Demokratik Kongo kurulduğu günden beri iç savaşlar, darbeler ve açık açık dış müdahalelere tanık oldu. Değişen yönetimler, girişilen işkaler, kulanılanlarla dıştan içe oluşan işbirlikler adeta ülkeği felç yaptı. Önemli madenlere sahip olmasına karşın, gün oldu Afrika ülkelerinin katılımıyla iç savaşlar yapıldı. Dış destekli askeri darbelerin de deneme tahtası haline sokuldu. Ancak, çoğu konu gündem dahi yapılmadı. Afrika kıtasında olması, birçok çirkin siyasetin uygulanan ülkesi hali dahi onu gündeme pek sokmadı. Uluslarası ceza mahkemeleri yargılamaları veya önemli ticaret hesapları dahi D. Kongoyu gündeme taşıtamadı. Arada bir korkunç katliyamlar veya açıklamalarla samen alevi olmadan sönen yangın kıvılcımı görüntüsüyle görülüp unuturuldu.
Bu durum Trumpun kazanmasına dek sürdü. Belirtiğim gibi: onca katliyamları yaşamasına karşın hukuki olarak uluslarası uygulamalara karşın ülke gündeme gelmedi. ama bu defa konuşup harekete geçen dünyanın süper gücü ABD idi. Trump önce KOngodaki yönetime öneri sunar. Ülkedeki madenlerin işletmesi kendine verilmesi ve onlar da buna karşılık KOngoya güvenlik alanında yetiştirme eğitimi vermeği önerir. İşin içinde Amerika olur da devamı gelmesin olmazdı. Klasik Trump siyasal farklılık açıkça belirleniyordu. Tıpkı Ukrayna gibi, Trump yardımı ülkedeki madenlerin zenginliğini kendi sermayesine kazandırma kriterine koydu. Aynen Ukraynadaki Zelenskiye de yapılan yardımlar karşılığında ülkedeki maden kaynaklarının işletilmesi istendiydi.
Kongo hamlesiyle Trump ayni zamanda Afrika yeni taktiğini de ilan ediyordu. Peşinden yeni bir haber geldi: KOngodaki doğu kesiminde süren iç savaşta taraf olan M23 hareketi ile yönetimi bir araya getirdi. Amaç anlaştırmak. Tabi ki hesaplar da vardı. M23 hareketi doğu KOngoda faaliyet gösgteriyor. İsyan yapıyor. Komşu Ruğanda onları destekliyor. Doğudaki bazı madenleri kulanarak da satıyorlar. Nitekim bet kanıt: doğu KOngodaki KObal gibi madenin bir kısmı Ruanda tarafından satılıp geliri alınmaktadır. Bu durumu giderme adına Afrika birliği epey ter döktü. Ama olmuyordu. Bu defa devreye ABD girdi. Amaç aslında çözme değil Amerikanın KOngodaki Çin yatırımını geriletip madenleri kendi sermaye eksenine takmaktı. İlk adımdan gelen haberlere göre önemli gelişmelr oldu. Bazı gazetecilere göre, yakında Trumpun bir yanında Kongo öte yanında Ruanda lierleriyle anlaşma şovu yaparsa şaşmamamızı açıklıyorlardı. Tabi arada isyancı örgüt M12 da olması sürpriz değildir.
Devamı da var: Trumpun bazı hamleleriyle de Nobel barış ödülünü de almak istediği idi. Buda şimdilik kamuoyu yaratma adına kulanılıyor. Temel hedef Kongodaki zengin madenlerin Amerikan sermayesinin işdahına verilmesidir. Aynen Ukrayna gibi ülkelere de talep edilen hedefti. Son Ermenistan Azerbeycana da Zengel koridoru isteği de istendi. Buda KOngoyu bazıları için merak konusu yapıp araştırma cenderesinden çıkartıp güncele taşıtı.
***
Kongo hamlesinin önemli elbet nedenleri vardır. Bir de geçmişten gelen birikimli birikenler de katılınca, emperyalist sömürgeleşmenin Afrika ayağını da acıtarak uyarmaktadır. Kongo daha bağımsız olurken lider Nubunbayı kabul etmeyen batılı emeryalistler: CİA başkanlığındaki darbeyle öldürtülür. Atmışlardan beri de Kongo hiç rahat yüzü görmedi. Dış müdahalelerden iç savaşlarla yaşayıp durdu. Son dö emde de zengin madenleri kulanma adına komşularının da desteklediği M23 hareketi yoluyla isyanlar çıkarıldı. Önemli sayıda ölümler ve göçler oluyor. Dünya gündemine dahi düşmüyordu. Taki, Trumpun KOngohyu gündemine almasına dek. Trump, kendi ticari siyasal yaklaşımla da önerisini yaptı. KOngonun madenlerini Amerikan işletmelerinin kontroluna verilmesi. Sonradan sihyasal ayak olarak da konuşturulmaya başlanan Nobel barış ödülüne de istekli olunduğu anlaşılyor.
Burada iki önemli konuya da dokunmak gerekir: Birincisi, ikibinsekizdeki finansman krizinin hem de Amerikayı vurmasıdır. Girilen çok çeşitli krizlerden çıkılamazken, birçok soruna da yaklaşımlar kaydı. Sonuç olarak da demokratik değil daha otoriter liderler de seçildi. Trump da bunlardan birincisidir. Yaklaşımlar da ona göre şekilleniyor. Ortadoğudaki gelişmeler gibi. Kongo da Afrika ayağı oluyor. Ameirkanın yeni Afrika politikasından tutun Çinin kıtadaki gelişme durumları katalizör rol almaktadır.
İkinci nokta da şu: krizlerin sonucu sorunlara da bakışları değiştirmeğe başladı. Üstelik talep ve seçenekler de ticari ve gericileşme bütünseliğe doğru evrildi. Suriye en son örnektir. Filistinin başına gelen, Kafkaslardaki hamleler Keşmir durumu hep yeni poletik aıkışmışlığın sancılarıdır. Kongo da bunlardan biridir. Madenlerine el koyma ile nifus artırma eksenini güvenlik stratejisyle güçlendiriliyor. Tabi bu siyaseti otoeiter faşist liderler de yapınca, demokratiklik değil daha gerici kurallarla parçalanan sömürgesel apılarla dizayin ediliyor. İkibinsekiz sonrası birçok olay bunları biza yazdırtıyor.
****
Kısaca, semeşerdir süren Kongo sorunu duyulmazken. Milyonlarca insan aç ve göç dalgasında sıkışırken bilinmezken. Birden Trumpun işdahlı sermaye ticaret gözzüyle yaptığı hamle. Bazılarına Kongo diye bir yerde sorun olduğunu hatırlatı. Afrika gerçeği ile sömürgeciliğin emperyalist kısgacındaki acı yaşanandır. Bakalım Trump da işdahla yola çıktığı Kongo örneği ile de pekde yakışmayan barış simgeli ödüle aday gösteriledcek mi?



