yazılariktibasEmperyalist ülkelerin artan militarizasyonu - Prabhat Patnaik

Emperyalist ülkelerin artan militarizasyonu – Prabhat Patnaik

Orjinal yazının kaynağıpeoplesdemocracy.in
alıntı yapılan kaynakevrensel.net
Neoliberal kapitalizmin krizinden dolayı köşeye sıkışan emperyalizmin üçüncü dünyayı boyun eğdirmeye devam etmek için askeri gücü eskisinden çok daha fazla kullanmayı planladığı bir konjonktür

Haziran ayında Lahey’de düzenlenen NATO zirvesinde tüm üye ülkeler 2035 yılına kadar askeri harcamalarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranını yüzde 5’e çıkarmayı kabul etti. 2024’te bu oran ABD’de yüzde 3.5; Avrupa Birliği’nde ise yüzde 1.9 idi. Bu karar AB’de askeri harcamalarda önemli bir artış anlamına geliyor. Bir süre askeri harcamalarını GSYİH’nin yüzde 1’iyle sınırlayan Japonya da bu oranı şu anda yüzde 1.8’e çıkardı. Yeni Başbakan Sanae Takaichi ise bu oranı mart 2026’ya kadar yüzde 2’ye çıkarma niyetini açıklamıştı.

Militarizasyonun bu artışını haklı çıkarmak için özellikle Rusya tehdidi öne sürülüyor. Emperyalist propaganda makinesi, Ukrayna’nın işgalinin ilk adım olduğu iddia edilen Rus yayılmacılığının hayaletini yansıtıyor. Clinton yönetiminin NATO sınırlarını genişleterek Rusya’yı fiilen kuşatması; Rusya’nın bu genişlemeye boyun eğmeye devam etmesi ve NATO’nun Ukrayna’nın üyeliğini tartıştığı dönemde karşı çıkması; Ukrayna ile Rusya arasında, Rusya’nın herhangi bir askeri harekatını engelleyecek olan Minsk Anlaşması’nın Batı’nın müdahalesiyle torpillenmiş olması, İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın Ukrayna’yı anlaşmayı bozmaya ikna etmek için Kiev’e gitmesi; gerçek yayılmacı varlığın kimliğini ortaya koymaktadır. Rus hayalet Batı emperyalistlerinin militarizasyonunu hızlandırmak için bir bahane olarak kullanılmakta.

Ancak Avrupa’daki propaganda o kadar yoğun ki aksini savunan herkes Rus ajanı olarak yaftalanıyor. Die Linke’den ayrılıp kendi partisini kuran Sahra Wagenknecht sözde Rus tehdidinin boşluğuna dikkat çektiği ve Rusya ile iş birliği önerdiği için Alman medyası tarafından saldırıya uğradı.

Aslında Avrupa’nın Rusya’ya karşı tutumu oldukça ilginç. Batı güçlerinin Rusya’ya uyguladığı tek taraflı yaptırımlar, Avrupa’nın daha önce bağımlı olduğu Rus enerjisinin, çok daha pahalı olan Amerikan enerjisiyle ikame edilmesi anlamına geliyor. Bu durum, Almanya ve diğer ülkelerde yaşam maliyetinin artmasına ve dolayısıyla işçi sınıfının daha fazla yoksullaşmasına yol açarken, üretim maliyetlerinin artması da Alman mallarının rekabet gücünü azaltıyor. Amerika’nın Avrupa’da enerji pazarı sağlamak amacıyla uyguladığı baskı bir gerçek. Avrupa’nın tek taraflı yaptırımlar konusunda kendi çıkarlarını feda ederek ABD’ye boyun eğmesi ise oldukça şaşırtıcı.

Bu fenomenin bariz bir açıklaması, şu anda Avrupa liderliğinin doğasıdır. Bu liderliğin çoğu, özellikle Amerikan iş dünyasıyla yakın bağlara sahip. Örneğin, Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Amerikan çok uluslu yatırım şirketi BlackRock’un Almanya’daki iştirakinin denetim kurulu başkanıydı. Charles De Gaulle ve Willy Brandt gibi isimlerden oluşan önceki Avrupa liderliğinin yaptığı gibi, mevcut Avrupa liderliğinin Amerikan çıkarlarına karşı “Avrupa çıkarlarını” savunması pek beklenemez.

Ancak bu gerçek Avrupa’nın ekonomik ‘harakiri’sini açıklamak için yeterli değil. Muhtemelen, Avrupalı liderler, Ukrayna ile savaş uzarsa Rusya’da bir rejim değişikliği olacağına inanıyor ve planlarını da buna göre yapıyor. Bu durumda Avrupa, ABD ile birlikte Rusya’nın muazzam doğal kaynaklarına sınırsız erişim imkanına sahip olacak. Ayrıca, Rusya şu anda Çin ve İran’ın da dahil olduğu Batı emperyalizmine karşı çıkan ve onun hegemonyasına meydan okuma potansiyeline sahip bir grupla yakından ilişkili. Rusya’da bir rejim değişikliği diğer ülkelerdeki bu grubu da büyük ölçüde zayıflatacak.

Aynı derecede çarpıcı olan bir diğer husus da Trump’ın Venezuela’da askeri müdahale yoluyla rejim değişikliği gerçekleştirme girişimi. Bu girişim için zemin Hugo Chavez’in halefi ve Bolivarcı Devrim’in mirasçısı olan solcu Başkan Nicolas Maduro’yu “narko-terörist” ve uyuşturucu kartelinin başı olarak karalayarak hazırlandı. Venezuela nadir toprak elementleri de dahil olmak üzere doğal kaynaklar açısından zengin olmakla kalmayıp, emperyalizm için potansiyel bir tehdit oluşturan “antiemperyalist” ülke grubunun bir parçası. Venezuela’da bir rejim değişikliği emperyalizm için bir taşla iki kuş anlamına geliyor.

Ancak Trump’ın rejim değişikliği planları Venezuela’nın çok ötesine uzanıyor gibi görünüyor. Trump hiçbir kanıt olmadan, Kolombiya’nın solcu başkanı Gustavo Petro’yu “uyuşturucu lideri” olarak nitelendirdi. Bu da yeni bir rejim değişikliği girişimini haber veriyor gibi görünüyor. Bu girişim başarılı olursa Trump daha da cesaretlenerek ağını genişletip, Küba dahil tüm Latin Amerika’da rejim değişiklikleri gerçekleştirmek isteyecektir.

Emperyalist ülkelerin artan militarizasyonu, bu ülkelere yönelik herhangi bir güvenlik tehdidinin artmasından kaynaklanmıyor; emperyalizmin hegemonyasına tehdit oluşturan hükümetlere sahip ülkelere saldırılar düzenleyerek tüm dünyada rejim değişiklikleri gerçekleştirme arzusundan kaynaklanıyor. Dolayısıyla emperyalizme yönelik algılanan tehdit askeri nitelikte değil, politik ekonomi ile ilgili. Bu tehdidi önlemek için rejim değişiklikleri ihtiyacı son zamanlarda aciliyet kazandı. Çünkü emperyalizm derhal engel olunmazsa kendisi açısından var olan tehdidin büyük ölçüde artacağı bir konjonktürde bulunmakta.

Bunun nedeni neoliberal kapitalizmin, dünya ekonomisinin durgunluğu ile ifade edilen ve kendi çerçevesi içinde aşılamayacak bir çıkmaza girmiş olmasıdır. 2012-21 on yılı, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünya ekonomisinin en yavaş on yıllık büyüme oranına tanık oldu. Bu büyüme oranı şu anda ABD ekonomisini karakterize eden yapay zeka balonu patladığında daha da yavaşlayacaktır.

Üçüncü dünya bu yavaşlamanın sonucunda yaşanacak işsizlik artışından özellikle etkilenecektir. Buna ek olarak, ABD’deki işsizliğin artmasına tepki olarak Donald Trump’ın uyguladığı ve “Komşunu fakirleştir” yaklaşımına dayanan gümrük saldırısı, üçüncü dünya ekonomileri için özellikle zararlı olacak. Gelişmiş kapitalist ekonomiler ABD ile karşılıklı uygun gümrük vergisi anlaşmaları yapacak; üçüncü dünya, ABD pazarında önceki dönemlere kıyasla daha yüksek gümrük vergileriyle karşı karşıya kalmasına rağmen ABD’den yapılan ithalata uyguladığı gümrük vergilerini düşürmek zorunda kalacak.

BRICS gibi gruplar şimdiye kadar özellikle belirgin bir antiemperyalist rol oynamamış olabilirler; ancak önümüzdeki günlerde üçüncü dünyada artan sıkıntılar, halkın yaşam koşullarını iyileştirmeye kararlı hükümetlerin ortaya çıkmasına neden olabilir.

Buna karşı emperyalist strateji üç yönlü: Birincisi her yerde, özellikle üçüncü dünyada neofaşist rejimlerin yükselişini teşvik etmek; ikincisi, bu rejimleri kullanarak emperyalist etkinin dışında kalan alternatif ülke gruplarının oluşumunu zayıflatmak veya sabote etmek (Trump yönetiminin şu anda Modi Hükümeti üzerinde uyguladığı baskı bu amaca yöneliktir); ve üçüncüsü üçüncü dünya ülkelerini “müşteri devletler” statüsüne indirgemek için askeri müdahale yoluyla rejim değişiklikleri gerçekleştirmek.

Kısacası neoliberal kapitalizmin krizinden dolayı köşeye sıkışan emperyalizmin üçüncü dünyayı boyun eğdirmeye devam etmek için askeri gücü eskisinden çok daha fazla kullanmayı planladığı bir konjonktür. Artan militarizasyon da bunun bir yansıması.

Diğer yazıları

Ermeniler, Aleviler, “Kılıç Artıkları” ve devlet – Yetvart Danzikyan

Cumhuriyet gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat kendi sosyal medya hesabından...

Halkların İklim Zirvesi ve nükleer karşıtı mücadele – Mehmet Horuş

Çernobil felaketinin 40. yılı, geçtiğimiz haftanın en önemli gündemleri...

Doruk’tan gelen ses: Hangi taraftasın? – L. Doğan Tılıç

İşçi sınıfı mücadeleleri içinde madencilerin, en başta da terini...

Trump’ın Amerika sömürge devletleri – Ingo Schmidt

ABD, dünyanın emperyalist yağmasındaki payından çalındığını hissettikçe liderliğinden şüphe...

Çernobil’in 40. yılı: Temiz enerji değil sömürü projesi – Sedat Başkavak

Bugün, 1986 yılında meydana gelen Çernobil Nükleer Santrali patlamasının...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,969TakipçilerTakip Et
825AboneAbone Ol

Son eklenenler

Yeniden 1 Mayıs’a gelirken – Özkan Yıkıcı

Dünyada bazı günler vardır ki önemi tartışılmaz. Mücadele ile...

1 Mayıs kitapları: Meydanlardan romanlara – Kıvanç Eliaçık

1 Mayıs, toplumların hafızasında yaşayan bir gün. Edebiyatta ve...

Ermeniler, Aleviler, “Kılıç Artıkları” ve devlet – Yetvart Danzikyan

Cumhuriyet gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat kendi sosyal medya hesabından...

Antikomünizmin kazara komünist propagandaya dönüşümü – Kavel Alpaslan

Ahşap döşemeli geniş bir salondan içeri girdiğinizi düşünün: Karşınıza...

OPEC’te deprem ve Türkiye! – Hediye Levent

Petrol İhraç Eden Ülkeler Organizasyonu (OPEC) Birleşik Arap Emirlikleri’nin...

Kıbrıs’ta Bölünmüşlük ve Dayanışma Arasında 1 Mayıs – Çağla Elektrikçi

1 Mayıs, yalnızca takvimde bir gün değil; işçi sınıfının...

Birleşik Arap Emirlikleri, nereye doğru koşuyor? – Özkan Yıkıcı

Küçük olsa da birçok özellik gizletilerek öyle bir Körfez...

Dünya Siyasetinin Deneme Alanı – Şener Elcil

Dünya siyaseti ekonomi üzerine kurulmuş olup, tüm siyasi sistemler,...

Canlı yayın