yaklaşımlarÖzkan YıkıcıDeniz Gezmiş ve arkadaşlarını anarken: yakın tarihle günümüz Ortadoğu kıyası - Özkan...

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını anarken: yakın tarihle günümüz Ortadoğu kıyası – Özkan Yıkıcı

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin inan 6 Mayıs 1972 gününde 12 Mart faşist cuntasınca idam edildi. Devrimci olmanın faşizim karşısındaki acı ama çarpıcı son oluyordu. Onu idam edenler dahi tarih önünde idamlık bir şey olmadığını itiraf etme gerçeği, konuyu anlatmaya yeter ve artar. Denizleri asarken halka korku verme, piskolojik yıkma ve devrimci hareketin gelişimini engeleme amaçları taşınıyordu. Bundan dolayı Deniz ve arkadaşları basmakalıp yargılamayla idam edildi. Öyle bir idam ki mahkemesi karar verdi, bakanlar kurulu onayladı ve parlemento “itikam çağrılarıyla” bunu onaylaıp Cumhurca tasdik etirilerek devletsel yürütme yasama ve yargı ortak yanlışın yaratıcıları uygulatıcıları oldular. Bundan dolayıdır ki Denizler her 6 Mayısta anılarak tarihi sorgulatma olasılığı yakalanmaktadır. Şu kolay silikleştirmeye dikkat; Denizi kötülemek veya idamla yokedemiyenler şimdi egemen Neoliberal yapılanışla silikleştirerek onları düşüncelerinden boşaltarak andırmak istiyorlar. Romantik ifadeler ve içi boş “güzel gençler” simgeleriyle Sosyalist, devrimci ve insanla bütünleşen mücadelerini hiçeleştirmek istemektedirler. Bundan dolayı Denizleri Devrimcilikleri, mücadeleleri ve Emperyalist karşıtlı duruşlarıyla tam sosyalist hedefli insanlar olarak anlatmak önemli bir görevdir.

Hafta başı yeni bir 6 Mayıs olmaktaydı. Devrimcilerin gücü oranında olay yeniden anılarak anlatılırken, bazıları da sırf modaya uyup bize “masal gibi” Deniz Gezmişleri yuturmaya çalıştılar. Olayı basitleştirip hiçeleştirerek anlatılar. Bunlar her zaman olacaktır. Helle zamanında dahi Denizleri kötüleyenlerden günümüzde onu anlayıp anlatmalarını beklemek kadar saftilik olamaz elbet. Ben Hafta başı yeniden Denizlerin idamı günü nedeniyle olayı Yakın tarih ve Günümüz konumuyla Ortadoğuuya indirgeyip bazı dersleri aktaracam. Çünkü arada dediğim “Eyer Ortadoğuda devrimci bir hareket olsaydı, durum başka olurdu” sercenistliğini yapmaktayım. Şimdi Denizleri anma adına bunu somutlama şansım oldu.

Yetmişlerde yine günümüzde olduğu gibi Emperyalist Ortadoğu stratejik yapılanma hareketi vardı. Bu çeşitli simgelerle kavramlarla taşlanıyordu. Yeşil Kuşakla başlayan, Kisincır prokramıyla devam edilen Ortadoğu Emperyalist Yeni sömürge stratejisi sermayenin yerleşmesi için harekete geçtiler. Türkiye iran Yeşil kuşak veya Türkiye iran İsrail eksenli isdihbaratdan askeri ortak merkezleşme olayı bu dönemde oluştu. İsrailin saldırgan temel ekseni yoğunlaştı. Ama şimdiki gibi olaylar sistem içi kontrolu çatışma şeklinde geçmiyordu.

Ortadoğuda Emperyalist Yeni sömürgecilik hareketi ve direk amerikanın yerleşme hamleleri karşısında Türkiyede Denizlerle, Mahirlerle simgeleşen devrimci hareketler, iranda Halkın Fedayileri, İsrail işkaliyle Filistin hareketleri Ortadoğuda Anti Emperyalist sosyalist devrimci hareketlerden bikaçıydı. Çayanı, Gezmişi olduğu kadar Habaş Arafat gibi Filistin devrimcielri de bilinen öteki liderler oluyordu. Yani şimdiki gibi devrimci hareketler yok denecek durumda değildi.

Bakın Türkiyeye gelen Altıncı Amerikan Filosuna kitlesel protestoyla bir defasında Amerikan askerleri karaya dahi çıkarılmadı. Her olayda Emperyalist karşıtı tepkiler oldu. Oysa Günümüzde Amerika gayet rahat Malatyaya radar üstü sesiz sedasız kurdururken, Amerikancı olma yarışı aldı başını gidiyor.

Yetmişlerde her Amerikan eksenli eyleme tepkiler olur ve Filistine ortak destek veriliyordu. Hatta Filistinmle dayanışma, Telzaatar katliyamı gibi olayları protesto veya Filistine gidip eğtim görmekten destek vermeye varan ortak paydaşlıklar oluştu. Oysa günümüzde brakın ortak buluşmayı Filistin sorunu dahi onutulup İsrail ile ortak olmanın yarışı aldı başını gidiyor.

Eski Ortadoğu oynunda kitlesel protestolar olurken ve alternatif sol seçenekler sunulurken, şimdilerde bu olaylar pek olmuyor. Tam aksine Amerikan işkaleri dahi alkışlanan ve istenen boyuta gelindi. Kolay değildi yetmişlerde amerikanın demokrasi getirefceğini, özgürleştireceğini söylemek; Ama şimdi tek sesle Amerikanın onca katliyamlarını ve yeniden sömürmesini medyasından poletikacısına alkışlanıyor. Yetmişlerde sömürgecilik, katliyam denilen olgualra şimdielrde “Bahar, özgürlük” denme saçmalığı prim yapıp tutuluyor. Tek değişmeyen gerçek; Emperyalist petrol enerji havzasını sömürmek!

Yukarda özetlediğim sadece damla gibi bazı kıyaslar dahi bize Devrimci örgütlerin etkin olduğu anda nasıl bir dünyanın tartışılacağının kanıtlanmasına yeterli olmaktadır. İşkalin sorgulandığı, sömürüye karşı çıkma temel ilkeleri günümüzde hiç duyulmayan ve hatta daha fazla söürülmenin teşvik probagandalı geçişini yaşıyoruz. Emperyalizim düşünsel olarak bukadar yanlış ama doğalaşan kabulle yerleşmedi. Bunun nedeni ise Devrimci hareketlerin olmamasıdır. Devrimci hareketler değişimi, daha eşitlikli sömürüsüz yaşam savunurken, Emperyalist eksen, sermayenin daha fazla kar yapması adına sömürgeleşmeyi ve yeniden sömürgeciliği savunuyor. İlk ırak işkalinde cılız olan sol hareket sayesinde tepki olurken, son Suriye olayında nehale gelindiğinin gerçeğinin altında gizli olan Devrimci hareketin olmaması ve sosyalist başka Ortadoğu seçeneğinin sınıfsal güçlü olmamasıdır.

Bunların hepsini adamızda da yaşadık. Yetmişlerde Kıbrısdaki İngiliz üstleri dahi sorgulanıp Amerika eleştirme sesleri duyulurken, şimdi gelecek amerkan destekli rapor ve dayatmayla onaylatma beklentisi oluştu. Bu çelişkide cılız Kıbrıs devrimci kıpırtısının dahi neleri değiştirdiğinin basit örneği oluyor. Deniz Gezmişi anlarken elbet bunu siyasal eksene koydukça anlamlı olur. Yok sadece simgesel brakırsak, sistemin tüm doğrularımızı alıp boşaltıp kendine yontuğu gibi, Denizleri de Devrimcisiz içi boş anılan isim gibi kendi reklamına katar. Onutmayın; Ünlü devrimci Çeguvera Emperyaalizme karşı mücadele ederken, şimdilerde sermaye onun simgesini kulanıp kar yapmaya çalışıyor. Kapitalist kar sermaye gerçeği de budur. Deniz Gezmişleri bize öğretileriyle anarak, yeniden gelecek devrimci dalgalarla değişimler umuduyla yazımı noktalıyorum.

Diğer yazıları

Nereye gidiliyor? – Özkan Yıkıcı

Amerika’da Trump, Rusya’da Putin, Hindistan’da Modi, Arjantin’de Milei, İtalya’da...

Hafta sonu “şekerleme gibi” haberlerden seçkiler! – Özkan Yıkıcı

Son günlerde Türkiye, K. Kıbrıs dolmuşları iyi iş gördü....

Yıldönümleri havuzundan seçkiler – Özkan Yıkıcı

Bugün Yirmi Üç Nisan... Önemli tarihî günlerin de yaşandığı...

Yapısal koşullardan sıyrılırsak – Özkan Yıkıcı

Genelde siyasal sistemler değişik yöntemlerle kendilerini hem ayakta tutarlar...

Bir erken seçim daha – Özkan Yıkıcı

Konumuzun geçtiği yer Bulgaristan. Kolay değil: Beş yılda tam...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,969TakipçilerTakip Et
822AboneAbone Ol

Son eklenenler

Facebook; Sessizleşdirilen Cemaad – Halil Karapaşaoğlu

Gıprızlılara facebook üzerinden Hindistan merkezli şirkedler tarafından sisdematig bir...

Çernobil’in 40. yılı: Temiz enerji değil sömürü projesi – Sedat Başkavak

Bugün, 1986 yılında meydana gelen Çernobil Nükleer Santrali patlamasının...

Statüko İçinde Yozlaşma ve Erhürman’ın Gözlemleri – Niyazi Kızılyürek

Ünlü Fransız düşünür Alain Badiou “yozlaşmaya” dair şöyle der:...

Hürmüz’den kaçış koridorları ve rekabet – Fehim Taştekin

Düne kadar genişletilmiş Orta Doğu’da “Her Şey İsrail İçin”...

Palantir ve güç istemi – Filiz Zabcı

Batı’nın Aydınlanma geleneği bireyi devlete karşı koruyan mekanizmalar üzerine...

40. yılında Çernobil bize ne anlatıyor? – Özgür Gürbüz

Çernobil nükleer santral kazasının üzerinden 40 yıl geçti. Radyoaktif...

Nereye gidiliyor? – Özkan Yıkıcı

Amerika’da Trump, Rusya’da Putin, Hindistan’da Modi, Arjantin’de Milei, İtalya’da...

Kapitalist ‘yaratıcı yıkım’ ve İran savaşı – Volkan Yaraşır

Savaşlarla kapitalist krizler arasında diyalektik bir ilişki vardır. Bu...

Canlı yayın