Genelde geleceği iyi planlamak için, ülkeler, yakın siyasi tarihlerinin derslerine önem verir. Geçişle yüzleşme ile gelecek hedefi günün planlamasına önemli köprü rolü almaktadır. Ancak, genelde sistemleşen siyaset, genelde geçmiş siyasal tarihe bakışta önemli handikapları da vardır. Sesiz kalma, yok sayma veya saptırma yöntemleri bolca kulanılır. Yaşanana rağmen yok sayarak önemsizleştirme ile kendini kendince koruma tabusuna sokar. Kıbrıs bu konuda çok önemli derslerle doludur. Geçişle yüzleşme veya sorgulama bir yana, yaşanan önemli siyasal tarih kavşaklarını dahi bilmeme belek kaybına çoktan uğradı. Bu konular çoğu zaman yabancılaşmadan da öteye geçti.
Altı Yedi Eylül 1955 Türkiyedeki yaşananlar da bunlardan birisidir. Hernekadar olaylar ağırlıklı istanbulda yaşansa da hedef görünürde Hristiyan azınlıklar olsa da en basitiyle sokaktaki linç saldırılarında “Kıbrıs türktür, türk kalacak” sloganları boşuna atılmıyordu. Ama genelikle brakın Kıbrıs ayağını, bugün hala Türkiye dahi Altı Yedi Eylül yağma katliyamlarını hatırlamamakta direniyor. Yüzleşip sorgulaması için ise ufukta görüntü yok. Tabi ki konuyla alakalı her yıl dönümlerinde bazen bir bazen tefrika halinde konuyu yazanlardan birisiyim. Kıbrısta olmam ve Kıbrıs sorununda önemli sıçrama sonucu oluşturması bakımından da adamızın ayağını da işin içine sokuyordum.
Bu yıl yine ayni siyasal tarihlerin yıldönümüne geldik. Bu defa ağırlıklı olarak olayın tümünden çok Kıbrıs merkezli bir yeniden sorgulama yazısı yazmaya çalışacam.
****
Adına ne derseniz deyin: türk veya rum.. Kıbrıslı ifadesini koyun. Farketmez. Burada Altı Yedi Eylül Türkiye yağma katliyam yaşananları hiç konu edilmez. Hele Kıbrısla alakalı olan da var olmasına karşın yine de bilinmez. Çünkü ne tarihte gereken yer verildi, nede siyasal yüzleşme ile adadaki sıçrayan tutumları dikate alan var. bir anlamda ilgili 1955 yaşananlar sanki olmamış gibi geçiştirilir. Oysa en basitiyle, sadece Türkiye gerçeği ile Kıbrısta sıçrama oldu. Hep denilen sürekli Türkiyenin Kıbrısla dayanışma ironisi bu tarihi gerçeklerle böyle olmadığı anlaşılacaktı. Bir resmi ezberbozulacaktır.
Altı Yedi Eylül olayları Türkiyede gerçekleşti. Başta istanbuldaki rumlara resmen linç girişimi, mülkleri yağmalandı. Nifus değişimleri oldu. Hristiyan azınlıklar üzerinden bir siyasal deneyim yapıldı. Bu olaylar olurken içinde Kıbrıs da vardı. Örneğin, linç ve yağma yapan kitleler “Kıbrıs Türktür, türk kalacak” sloganları atarak saldırıyordu. Yine olaylarda ingilteredeki Kıbrıslı Türk cemiyetinin de adı geçiyordu. Olaylar öncesi probaganda hazırlama akışkanlığında “Makariyosun Kıbrıslı Türkleri kestiği” bilgileri yayılıyordu. Bir anlamda Kıbrıs sokaktaki slogandan değişik etki yapan argümanlara bu tarihi karanlık sayfalarda yeri vardı.
Ancak sınır Kıbrıs Türkiye sınırıyla da yetinilmiuordu. Olaylar öncesi yapılan Kıbrısla alakalı görüşmeler vardı. Yayınlanan belgelerde ingilterenin Türkiyeyi istediği kıvama çekemediği şikayeti vardı. İlgili karanlık günlerden sonra Türkiyenin direk Kıbrıs sorununa eklendiği de görüldü. Altı Yedi Eylül olayları sonrası Türkiye ingilterenin istediği noktaya geldi. Artık Türkiyenin “benim için Kıbrıs sorunu yok” denilirken, birden banbaşka bir İngiltere istekli Kıbrıs çizgisine geldi. Bu nedenle Altı Yedi Eylül olayları sonrası, önemli sonuçlardan biri de Türkiyenin artık direk Kıbrıs sorununa katılmasıydı. Daha önceki kaçışlar değil tam da ingilterenin istediği yeni sömürge Kıbrıs için merkezi rola sokuldu.
Tabi ki bazı direk sonuçlar daha vardı. Örneğin STK liderlerinden Yirmibeşoğlu ilgili yaşanan olaylarla önemli bir deneyim olduğunu itiraf ediyordu. Türkiye Natoya girip onun örgütsel ağına eklenirken, kurulan önceleri STK sonra Özel Harp dayresi olarak anılan örgütün ilk önemli “başarılı” uygulaması olarak açıklanıyordu. Bir düşünün, ingilterenin Kıbrıs konusunda Türkiyeği istediği yere çekmesi ile özel harp dayresinin ilk Türkiye başarılı eylemi olması. Tam bir uluslarası Kıbrıs gerçeği ile yüzleşiyoruz.
Olay başlarken ingilterenin Türkiyeyi Kıbrıs eksenine istediği gibi çekme hamlesi, özel harp veya yetmişlerdeki adıyla konturgerilanın ilk Türkiye eylemi, Türkiye içi Hristiyan azınlığa karşı duyulan düşünceler hepsi bir ateş topu olup uçtu. Böylesi geniş alanlı içerikleri de gerçekleştirmek için kulanılması gereken önemli mitler veya tabusalaşan simgeler gerkiyordu. Yunanistanın Selanik kentindeki Atatürkün evine bonba atılması da bu çok yönlü hesapların bir anda birleşerek sokakta kaltliuyam yağma yapmasına yetip artı. Üstelik “Kıbrıs Türktür, türk kalacak” sloganlarıyla. Tabi ki istenilen sonuçlar da alındı. Ama tarihin önemli bir gerçeği vardır: gerçekler birgün mutlaka daha acıtarak çıkar..
Öyle ki başta Selanikteki bonbayı yunanlılın atığı probagandası varken, sonradan bu olayı MİT ajanı Oktay Enginin yaptığı anlaşıldı. Ama yine emperyalist saptırma politiği de işledi. Altı Yedi Eylül yağma katliyamlarında sonra, komonistler tutuklandı. Olaydan onlar sorumlu klınmaya çalışınıldı. Tanıdk bir yöntem, değil mi: ama tutmadı. Ozaman bu kirli tarih belekten sildirtilmeliydi. Ne özeleştiri, ne yüzleşme olmadı. Tam aksine Altı Yedi Eylül resmen belekten sildirtildi. Hele Kıbrısta hiç konu edilmiyor. Bolca türkiye edebiyatı yapılmasına karşın, Türkiyenin hem de ingilterenin zoruyla Kıbrıs konusuna girmesinde bu günlerdeki olanları önemi akla dahi getirlmemektedir.
****
Kısaca: Altı Yedi Eylül olayları mutlaka bilinmelidir. Kıbrısın klasik sömürgecilikten yeni sömürgeciliğe geçişinde önemli köprü rolü oyunu oynadı. Türkiyenin Kıbrıs sorununa katılmasının etkin kılınmasına da neden oldu. Eğer Kıbrıs Türkiye ilişkilerini ve sonradan olan gelişmeleri doğru bilmek istersek Altı Yedi Eylül olayları önemlidir. Nitekim: STK veya sonradan Özel Harp dayresinin Türkiyenin Kıbrıs politikasında önemli etkisi oldu. TMT genişlemesinde, Bayraktarlık olayında veya birçok provakasyonlarda bunlara raslamak önemlidir. Boşuan hem Kıbrısla ilgili poletikalarda ve Türkiyenin adaya bakşı kadar STK ilk Türkiye eylemi de olması birlikte ayni eksende buluşmadı. Onun işçin hiç konuşulmayan Altı Yedi Eylül Türkiye olayları mutlaka bilinmelidir. Bir Kıbrıs gerçeği ile de eklenmelidir. Aksi taktirde hem Türkiye gerçeği hem de emperyalizmin sömürgecilikteki taktik gelişmeleri bilmeden eksik kalan siyasi tarihle kalmaya adayız.




