2012 yılında piyasaya sürülen video oyunu Call of Duty: Black Ops II’nin ana teması Çin’in nadir toprak elementleri üzerindeki kontrolü ve bunun bir savaş bahanesi olması etrafında dönüyordu. Oyunun Çin ve ABD’yi 2025 yılında bu elementlerin kontrolü için soğuk savaşta gösteren hikayesi Çin’in nadir toprak elementleri üzerindeki tekel konumundan dolayı Foreign Policy gibi yayınlar dahil birçok yerde tartışılmış, kimileri oldukça gerçekçi bulmuş, kimileri de iki ülkenin birbirine oldukça bağımlı olduğu teziyle böyle bir soğuk savaşın mümkün olmadığını ileri sürmüştü. Bugün ABD, Çin ile kendisini gümrük vergileri üzerinden ifade eden bir soğuk savaş içerisinde ve nadir elementler bu Soğuk Savaş’ın merkezlerinden biri. Ancak nadir elementler aslında nadir değil. Hatta dünyanın en zengin yataklardan biri ABD’nin California eyaletinde. Mesele ABD’nin bu kritik önemdeki madenlerin üretimi ve işlenmesinde Çin’e bağımlılıktan bir an önce kurtulmak, kendi tekelini yaratmak, ama bunu emek, insan sağlığı ve doğa katliamı maliyetlerini başka ülkelere yıkarak yapmak hedefinde olması.
Kritik ve nadir elementler[1] rüzgar enerjisinden telefonlara, robotlara, radarlara ve güdümlü füzelere kadar birçok ürün ve sanayide kritik öneme sahip ve Çin bu elementlerin üretimi ve daha önemlisi işlenmesinde, dolayısıyla tedarik zincirlerinde, tekel konumunda. Bugün Çin nadir toprak elementleri madenciliğinin yüzde 70’ini, işleme faaliyetlerinin ise yüzde 92’sini kontrol ediyor. Brezilya, Vietnam, Avustralya, Kongo, Mozambik gibi ülkeler ham madde açısından zengin olsalar da bu elementlerin işlenmesinde tamamıyla Çin’e, Çin’in yatırımlarına, teknolojisine, fabrikalarına bağımlılar. Bu elementlerin çıkarılması ve işlenmesi doğada düşük konsantrasyonda bulundukları için zor, sermaye ve teknoloji yoğun, nispeten uzun vadeli, çevreye ve insan sağlığına oldukça zararlı ve emeğin, doğal kaynakların ağır sömürüsüne dayalı. Örneğin Moğolistan’ın iç kesimlerinde nadir metal madenlerinin sebep olduğu doğa katliamını “distopik” olarak niteleyen BBC ekibi, ağır sömürü koşullarında çalışan yüz binlerce isçinin yaşadığı Baotou ve Bayan Obo bölgelerinin hemen dışında göz alabildiğine uzanan zehirli atik gölünden “Uzaklara doğru uzanan, siyah, neredeyse sıvı olmayan, zehirli, yapış yapış bir çamurla dolu yapay bir göl” diye bahsediyor. Bölgede kanser vakaları da çok yüksek.
Emperyalist şiddet, talan
Çin’in 1980’lerden beri planlı devlet yatırımları, ikili ilişkiler ve kısaca Kuşak-Yol girişimi olarak adlandırılan projelerinin de yardımıyla kurduğu tekelci hakimiyeti ABD en kısa yoldan ve zamanda delmek istiyor. ABD bir yanda bu metaller bakımından zengin Grönland’i işgal ve Kanada’yı 51. eyaleti yapma tehditlerini sürdürürken diğer yandan askeri destek karşılığında Ukrayna’nın, mali destek karşılığında da Arjantin’in madenlerini talan etme derdinde. Gümrük vergileri savaşıyla Çin’den taviz koparma hedefi ise geri tepti. Trump’ın vergilerine Çin bazı nadir elementlerin ABD’ye ihracatını askıya almayla karşılık verince ABD müzakere masasına oturmak zorunda kalmıştı. Geçtiğimiz günlerde de Çin Trump ve Xi Jingping arasında planlanan görüşmeler öncesinde daha önce getirdiği ihracat kısıtlamalarını genişletip beş nadir toprak metaline daha ihracat kısıtı getirdiğini duyurdu.
Rosa Luxemburg 1913’te sermayenin bir sistem olarak yeniden üretilebilmesi için işgal, savaş, ticaret, şiddet veya aldatma yoluyla dünyanın kapitalist olmayan bölgelerine yayılması gerektiğini, emperyalizmin yalnızca bir pazar genişlemesi değil uzaklardaki kaynakları da güvence altına alma aracı olduğunu vurgulamıştı.[2] Lenin de 1916’da emperyalizmi tanımlarken “Bir avuç zengin ülke (…) devasa boyutlarda tekelcilik geliştirdi (…) süper kârlar elde ediyorlar, diğer ülkelerdeki yüz milyonlarca insanın ‘Sırtına biniyor’ ve kendi aralarında, görece zengin, görece semirmiş, görece kolay yağmalanabilecek ganimetin paylaşımı için kavga ediyorlar. İşte [sömürü ve onun getirdiği ganimetler] emperyalizmin ekonomik ve siyasal özüdür aslında” demişti. ABD’nin nadir elementlerde Çin ile giriştiği tekelci rekabette yapacağı her anlaşma, atacağı her adım daha çok sömürü, şiddet, talan ve doğa katliamı getirecek.
[1] Kritik mineraller, lityum, kobalt, selenyum, silisyum, tellür, indiyum, grafit ve nadir toprak elementleri olarak bilinen 17 elementi kapsıyor. Bu 17 nadir element ise scandium, yttrium, lanthanum, cerium, praseodymium, neodymium, promethium, samarium, europium, gadolinium, terbium, holmium, dysprosium, erbium, thulium, ytterbium, ve lutetium.
[2] The Rosa Luxemburg Reader, ed. Peter Hudis, Kevin B. Anderson. 2004.



