yaklaşımlarÖzkan YıkıcıNiyet Etmekten Tesadüfe Libya Konusu - Özkan Yıkıcı

Niyet Etmekten Tesadüfe Libya Konusu – Özkan Yıkıcı

Geçen hafta sonu bazı dostlarla sohbet ediyordum. Nereden bilirdim ki bana makale yazmaya dek yardımcı olacağını… Konu oradan buradan gidiyordu. Arada politika ile bölgemiz de sıraya alınıyordu. Tam da Suriye’de olanlar, Öcalan tutumları ucundan ele alınırken araya Libya da sıkıştırıldı. Konuştuğum arkadaşlardan birisinin de yakını zamanında Libya’da çalışmaya gitmişti. Libya konu olunca ilgili dost hemen: “Sahi, Libya’dan ses seda yok. Kaddafi sonrası karışsa da galiba şimdilik rahat.” diyordu. Ben de ona: “Yok, bildiğin gibi değil. Önemli gelişmeler var. Üstelik Türkiye merkezli olanlar da var. Konuyu yazmaya niyetliyim. Ama önce şu Türkiye’nin Libya’daki asker bulundurma tezkeresi Meclisten geçsin diyorum.” dedim… Nitekim doğrusu da buydu.

Geçen haftadan beri araya Libya makalesini sıkıştırmayı hep aklımda tuttum. Ta ki Mecliste tezkere oylamasına dek.

Elbet şu atışı yapmayacağım: “Bir şeyler olacak öngörüm vardı.” diyemem. Sadece Libya’da gelişmeler vardı ama hâlâ gündem değildi. Tezkere oylamasıyla konular belki daha bir öne çıkıp da yazdığımda daha iyi okunur umudum vardı. Öyle de yaptım. Nereden bilirdim ki tam da makale yazım sürecinde Libya Genelkurmay Başkanının da olduğu uçak düşüp sekiz kişi ölecekti…

Türkiye Büyük Millet Meclisinden Libya tezkeresi geçti. Bazı tutumlar da bana ek bilgi kazandırdı. Ama çoğu kesimin Libya sorunu ile Türkiye’nin oradaki askerî varlığını unuttuğuna da şahit oluyorum. Bilmeme ve gündem olmama ikilemleri bazen çok önemli durumları da hasır altı etmeye yetiyordu.

“Libya’da neler oldu?” derseniz, önce şu uçak düşmesi ve konunun tartışılma düzeyi üzerine birkaç söz edelim. Konuyu değişik açıdan bilenler elbet düştü mü yoksa sabotaj mı ikilemine düşerler; bu normaldir. Hele bilgi eksikliği ile siyasal karışıklık kaosunda bu durum başka şekillere bürünür. Üstelik hiç uzağa gitmeyelim: Türkiye’de dahi gerek Yazıcıoğlu’nun helikopteri gerekse Jandarma Komutanı Eşref Bitlis’in uçak kazaları hep tatmin edici olmayan açıklamalar sonucu hâlâ kuşkularla hatırlanmaktadır. Onun için tam da birçok gelişme olurken Libya Genelkurmay Başkanı ile Kara Kuvvetleri Komutanının olduğu özel uçağın düşmesi, kaza olsa dahi siyasal koşullar nedeniyle spekülasyona açıktır.

O zaman geçen haftadan beri yazmayı düşünüp de tezkereyi beklediğim son gelişmelere değinelim. Libya’nın zamanındaki Kaddafi gerçekliği malumdur. Sonra doğrudan Orta Doğu proje hedefinde emperyalist çok yönlü saldırılarla Kaddafi devrilmekle kalmadı; katlediliş şekliyle de epey yankı yarattı. Kaddafi sonrası Libya ise hayır etmedi. Paramparça oldu. Birleşmiş Milletler kararlarına karşın uygulamalar hayata geçirilmedi. Ülke birçok ayrışma yaşıyor. İki önemli merkezîleşme ortaya çıktı: Batıda Trablusgarp merkezli yapı ve doğuda Bingazi olmak üzere iki güçlü parça oluştu. Şehir merkezli milis yapılar da vardır. Ancak bu iki ağırlıklı merkez dahi birbirine girmektedir.

Son Trablusgarp’taki, hem de hükümet içi çatışmalı parçalanmalar, olayın epey dağınık olduğunu göstermektedir. Birleşmiş Milletler kararına rağmen hâlâ Trablusgarp’taki yönetim seçime gitmemektedir. Bu yönetimi Türkiye’nin de doğrudan desteklediğini hatırlatalım. Dahası, Türkiye müdahale etmese şu anda “ulusal hükümet” adıyla Trablusgarp’ta oturan kesim olmayacaktı. General Hafter kuvvetleri çoktan başkenti ele geçirmiş olacaktı.

Fakat ikili yapı yerleşmesine engel olunmadı. Batıdaki hükümet, doğudaki ise meclis olarak güç ikilemi oluştu. Öyle ki yasal zemine göre hükümet kararlarının temsilciler meclisi tarafından onaylanması gerekir. Onaylanmadığı durumda yasal geçerlilik oluşmaz. Hele yapılan uluslararası anlaşmaların geçerliliği bu işleme bağlıdır. Türkiye ile Trablusgarp’taki yönetim arasında imzalanan deniz yetki alanları anlaşması da bunlardan biridir. Fakat hep dile getirildiği gibi konuşma hastalığı sonucu bu önemli kural göz ardı edilerek haklılık zehirlenmesi yapılmaktadır.

Yeniden özetlemede kalmayalım. Son dönemde Türkiye Libya’da önemli hamleler yaptı. Özellikle General Hafter ile buzlar çözüldü. Onu Ankara’ya davet edip görüştü. İlişkiler iyice yumuşadı. Bunun anlamı şudur: General Hafter kontrolündeki meclisin imzalanan anlaşmayı kabullenip yasal geçerlilik kazandırma ihtimali belirdi. Türkiye, tek tarafı destekleyip diğerini düşman görme durumundan sıyrıldı. Hatta Trablusgarp’taki rejim bu dengeden kaybetme tehlikesi dahi taşımaktadır.

Bir anda Türkiye, Doğu Libya kesimiyle de ilişkiler geliştirdi. Ziyaretler başladı. Bu gidişata ulusal hükümetin Genelkurmay Başkanının da eklenmesiyle ikili taraflar Türkiye denklemine oturuyordu. Libya’daki parçalanma ve taraflaşma durumları küçük bir kayıştan kolayca deprem derecesine ulaşabilir. Hafter’in en yakın dostlarının Mısır, Rusya ve Birleşik Arap Emirlikleri olduğunu düşünürsek Libya hegemonyası için verilen mücadelenin boyutu da anlaşılır.

Tam da bu ilişki ağı gelişirken Genelkurmay Başkanının heyetiyle gelmesi, düşen uçak ve ölümler her türlü travmaya açıktır. Ancak şimdilik net olan bir şey yoktur. Net olan, Libya’da Kaddafi sonrası bir düzenin kurulamamış olmasıdır. Üstelik Libya, Afrika’ya açılan önemli coğrafyalardan biridir. Çözümsüz Libya ile nüfuz alanı mücadeleleri bazen çakıştığında sorular birbirini kovalar. Son günlerdeki çakışma da bunun sonucudur.

Şimdi; uçak düştü. Önemli askerî liderler öldü. Ama öteki tarafla ilişkiler de yumuşuyor. Bu durumda bölgesel hegemonya için koşullar oluşuyor. Libya şimdilik gözden ıraktı; ancak son müdahaleler sonucu yeniden gündeme gelmektedir.

Biraz gecikmeyle sanki olmadan şu sonuca vardım: Libya yeni bir karışma sürecindedir. Türkiye ise genişleme politikasıyla resmen fırsat kollamaktadır. Ancak hâlâ şu kavramlar karıştırılmaktadır: Deniz yetki alanı ile kıta sahanlığı aynı şeymiş gibi davranılmaktadır.

Kısaca; Hafter’le olan ilişkilerle dengesi bozulan Libya, düşen uçakla hem düşme nedeni hem de sonrası sorularıyla yeniden kaynamaya başlamıştır. Tüm yaşananlar gibi Libya da emperyalist müdahalelerin bedelinin gölgesinde oradan oraya savrulmaktadır. Bakalım Libya hangi yollardan geçecektir.

Diğer yazıları

Mayıs havalarında Kıbrıs semaları – Özkan Yıkıcı

Kıbrıs da tüm dünya gibi Mayıs ayına girdi. Günler...

Paşinyan’ın kıvrak siyasal dansları – Özkan Yıkıcı

Ermenistan’da önemli bir zirve yapıldı. Avrupa ülkeleri ve Kanada...

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamından günümüze – Özkan Yıkıcı

Şu itirafı yaparak konuya gireceğim: Sürekli makale yazmaya başladığım...

Propaganda gücü ile gözden kaçırılanlar – Özkan Yıkıcı

Bölgemiz son aylarda, hem de kirlinin de ötesinde, savaşlarla...

Parlamento seçimlerine günler kaldı – Özkan Yıkıcı

Güneyde Kıbrıs Cumhuriyeti parlamento seçimlerine günler kaldı. Ayın son...
4,426BeğenenlerBeğen
1,504TakipçilerTakip Et
3,965TakipçilerTakip Et
831AboneAbone Ol

Son eklenenler

8 Mayıs 1945’ten bugüne düşen – Yücel Özdemir

81 yıl önce bugün Berlin’de, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın...

‘Özgürlüğü seven herkesin Kızıl Ordu’ya ödeyemeyeceği bir borcu var’ – Kavel Alpaslan

Heykeller neredeyse her zaman ‘bilindik’ insanları işler. En fazla...

Yolsuzluk dosyalarına “yasa” zırhı – Gözde Bedeloğlu

Kuzey Kıbrıs Cumhuriyet Meclisi’nde oy çokluğuyla kabul edilen “Ceza...

Mayıs havalarında Kıbrıs semaları – Özkan Yıkıcı

Kıbrıs da tüm dünya gibi Mayıs ayına girdi. Günler...

Hürmüz krizi Türkiye ve Suriye için fırsat mı? – Hediye Levent

Hürmüz Boğazı’nın merkezde olduğu ABD-İran krizi hâlâ devam ediyor...

Yeni nesil kapitülasyonlar – Mahir Ulutaş

Türkiye’nin son yıllarda enerji ve doğal kaynaklar alanında ardı ardına imzaladığı...

Paşinyan’ın kıvrak siyasal dansları – Özkan Yıkıcı

Ermenistan’da önemli bir zirve yapıldı. Avrupa ülkeleri ve Kanada...

Canlı yayın