yi sistematik olarak parçalamaknan uğraşırken, aynı zamanda Türk devletini da, demokrasisini da yeniden ve ‘gendine göre’ tasarlamaknan meşguldur… e hal böyleyken en az bir 5 yıl daha Erdoğan için ‘dışarda’ uzlaşmacıYMIŞ gibi bir profil çizmesi şaşırılacak bir durum değil. Zere içerde yapacağı radikal ‘uygulamalar’ için gendine alan açması ve batılılarda tölerans gelişdirmesi gerekir.

Bu kapsamda örnek olarak Kıbrıs sorununun Federasyon temelinde yeniden müzakeresinden dutun da AB’nin SAFE isimli savunma fonuna başvurarak ‘AB’ynan Savunma alanında ortaklıklarını gelişdirme’ isdencini ortaya goyma gibi hamlelerini sayabilirik…

Erdoğan son 5 yıldır federasyon temelinde bir anlaşmayı müzakere etmeyeceğini defaatnan çeşitli mecralarda dile getirdi. Bunun bir yansıması olarak Erdoğan’ın Federasyon görüşmelerine daha da maksimalist döneceğini düşünürüm… nitekim bunun yankılarını yeni Cumhurbaşganı Tufan Erhürman’ın vermiş olduğu demeçlerin satır aralarında işitmek mümkün.

Erdoğan sadece Türkiye’yi değil, aynı zamanda Kıbrıs’ı da gendine göre tasarlar, tasarlamaya da devam etmek isdeycek. Çünkü Erdoğan, eğer bir müzakere yapılacaksa bunun ‘son müzakere olduğunu’ ve müzakere sürecinde olası bir başarısızlıkda Kıbrıs’da ‘çözüm direncin tamamen boşalacağını’ net bir şekilde görebilir.

Nitekim bunu gören Erdoğan için müzakere masası kavramsal olarak yepyeni bir boyut gazandı. Why not? der İngiliz.

*Toplumsal Uzlaşı. Topyekün Direniş.

Eyri oturalım, doğru gonuşalım. Bugün seçimin sonucu tam tersi olaydı sağcısından solcusuna kimse şu an olduğu gadar mutlu olmaycaydı. Sol cenah için tahakkümün tokadı artık yanak gızardacaydı, Sağ cenah için iç hesaplaşmanın kapısı açılmaycaydı. Bugün aksine Tufan Erhürman zaferi en solundan merkezine herkes için umuda, birlik olup iradeye sahip çıkmaya dair önemli bir “kıvılcım” yakdı. Bunu gören Bahçeli aman “Ateşe dönüşür” gorkusuynan Kıbrısnan ilgili nihai arzusunun ne olduğunu güçlü şekilde haykırdı. Annarım gendini… çünkü siyasi bir ‘aktördür’ ve mesleği algı yönetimidir.

Daha önceki bazı yazılarımda da bahseddiğim gibi, CTP’nin radikalleşme lüksünün olmadığı toplumsal bir sorumluluk sahibi olduğunu düşünürüm. Erdoğan rejiminin derin siyasi manevraları garşısında edilgen bir izlenim vermiş olabilir. Ben da çok eleşdirdim ama açık gonuşmak gerekirsa Erdoğan değil CTP’yi, CHP’yi, Türkiye’yi, ve hadda bütün Avrupayı bile edilgen bırakdığı saltoları oldu.

74 Harbına bağlı olarak ortaya çıkmış bütün haksızlıklar ve sorunnar temelde tamamen aynı şekilde dururken, Kıbrs halkları için zamanın ruhu, toplum yapısı, ortak değerler, toplum belleği bambaşga ve çok farklı nokdalara evrildi geçen onca senede.

Bunu iyileşdirmek zaman alacak. Ve bu gerçeği, idealize eddiğimiz çözüm modeli uğruna yok saymak doğru olmaycak.

Kıbrıs’ın Kuzeyinde işler daha da vahim. 83’den beridir Tahakkümün pençesinde her gurulan ve bozulan hükümedde biraz daha yok olan Kıbrıslı Türkler, bugüne geldiğimizde artık yerli seçmenin azınlık olduğu, yerli demenin ayrımcılık olduğu bir sosyo-kültürel yapının içine gömüldü.

Hal böyleyken naçizane düşüncem; en solundan sağına toplumsal bir uzlaşı gelişdirilmelidir. Ama bu uzlaşı gendi tabirimnan Neo-kktc’cilik olmaması gerektiği inancındayım. Zere bu noktada rahmetli Denktaş beye göre KKTC’ye “gelen Türk, giden Türk”dü.

Gurulacak olan yeni hükümet bugüne gadar Kıbrıs’ın başına örülmüş onca pisliği temizleyip özgün kimliğini, kurumlarını, yurdunu, sermayesinin Türk hegomonyasından korunmasını sağlayacak adımları atabilecek mi? Veya böyle bir refleks göstermek isdeycek mi?

Mevcut koşullarda devam eden UBP hükümeti tarafından yapılmış yasalarla birlikde AKP Parti hükümeti zaten sistematik olarak Kıbrıslı Türkleri yukarda saydığım nokdalarda sindirmeknan meşguldur. (Bu konu derindir… zaten uzun bir yazı oldu başga yazıda değinirim.)

Önümüzdeki 5 yıl ve sonrası Kıbrıs’ın kuzeyi için birdaha asla aynı olmaycak gibi görünür. Bu bağlamda tüm siyasi örgütlere, sendikalara, sivil toplum örgütlerine, hadda bireylere çok fazla sorumluluk düşer. Bence önümüzdeki 5 yıllık süreçde çok provokasyonlar olacak. Sinir uçlarımıza çok dokunacaklar. Bililler bize bizi gırdırmayı. Toplumsal uzlaşıyı (eğer sağlanırsa) bölmeyi deneyceklerdir…

Bence bu defa birbirimize küsmek, parçalanmak gibi bir lüksümüz yokdur. Ki parçalanmasak bile bu durumun bizi uzun vadede tahakkümden gurtaracağı da kesin değildir.

Ama bilmem belki bu defa zarlar düşeş gelir.

Farz edelim ki düşeş geldi!… Bugüne gadarki trende bakacak olursak; Şeş kapısının kapalı olma ihdimalini düşünmeden edemem…

No comments

Yorumunuzu ekleyin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.