Genelde hele de günümüzde egemen siyaset karşıtları için iki önemli tutum sergiler. Birincisi, karşıtı suçlayarak başlar, kendince en kötü kelimeleri eklehip onu suçlar. Böylelikle karşıtın nedemek istediği değil, onu suçlayarak kendi lehine kulanan kesimin istediği şekle sokar. Bunları hergün yaşıyoruz. Öyle ki artık kelime olarak kavratılan kötü anlamlar dahi muhaliflere eklenip kitlesel destek kazanılma peşindedir. Tabi ki eğer bu kural geçersiz kalırsa da açık yüzüyle resmen baskılar gündeme getirilir. Yasal veya direk militarist baskılarla karşıt olmanın bedelini unutturulur.
İkinci yöntem ise karşıtın varlığını, oluşturduğu düşünce şeklini belekten sildirterek yok etmek. Böylelikle eğitimden medya algısına dek uygulanan belek sildirtme, hafıza kaybıyla kafadan sildirtilir. Unutturulan, yok saydırtılan düşünce yerine de kendi dilediği yalanlarla idolojik karşıtlık oluşturulur. Veya tam aksi yokmuşçasına derecesine dek sokturulur.
Bunun örneklerini son günlerde sık sık yaşıyoruz. En basitiyle, kendince karşıt denilen kesime hemen en hafifiyle kötü damgalı örgütden başlayıp casusluğa dek suçlar uydurulur. Egemen medya da bu işe kolayca eklenir. Öyle uzağa gitmeyelim: bizde hep muhaliflere “casuslar, Rumcular, satılmışlar” denilmiyormu. Düşünsel tartışma yerine daha çok suç damgası konulup adeta ötekileştirilerek güçle de birlikte etkisiz kılmaya çalışılınır. Bu salt bizlik veya Türkiyecilik değildir. En önemli örnekleri hem de sistemin süper gücü Amerika açıkça uyguluyor. Geçmişte de hep uyguladı. Örneğin ırak işkalinde nükler silah var yalanıyla işkal edilmedimi: şimdi de en güncel olayda Nivyork seçimlerinde demokrat aday demokratik sosyalist kimlikli Mandani bedava ulaşım ve kreş, kiraları dondurma önerlerle kitle karşısına çıkar. Trump bunu eleştireceği yerde “Nivyorku komoniste, Hamascıya veremeyiz” propagandasıyla saldırıyordu. Yetmeyince de fedral yardımları Nivyorka kesebileceğini de ilan ediyor. Çünkü sistem kendini savunamama koşulunda hep karşıt suçlama ifadelerinden medet umaktadır. İsrailin soykırımını savunurken ki Hamas tabulsal düşmanlık veya sınıfsal karşıt düşünce Komonist sistemi öcü gösterip suçlayarak korkutmalar yapıyor. Turump da Mandaniği hem Hamascı hem de KOmonist olarak suçlar. Yapmak istediklerinin yanlış olduğunu elbet savunmadı. Kiraların dondurulması, ucuz gıda tedarikli mazalar, kreşler gibi sosyal içerikli politikaları direk eleştirme yerine, karşıt imge kulandığı yapılarla suçladı. Tabi ki günümüz emperyalist yapı suçlarken ki temel amaç sermayedir. Ama exzilenler lehine olanlar ise düşmanlıktır. Onun için israilin soykırımına destek derken, Hamas algısıyla karşıtlık veriyor. Kelime fetişizimlik yapılıyor. Komonistlikle de eşitlik politikası yerilmeğe uğraşılıyor. Ama içerik yerine, kelime korkutucu öcü kuralla davranılıyor.
Sanırım ilk aşamada nedemek istediğim hem de sistemin süper gücü Amerikadaki Nivhork seçimleri anlatmaya yeterlidir.
Gelelim ikinci olguya: siyasal kapanın tutsaklaştırılan düşünce davramışına. Bunu da yakın tarihle taşlandıralım. Önemli yakın tarih devriminin nasıl belekten sildirtilip unutturulduğunun en canlı yaşananıdır. Yedi Kasım nedir diye sorsam: çğu bilmez. Dahası, kendine sosyalist diyen kesimler dahi belekten sildirtme döneminden geçti. Yedi Kasım, doksanlara dek Sovyetler devrimi olarak dünyada ezilen kesimce kutlanmaktaydı. Marksla şekillenen sınıfsal mücadele tarihinin, siyasal ilk önemli uzun vadeli devriminin yıldönümüdür. Bir anlamda ezilen sınıfların devrimci dönemin iktidarı ele geçirme tarihidir.
Ekim devrimi Sovyetlerle birlikte emperyalist kapitalist sistem karşıtı seçeneğin pratikte uygulamaa geçen olaydır. Siyasal anlamı da önemlidir. Sovhetler var oldukça da anımsandı. Önemi anlatıldı. Uygulamaları tartışıldı. Taki GGorbaçovun dağıtıma çıkıp yapmasına dek. Sovyetler birliği devrimi dünyada sol dalgayla birlikte ezilenler lehine birçok kazancı da getirdi. Sermaye, devrim olmasın ve çıkarlarını koruma adına birçok mücadele sonrası kendi ülkelerinde hakları kabul etmek zorunda braktırıldı. Gelişen sol ezilenler lehine de kazanımlar oldu.
Sovyetler dağılınca ve sol dünyada devrimc özünü kaybedip neoliberaleşmeğe geçince de kazanılan haklar teker teker elden alındı. Sağlıktaki bedava veya eğitimin parasız olma ilkesi dahi sıfırlatılma pratiği oluştu. Ezilen haklara hep düşman imgesi geri dönüşü oldu. Solun kaybetnesi ve kapitalist kriz beraberinde faşizimden cihatcılığa otoeriter gerici militarist devlet dönemine de yeniden geçişler artı.
Seçeneksizlik vve kötüleme sonucu sistem kendince tek anlayış kaldı. Ama kapitalizim özü itibarıyla ne demokrasi nede daha eşitlikçi kypılar gerçekleştirdi. Daha otoriter, gerici siyasetler ise paylaşımda uçurumlaşan paylaşım süreçleiryle sermaye karlar, ezilenlere de açlık ve felaketler getirdi. Ekim devrimi bir anlamda dünyadaki ezilenlerin de iktidarı alabilecekleri siyasal devrimi pratikle kanıtladı. Sorun ondan sonraki geçiş sürecinde takıldı. Ama net olan şudur: kapitalizim var oldukça eşitsizlikler, söürgeleşmeler, otoriter yapılar hep normal şekliyle devam edecektir. Kendini idolojik saunma düşücesi eksikliğini de karşıtı suçlama ile otoriterlik sopasıyla da yönetmeğe uğraşacaktır. Ekim devrimi kapitalizme ezilenlerin dur diyen önemli devrimi olarak gerçekleşti. Bunun dahi unutturulması neyazık başarıldı.



