14 Şubat 2026, Cumartesi
12.8 C
Lefkoşa
Kıbrıs iktibasYücel VuralMüzakerelere engel olan nedir? - Yücel Vural

Müzakerelere engel olan nedir? – Yücel Vural

Orjinal yazının kaynağıyeniduzen.com

En sonda söylemem gerektiğini şimdiden söyleyeyim. Genel olarak toplumlararası ilişkiler ve özel olarak müzakereler 2020-25 döneminin gölgesinden kurtulma aşamasındadır. 

O dönemde, iki lider ve zaman zaman da ‘garantör’ devletlerin katılımıyla BM gözetiminde gayrı resmi bazı toplantılar yapılsa da, Kıbrıs sorunu buzdolabına konulmuştu. 

Hatta bu dönemin 1963 Aralık ayından bu yana, liderler arasındaki ilişki bağlamında en kötü dönem olarak tanımlanması abartı sayılamaz.

BM, 2020-25 sürecinde, çözüm için kendi katkısını sunmaya hazır olduğunu taraflara resmen duyurmak, herhangi beklenmedik bir kazaya karşı uyanık kalmak ve her iki toplumu kapsayacak şekilde Kıbrıs kamuoyunun çözüm iradesini yoklamak adına sahneyi terketmemişti. 

Bugün, sorunun artık buzdolabından çıkarılmasını olanaklı kılan şartlar oluşmuştur.
Ama bu yazının başlığını oluşturan soru halen anlamını ve güncelliğini korumaktadır.  

Bu soruya, doğrudan doğruya verilecek en geçerli yanıt çok basittir: 
‘Kıbrıs’ta taraflar arasında var olan güven bunalımı, çözümsüzlük ortamı dahil olmak üzere her olumsuz gelişmenin temelinde yatan nedendir.’

Güven bunalımı veya karşılıklı güven yoksunluğu sadece müzakerelerin başlamasına engel oluşturmuyor ama ayni zamanda, müzakereler başlasa bile, olumlu bir sonuca doğru ilerlenmesine de engel oluşturuyor. 

Bu, birilerinin bugün keşfettiği bir durum değildir. Taraflar bu güven bunalımını iliklerine kadar hissediyor. Ama bir türlü bundan kurtulamıyor. Acaba neden?

Nedenlerin başında tarafların, diğer toplumun sıradan üyelerinin beklentilerini hesaba katacak bir yaklaşıma sahip olmamaları gelmektedir. 

Elbette bu durumun, bazı nesnel nedenleri de vardır. 

1963 Aralık ve 1974 Temmuz ayları bu güven bunalımını körükleyen gelişmelerle doludur. Taraflardan her biri, maalesef muhatabının yüzüne bakarken bugünkünü değil, 1963 ve 1974 görüntülerini görüyor.

BM Güvenlik Konseyi, Barış Gücü 1964 yılında adaya yerleştikten hemen sonra, tarafları, durumu kötüleştirecek davranışlardan sakınmaya çağırmaktaydı. 

Ama daha da önemli olan şey, BM’nin tarafları işbirliği yaparak, normal koşullara dönüşü kolaylaştıracak adımları atmaya  yönlendirmeye çalışmasıdır.

Bu adımlardan bir kısmı, sekteye uğrayan bazı kamu hizmetlerinin yürütülmesini sağlamak üzere, KıbrıslıTürk kamu görevlilerinin Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilgili kurumlarındaki görevlerine geri dönüşünü içeriyordu.

Ame ne yazık ki her iki taraf da ayni gerekçeyi ileri sürerek adım atmaktan kaçındı. 
Her iki tarafın liderleri (zaten o zaman sadece iki lider vardı), farklı gerekçelerle hareket ederek ayni noktada buluştu: KıbrrıslıTürk kamu görevlilerinin görevlerine geri dönüşü Kıbrıs sorununun çözümlenmesi şartına bağlandı!

BM bu süreçte nihai bir çözüm düşüncesine destek vermekle birlikte, mevcut durumun iyileştirilmesini öngören adımların da atılmasına odaklanmıştı. Aynen bugün olduğu gibi!

BM daha o dönemden başlamak üzere, iki toplum liderlikleri arasında bir iletişim eksikliği  ve güven sorunu bulunduğunu tesbit etmekte  ve bunların giderilmesi gerektiğini vugulamaktaydı. 
Bu konu bugün de önemini koruyor.

BM GK 1964 yılından beri iki toplum liderleri arasında doğrudan görüşme yapılmasını esas almış ve tarafları bu yönde motive etmeye çalışmıştır. 

Taraflar ise kendi kafalarındaki çözümü dayatmak yönünde hareket ederek koşulların iyileştirilmesi yönünde adım atmaktan kaçınmaktaydı. 

Örneğin Kıbrıs Rum tarafı azınlık haklarının garantiye alındığı bir çoğunluk rejimini dayatmaya çalışırken, Kıbrıslı Türk tarafı iki toplumun birbirinden fiziken ayrılmasını esas alan bir çözüm peşinde koşmaktaydı. 

Fiziki bölünmenin gerşekleştiği 1974 Temmuzu’nun hemen ardından, BM, toplum liderlerini ve ‘garantör’ devletleri Kıbrıs sorununa siyasi bir çözüm bulmak üzere müzakereye çağırmanın yanı sıra, normal koşullara dönüşün gerekli olduğunu da ifade etmekteydi.

Bazı istisnalar hariç, iki tarafın liderleri normal koşullara dönüşü sağlayamadı veya bunun gerçekleşmesine bilinçli ya da bilinçsizce engel oluşturdu.

Yeni dönemde bu durumun değişmesi için bazı adımların atılması ve tarafların birbirini anlamaya çalışması gerekmektedir.

Seçilmesinin hemen ardından, Tufan Erhürman muhatabına ‘müzakere yapmak için değil, çözüm üretmek için müzakere masasına oturmak istediğini’ açık bir dille duyurdu. KıbrıslıRum lider ise, bu yaklaşıma karşı ‘Crans Montana’da kalınan yerden müzakereye başlama’ çağrısı yaptı.

Yani iki taraf, iki doğrudan sadece bir tanesini vurgulayarak tanışmayı tercih etti.

KıbrıslıRum tarafı sonuç alıcı bir müzakere sürecine hazır değil midir? Görüşelim ama birşey değişmesin anlayışında mıdır? Ya da KıbrıslıTürk tarafı müzakereye nereden başlamak istiyor? Eşit uluslararası statü ve egemen eşitlik noktasından mı, yoksa Crans Montana’da bırakılan yerden mi? 

İki doğrunun farklı ağızlardan dile getirilip yeni dönemin çöpe atılması yerine, her tarafın da bu söylemlerin her de ikisine birlikte sahip çıkmaları gerekmektedir.

Crans Montana’da bırakılan yerden müzakerelere devam ederken, aynı zamanda güven yaratıcı önlemlerin hayata geçirilmesine engel olan şey nedir? 

Bu sorunun yanıtını biliyoruz: Güvensizlik. 

KıbrıslıTürk tarafı, KıbrıslıRum tarafının bir çözüme doğru ilerlemek yerine süreci oyalamaya hazırlandığını düşünmektedir. 

KıbrıslıRum tarafı ise KıbrıslıTürk tarafının aslında ayrılıkçı bir ajanda eşliğinde hareket ettiğini ve bu nedenle müzakere masasında esnek davranmayarak sürecin çökmesine zemin hazırlamak istediğini düşünüyor.  

Crans Montana’da kalınan yerde aynı zamanda BM Genel Sekreteri’nin telaffuz ettiği Stratejik Anlaşma arayışı vardır. 

Bu olguyu en iyi bilenler arasında şimdiki toplum liderlerinin olduğunu söyleyebiliriz.
Guterres’in ‘stratejik anlaşma’ diyerek anlatmak istediği şey, tarafların geriye dönüş yollarını kapatacak ve anlaşıldığı kadarıyla, ayrıntılar içeren bir ‘Çerçeve Anlaşması’dır. 

Stratejik Anlaşma’nın bir pusula niteliğinde vazife görmesi, tarafların  Federal çözüme doğru adımlar atması ve nihayetinde federal anayasanın oylanarak kabul edilmesiyle sonuçlanacak olan bir geçiş süreci öngörülüyor. 

BM Genel Sekreterinin öngördüğü modelde tarafların birbirine güven duyabilmesini sağlayacak somut mekanizmalar olmalıdır. 

Zaten sahada birtakım adımların atılması, iki toplum nezdinde elde edilen güvenin liderliklere de nüfuz etmesini kolaylaştıracaktır. 

Bunun için KıbrıslıTürk tarafını 1960 Kuruluş Andlaşması’nın öngördüğü şekilde anayasal bir statüye kavuşturacak bazı mekanizmaların kurulması stratejik anlaşmanın mantığıyla uyumludur. Buna, ayni şekilde askıda olan Kapalı Maraş, askeri güvenlik önlemleri, Ercan Havaalanının uluslararası trafiğe açılması ve KıbrıslıRumların mülküyet haklarının Guterres çerçevesinde belirtildiği şekilde ele alınmasını da dahil edebiliriz. 

KıbrıslıTürk tarafının mizakerelere dönüş sinyalini verdiği bu yeni dönemin ileride de ‘yeni dönem’ olarak adlandırılabilmesi için iki lider ve federal çözüme ilkesel olarak destek veren siyasal partiler arasında yeni bir iletişim mekanizmasına da ihtiyaç vardır. 

Yani yeni dönemi, sadece iki liderin tartışması-uzlaşması zeminine sıkıştırmak gerçekçi olmayacaktır. 

Yeni süreçte, çoğulcu bir ortamın yaratılmasını öngören mekanizmaların bulunması, güven tesisine de yardımcı olacaktır. 

Kısaca, yeni sürecin başarılı olması için AKEL ve DISI ile CTP ve TDP’nin ve elbette federal çözüm talep eden diğer siyasal partilerin de devrede olması bu çoğulcu ortamın yaratılmasına katkıda bulunacaktır. 

Ayrıca toplum liderlerinin ve siyasal partilerin, sadece kendi toplumlarına değil, diğer toplumun sıradan üyelerinin de beklentilerine kulak vermeleri zamanı gelmiştir.

Diğer yazıları

BM Genel Sekreteri hariç, kimse çözüme hazır değil! – Yücel Vural

Bu başlıktaki ifadeyi çözüm vaat edenleri suçlamak için kullanmıyorum. Sadece...

Diktatörler gitsin ama! – Yücel Vural

Dünya’nın büyük bir bölümünde büyük bir karmaşa yaşanıyor. Bunun adını,...

Doğu Akdeniz’den Somali’ye kadar İsrail etkisi – Yücel Vural

Kıbrıs’ın da coğrafi anlamda parçası bulunduğu Ortadoğu bölgesi 2026...

Kıbrıs sorununda hakemlik olabilir mi? – Yücel Vural

KıbrıslıTürk lider Erhürman’la görüşen TC Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin Kıbrıs’ta...

Trump-Erdoğan diyaloğu: Sıra Kıbrıs’a gelir mi? – Yücel Vural

ABD-Türkiye ilişkileri çok ilginç bir seyir izliyor. Bu nedenle...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,993TakipçilerTakip Et
772AboneAbone Ol

Son eklenenler

Çöp meselesi: Bir sınıf ve mekân rejimi – Ecehan Balta

Şehirlerin bir alışkanlığı var: Kirliliği görünmez kılmak. Çöp poşeti...

Silahlanmada Alman-Fransız rekabeti – Yücel Özdemir

Bundan yaklaşık dokuz yıl önce, temmuz 2017’de Almanya ve...

Türkiye’nin de dahil olduğu yeni güç savaşları – Hediye Levent

Gazze, Lübnan, Suriye, İran derken epeydir yakın coğrafyamıza kilitlenmiş...

Kıbrıs Sorununda Son Gelinen Durum ve Görüşme Süreci – Şener Elcil

2020 yılında, Türkiye’nin açıkça seçimlere müdahalesi ile Kıbrıs Türk toplum liderliği (cumhurbaşkanlığı)...

Dikkat Ekonomisi, Kültürel Temsiliyet ve Yapay Zekâ – Çağla Elektrikçi

Manuel Castells’in (1996, 2009) “ağ toplumu” kavramı, çağımızda dikkat...

Seks, yalanlar ve video kayıtları: Esptein skandalının siyaseten düşündürdükleri… – Yonca Özdemir

ABD’de Jeffrey Epstein dosyalarının önemli bir bölümü geçenlerde kamuoyuna...

Dünya Düzeni El Değiştiriyor – Şener Elcil

“Tarih tekerrür eder, tarih tekerrürden ibarettir” veya “Geçmişi hatırlamayanlar...

İran: Barbarları beklerken – Zafer Yörük

İran, uzun süredir tarihin bir eşiğinde bekliyor. Ama bu...

Canlı yayın