18 Ocak 2026, Pazar
8.8 C
Lefkoşa
arşivUlus IrkadKeşke bir Tevfik Fikretimiz veya Velestinli Rigasımız olsaydı-2- Ulus Irkad

Keşke bir Tevfik Fikretimiz veya Velestinli Rigasımız olsaydı-2- Ulus Irkad

Marksizmin metodolojik hataları vardı.Bu hatalar birkaç düzeyde ortaya çıkıyordu.Birincisi gerici ulusçuluğun tanımına dayanması (uluslar ulusçuluktan öncedir). Bu esas olarak, klasik Marksizmin temel hatasıydı. İkincisi Özel ve politik ayrımını varsayan bir tanıma dayanması (ulusal olanın politik olanla çakışması: Gellner). Bu özellikle seksenlerden sonra kimi Marksistler arasında yayılmıştır ve esas seksenlerden sonra kimi Marksistler arasında yayılmıştır ve esas olarak onların temel hatası olarak görülebilir.

Üçüncüsü Modern toplumun dininin din tanımına dayanması (özel-politik ayrımı ve dinin özel olduğu). Bu, şimdilik, dünyadaki tüm Marksistlerin temel hatası olmaya devam etmektedir. Marksizm, burada Modern toplumun dininin din tanımından hareket ediyordu.

Bu da göstermektedir ki, bu metodolojik yanlışlar Marksist teorinin kendi yapısından gelen özellikler değildir, aksine onlar bu teorinin temel kavramları ve kendi öz yapısıyla çelişki içindedir ve uyumsuzdurlar. Onlar geçmişin kalıntılarıdırlar. Onlar Marksist teorinin içindeki kör bağırsaklar, kuyruk sokumları, gibidirler.Marksizmin bunlardan temizlenmesi gerekir. Yani dinin ve ulusun ne olduğunu anladığımızda, Marksizmin bunlardan temizlenmesinin adımlarını da atmış oluruz. Aslında söylemek gerekiyor. Marksizm aydınlanmanın çocuğudur.

Bu nedenle Marksizmin gelişmesi demek, onun, onun Aydınlanmanın kalıntılarından arınması demektir de bir bakıma. Descartes’ten Kant’a aydınlanma dini (onun kendini görmek istediği ve zaman zaman adlandırdığı gibi “Akıl” dini de denebilir), eski dünyaya Çin’den Magrip’e ve Britanya adalarına kadar uygarlık dinlerinin egemen olduğu bir dünyada ortaya çıktı ve bütün mücadelesini ona karşı yürüttü.

Aydınlanma da İslamiyet de aynı dünya pazarı ve bu pazara uygun bir üstyapı (din) ihtiyacının ürünü olmalarına rağmen, İslam, Totemlerin (Putların) egemen olduğu bir ortamda ; Aydınlanma, Hristiyanlığın egemen olduğu bir ortamda doğduğu için, egemen dinlere karşı farklı stratejiler geliştirdiler.

Örneğin İslamiyet doğduğu ortamdaki dinlerin din olduğunu (yani üstyapıyı oluşturduğunu) inkar etmiyor, ama onların artık toplumun ihtiyaçlarına cevap vermediğinden hareketle totemlere (putlara) tapanları din değiştirmeye çağırıyordu veya zorla değiştirmeyi deniyordu. Bu anlamda İslamiyet, dinin ne olduğu konusunda Aydınlanmadan daha doğru ve gerçekçiydi. Sosyolojik olarak dinin doğru bir tanımına dayanmıyordu. Dinin tüm toplumsal yaşamı örgütlediği gerçeğinden yola çıkıyordu. Bize bugün anlaşılmaz görünen, -çünkü bizler aydınlanmanın dini özel olarak tanımlayan kavrayışıyla malumunuzdur- insanları zorla din değiştirmeye çağırmak veya bunu zorla yapmaya çalışmak gibi davranışların nedeni budur.

Aydınlanma, sanki kimseyi din değiştirmeye çağırmıyormuş sadece akla davet ediyormuş gibi yapıp, dinleri din olmaktan çıkarıp kendinin basit eklentisine dönüştürüyordu. Aslında hiç de İslam’dan farklı değildi eski dinler karşısında. Eğer bir din aydınlanmanın din tanımını kabul etmeyip, kendi din tanımına göre var olmaya devam ediyorsa, dinlerin özel olduğunu söyleyen bu din, hiç de İslamiyet’in putataparlara davrandığından farklı davranmıyordu ve davranamazdı da. Ama görünüşte, Aydınlanma din özgürlüğünü savunmuş oluyordu. Tabii din Aydınlanmanın din kavrayışını kabul ettiği, din olmaktan çıkıp, bu dinin basit bir bileşeni olmayı kabul ettiği takdirde, bu müthiş bir hileydi.

Marksizm birkaç yüzyıl sürmüş Aydınlanma filozoflarının geleneği üzerinde ortaya çıkmıştı.

Örneğin Marx. “Filozoflar şimdiyer kadar dünyayı açıkladı, artık değişmeli” derken, aslında Aydınlanmanın kavramlarıyla düşünmekten başka bir şey yapmıyordu. Marx’ın asıl demesi gereken şuydu: “Şimdiye kadar Aydınlanma filozofları kendilerinin peygamber olmadıklarını, inanca değil akla dayandıklarını söylüyorlardı, şimdi yapılması gereken onların da modern toplumun dininin peygamberleri olduğunu göstermektir”.

Ayrıca, kapitalist üretimin başarıları ve emek üretkenliğinde sağladığı üstünlük, bu din kendisinin din olmadığını, dinlerin hurafeler veya kişilerin özel sorunları olduğunu söylediğinden sanki bu dinin akla dayandığı gibi bir görüşün yerleşmesine de yol açıyordu.

Öte yandan Marksizm işçi sınıfının çok küçük ve cılız olduğu , bu dinin sınırlarının ve krizinin ortaya çıkmadığı bir dönemde doğmuştu. Bu tıpkı, örneğin, burjuvazinin henüz cılızken, başlangıçta ayrı bir din (Aydınlanma) olarak değil, bir din içinde mezhep (Protestanlık,Püritenlik) olarak kendini ifade etmesi gibiydi. Güçsüz işçi sınıfı da , eğilimlerini modern toplumun dininin içinde bir mezhep olarak ifade etmesiydi. Dolayısıyla Marksizmin bu zaafı sosyolojik olarak sınıfın henüz yeterince gelişip olgunlaşmamışlığının bir ifadesiydi.

Not: Bu yazı,Demir Küçük Aydın’ın “Marsizmin Marksist Eleştirisi” adlı kitabından faydalanılarak yazıldı….

-DEVAM EDECEK-

Diğer yazıları

Tartışmanın ortasında federalizm ve üniterizm – Ulus Irkad

Bizim tanınmamış ve pek de tanınacağa benzemeyen “KKTC”de ,...

Tarihle hesaplaşmamız – Ulus Irkad

Osmanlı adayı İngilizlere kiraya verirken aslında tüm mallarını ve...

Ekonomi de Kıbrıs sorunu da kötüye giderken- Ulus Irkad

Kıbrıs Sorunu Türkiye’nin tekelinde kötüye giderken son zamanlarda artık...

Evrensel hukuk yoksa kaybettiniz demektir – Ulus Irkad

Haftalardır tüm konular dönüp dolanıyor ve Türkiye’de artık devletin...

Sağ milliyetçi politikacılar harakiri mi yapıyor? – Ulus Irkad

Şimdi öncelikle son 70 yılda Kıbrıs görüşmelerinin geldiği en...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,997TakipçilerTakip Et
761AboneAbone Ol

Son eklenenler

Chávez’den Maduro’ya: 21. yüzyıl sosyalizminin yükselişi ve çöküşü (2) – Özgür Orhangazi

Chávez döneminde uygulanan ekonomi politikaları, petrol gelirlerinin yeniden dağıtımına...

Venezuela, MAGA ve Çin – Cihan Tuğal

Orta büyüklükte bir ülkenin cezalandırılması Trump’ın hanesine yazılan bir...

Kıbrıs pencerelerinden içeriye sızanlarla – Özkan Yıkıcı

Bir Lefkoşa gecesine daha girdim. Bugünkü tuhaflık, ama ileride...

Diktatörler gitsin ama! – Yücel Vural

Dünya’nın büyük bir bölümünde büyük bir karmaşa yaşanıyor. Bunun adını,...

ABD ile Avrupa arasında ‘Grönland savaşı’ mı çıkacak? – Yücel Özdemir

ABD Başkanı Trump geri adım atmadığı takdirde “Grönland sorunu”,...

TRT nefret kuşağı: ‘Gökkuşağı Faşizmi’ – Gözde Bedeloğlu

2015 yılında ilk kez polisin plastik mermi, biber gazı...

Grönlandlı Olsaydım – Özkan Yıkıcı

Şu anda elbet ben Grönlandlı olamazdım. Bırakın olmayı, oraya...

Canlı yayın