Bazı gelişmeler vardır ki biraz ilginiz varsa, çok daha kolay tahmin yaparsınız. Fransada seçimler sonrası Makronun kurdurtuğu hükümetler de öyle idi. Kurdurtulan hükümetlerin kısa vadeli olacağı, yapılan tercihlerle net şekilde ilan ediliyordu. Ama Makron ısrarla bu seçkiği kulandı. Azınlıkta kalacağını bile bile atamalarını yaptı. Öyle yaptı ki en basit geneleği dahi yok saydı. Birinci sıradaki Halk cepesine değil sağdan aday koyarak adeta hükümeti konaya sokarak kurdurtu. Sonuçta kısa zaman içinde ikinci hükümet de güven oylamasıyla tunba olup sonlandı..
Makron, aslında kapitalist sistemin geldiği eşiğin örneğidir. Üstelik demokratik yapıların ençok gelişen ülkelerin birinde olaylar yaşatıldı. Klasik Fransa denklemi faşist parti güçlenmesi, solun darmadağın olması ve adına merkez denilen öteki liberal sağın çökmesiyle, oluşan siyasal bir açılımdı Makron hareketi. Ama dayandığı nokta önemliydi: sırf faşist ırkçı adaylar kazanmasın diye ikinci turda sol dahi oylarını Makrona verip onu devlet aşkanı yaptılar. Ancak, ayni gerçeklikle Makron davranmadı. Kendine has bir merkez yeni parti kurup, çöken sağın oylarını aldı. Ama ikinci döneminde sol halk cepesi olarak toprlanınca da kendi kurduğu parti üçüncü sırada parlemento sayısına geriledi.
Bunları bilerek son Fransadaki hükümetin düşmesini anlamak daha kolaydı. Geçen yılyapılan parlemento seçimlerini Halk cepesi birinci sırada tamamladı. Makronun partisi il öteki destekliyecisi üçüncü sıraya dek geriledi. Solun ortaklaşması ile Fransanın gidişatı, yeniden solu güçlendirdi. Boyun eymeyenler partisi birinci sırada tamamladı. Ama Makron açıkça sola başbakanlığı vermeyeceğini, özellikle de Boyun eymeyen partiye “aşırı sol” etiketini de koyup probagandalaştırdı. Oysa ayni Makrona başkan olmak için iki defa sol oylar kolayca verdirtildi.
Bu durum Fransada krizin de açık daveti idi. Ama bir nokta vardı: solda yine sosyaldemokrat kıvraklık oldu. Sosyalist parti itifak yaptığı sol Halk cepesiyle değil Makrona desteğe çekildi. Öteki olgu daha önemli: faşist Ulusal cepe tercihleri önemliydi. Makronun hükümetinin sayısal azınlığına karşın, parlementoda garip şekilde Uluusal cepe ile Halk cepesinin birlikte hayır demesine bağlıydı.
Ancak, uygulanan politikalar, sonuçta bunu da sağladı. Makron azınlık hükümetlerle, canbazlık yapmak istedi. Olmadı. İlk istifa güven oylaması ile sağlandı. Ama ayni politikaya devam denildi. Küçük partiden başbakan atandı. Olaylar sürdü. Üstelik Fransa militarislik yönelimi, İsrail yanlısı, Ukrayna politikası, bazı tatil günlerini kaldırma, haklara saldırı ve bunların bedeli ayrılan bütçelerin de askerileşmeğe kaydırılması sonucu, sokaklar ısındı. Yeni bütçe gündemdeyken, adeta ateşleyici içerikler vardı. Tatil günlerine dahi dokunuluyordu. Daha fazla çalışma ile haklara saldırı, tepkileri artırdı.
Sonuçta zaten çoğunluğu olmayan parlemento gerçeği, Fransız hükümetinin istediği güven oyunu da vermedi. Yeni ikinci kriz de oluştu. Fakat yine sosyaldemokrat sosyalist partisi hemen başbakanlığı istemesi ise sol bloktaki kırılmanın da işaretiydi. Birinci sıradaki Boyun eymeyenler partisine başbakanlık verilmesine adeta ortaklaşan davranış gibiydi.
Böylesi Fransa bir anlamda kapitalist sistemdeki çöküş ile çürüğen kurumsal gerçeğin önemli merkezi haline doğru gidiyor. Bir yandan Makron tipi Bonapartis başkan ile geleneksel doğru olan en büyük partiye başbakanlığı vermeme duruşu, sonuçta siyasal aşmaza dek gidsiliyor. Makronun erken seçim kararı alma olasılığı da var. tabi başkanlık için değil.
Fransa önemli: dünyanın önemli güçlerinden biri. AB içinde ikinci güç. Demokratik yapılanış bakımından batının önemli yerlerinden biri. Ama Fransadaki her demokratik kırılma salt ülkede değil en başta AB içi dengelerden tutun, genel kapitalist gidişata dek etkileri sert olacaktır. Ama bir anlamda kriz döemli popilist merkezli liderlik deneğimi de Fransa gibi Makron gerçeğpi ile nedenli çürük olduğu da kanıtlandı. Bakalım en güçlü iç dinamikli Fransada sol negibi dersler alıp potansiyeli ile seçenek olacak sorusuyla bu bölümü kapatalım.****
Geçen yazılarımdan birinde de Arjantine dokundum. Özellikle başkan Mileyin taşlanmasına dek varan protestoları yorumladım. Konunun yapılacak başkent yerel seçimiyle adeta referanduma dönüşeceğini de belirtim. Batılı sermaye kesimleri Arjantinde uygulanan Mileyin ekonomik politikalarını başarılı diye probagandalaştırırken, daha çok ezilen kesimler de bunun yıkım olduğu öteki madalyon yüzü vardı. Tam bir sınıfsal sistemsel ayrımlı açık makas gibiydi. Üstelik muhalefetdeki Peroncular da epey hyıprandıydılar..
Derken Yedi Eylül geldi. Yerel seçimler yapıldı. Başkent seçimini hem de Y.13 oy farkla Peroncu aday kazandı. Bu bir patlamaydı. Devamının ekim ayındaki ulusal meclis seçimlerinde nasıl gelişeceği sorularını daha bir gündemleştirdi. Batının Trump tipi liderleriyle yönetilen Arjantin, şimdi giderek yeniden seçimi kaybetme noktasına gelindi. Gözardı edilen: Arjantinde güçlü faşist devlet geneleği ile yabancı sermaye kısgacı kadar, güçlü sosyal muhalefet ile sınıfsal sosyalist örgütlenmelerin de olduğu idi. Birçok İMF uygulaması kadar, bunları yıkan halk hareketleriyle birlikte kaynaşan ülkedir. Şimdş, diktatörleşerek, neoliberalizmi uygulayarak, Ameramerikanlaşarak yol almaya çalışan Miley, başkent yenigisi sonrası, devamının gelip gelmemesidir. Salt Arjantin değl orda yeni bir sol dalga, Latin Amerikadaki denklemleri de direk etkileyeceği de kesindir.



