14 Ocak 2026, Çarşamba
6.8 C
Lefkoşa
arşivhaberBu çağrı Ankara’ya değil Ankaralılaradır - Münür Rahvancıoğlu - Birgün

Bu çağrı Ankara’ya değil Ankaralılaradır – Münür Rahvancıoğlu – Birgün

28 Ocak mitingine ‘Ankara Elini Yakamızdan Çek’ pankartı ile katılmaya karar verdiğimizde, Kıbrıs’ta Ankara’dan fazla Ankaracı bazı çevreleri ve Ankara’nın icazeti ile tekrar hükümet olma hayali kuranları kızdıracağımızı biliyorduk. Ancak Ankara’nın bu kadar öfkeleneceğini doğrusu tahmin etmemiştik.
Mitingimiz ve pankartlarımız hakkında konuşmamış, Kıbrıslıları aşağılamamış bir tek AKP kurmayı kalmış mıdır bilemiyorum… Çok satan gazetelerinde Kıbrıs ile ilgili fikirlerini anlatmamış kaç köşe yazarı vardır onu da bilemiyorum… Bizim elde yazılmış bez pankartımızı fonda kullanarak Kıbrıs’tan bahsetmeyen ana haber bültenine rastlamak ya da Kıbrıs ile ilgili açıklama yapmayan bir TC partisi bulmak mümkün müdür peki?
Bunca gürültünün arasında Kıbrıslılar adına görüş belirten kim var peki? O gün meydanı hınca hınç dolduran, Tayyip Bey’in açıklamalarından sonra Ankara’ya karşı kalan güvenini de yitiren Kıbrıslıların fikirleri, duyguları, düşünceleri, arzuları önemseniyor mu gerçekten? Yoksa tüm mesele “şehidim var, gazim var, stratejik çıkarlarım var, sen kimsin be adam?” cümlesinde özetlendiği gibi mi sadece? Yani AKP için, AKP’den öncekiler için kısaca Ankara için öyle olduğuna kuşku yok da; Türkiye medyası ne duymak istiyor, Türkiye halkları ne öğrenmek istiyor?
Bir Kıbrıslı Türk olarak açıkça söyleyebilirim ki, Kıbrıslıların duygularını öğrenmek için danışmanız gereken en son merci siyasal partilerimizdir. Tayyip Bey’in ayar çekmesinden sonra kılıç gibi hiza istikamete duran, Ankara’nın kuklası KKTC hükümeti koltuklarına oturmak için can atan bu partiler, Kıbrıslı Türklerin duygularını anlatmıyorlar. Aksine Kıbrıslı Türkleri kendi açıklamalarının çizgisine getirmek için can atıyorlar.
Evet, Kıbrıslı Türkleri meydanlara dolduran ana gerekçe ekonomiktir. Bunda utanacak, sıkılacak bir şey yok: Bildiğiniz neo-liberal saldırı dalgası Kıbrıs’ın kuzeyinde de tüm iştahı ile sürüyor. Bu bakımdan anlatacak farklı bir hikâyem yok size. İşsizlik, güvencesiz, esnek, taşeron çalışma; gerileyen maaşlar, özelleştirme; eğitim, sağlık, ulaşım ve barınma ile ilgili sıkıntılar, emeklilik yaşının arttırılması vs… Bu listeyi uzattıkça uzatabilirim. Ve yeni tek bir kelime bile söyleyemem. Tek fark şu ki emeğimize, doğamıza ve yaşamımıza yönelik bu saldırıyı örgütleyen, dayatan ve uygulatan Ankara’dır. Belki size bu da yeni gelmeyecek, ama tekrar düşünün isterseniz; bize yıllarca başkentimizin Lefkoşa olduğu söylendi, Ankara değil!
Otuz yıldan fazla bir zamandır sosyalistinden sosyal demokratına, demokratından muhafazakârına hangi partiyi seçersek seçelim, sonuçta Ankara’nın talimli maymunu olmaktan başka bir icraat koymadılar ortaya. Bu yüzdendir ki, Kıbrıslı Türklerin seçim partilerine hiçbir güveni yok ve onların çağrısı ile toplanmadılar meydanlara. Bu yüzdendir ki, seçim partilerimizin anlaması da anlatması da mümkün değildir bizim duygularımızı, arzularımızı…
Baksanıza, “Ankara, Ne Paranı Ne Memurunu Ne de Paketini İstemiyoruz” diyor kitleler ve Ankara’dan cevap geliyor: “Size parayı biz gönderiyoruz”, “beslemeler”. Başbakanınız başbakanımıza maaşını soruyor televizyonların önünde, bizimki kuzu kuzu cevap verip söylüyor maaşını. Sömürge bakanınız Cemil Çiçek, eylem yaptığımız zaman bizi ‘güneydekilere’ benzetiyor da ‘milliyetçi’ hükümetimizden tıss çıkmıyor. Şimdi çok onurlu geçinen ana muhalefetimiz daha üç yıl önce hükümetteyken, “Türklüğünü ispatla” deyip elini sıkmayan komutanınıza tek kelime edebilmiş miydi sahi?
Durum böyleyken, esip gürleyen, yağıp da sakinleşmeyen AKP kurmaylarına cevabı nedir Kıbrıslıların? Çok basit, net, anlaşılır ve kısadır cevabımız, elde yazılmış tek bir cümle ile özetlenmiştir: “Ankara Elini Yakamızdan Çek.”
Elini yakamızdan çek ki, rahat rahat konuşalım. Çek elini yakamızdan ki, eşitler arası bir ilişkiye başlayalım. Yakamızdan çek elini, çünkü seçtiklerimiz korumayacaksa onurumuzu, biz kendimiz korumasını biliriz Ankara. Çünkü biz seni elin yakamızda sevmedik. Açıkçası sen Özal, sen Demirel, sen Ecevit, sen Erdoğan olarak çıktıkça karşımıza, seni sevmemiz de mümkün değil.

Diğer yazıları

Umud’un yeri – Halil Paşa

Halil Paşa'nın Havadis Gazetesi eki Poli Dergisinde yayınlanan yazısı Dükkanın...

DAÜ BİR-SEN’den DAÜ çalışanlarına açık mektup

DAÜ BİR-SEN Eş Başkanları Buğu Sümen Cohar ve Kazım...

Yasa gücünde kararname çıkarma yetkisi ve sınırları – Mehmet Öner Ekinci

Hukukçu-ve Emekli Meclis Genel Sekreteri olan Mehmet Öner Ekinci’nin...

Seçici hafızalar – Omar Robert Hamilton (Mada Masr)

Ne Muhammed Mursi ne de Mısır ordusu taraftarıyım. Kendimi...

Siyasi Partiler Ledra Palace’ta görüştü

Bazı Kıbrıs Türk ve Rum siyasi partiler rutin toplantıları...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,997TakipçilerTakip Et
758AboneAbone Ol

Son eklenenler

İran’da kapitalizm, sınıflar ve toplumsal başkaldırı – Koray R. Yılmaz

Bugün İran’da yaşanan toplumsal isyanları anlamak için yalnızca güncel...

İran halklarının zorlu sınavı – Yusuf Karadaş

İran’da riyalin yüzde 40’ı bulan değer kaybı ve yüzde...

Emperyalist gangsterlik dönemi mi? – Özkan Yıkıcı

Özellikle ikinci Trump dönemiyle tırmanan müdahale stratejisi süreci hızlandırıldı....

Terör ne, terörist kim? Kararı kim veriyor!… – Fikret Başkaya

‘Başlangıçta hiçbir şey bilmiyordunuz, inanırım… Sonra şüphelendiniz. Şimdi her...

Çivisi çıkmış dünya: Kavboy, Voyvoda ve haydut düzeni… – Hasan Kahvecioğlu

Çok eski zamanlarda dünyanın tam ortasında, bir kocaman “çivi”...

Gevezelik yapar gibi olup gerçeklerle harmoni düzenlemesi – Özkan Yıkıcı

Yeni yıla girdik. Dünya kaynıyor. Emperyalist çağın neoliberal süreci,...

Sırada Kim Var? – Şener Elcil

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun, yargılanmak üzere bir askeri operasyonla ABD’ye kaçırılması...

Canlı yayın