iktibasFoti Benlisoy“Yeni sol” ve San Michele’nin horozu - Foti Benlisoy

“Yeni sol” ve San Michele’nin horozu – Foti Benlisoy

Kategori:

fotibenlisoyGiulio Manieri, Enternasyonal’in (birincisinin) İtalya seksiyonundandır. Yoldaşlarıyla birlikte toplumsal devrimi kışkırtmak amacıyla bir kasabaya baskın düzenler. Amaçları, birbiriyle eşgüdümlü silahlı grupların ülkenin değişik kırsal bölgelerinde eşzamanlı olarak ayaklanmalar başlatmasıdır. Ancak Manieri’nin grubu izole olur. Kasaba halkı Manieri’nin grubuna destek olmaz. Manieri ve arkadaşları yakalanır. Grubun lideri olan Manieri önce ölüm cezasına çarptırılır; ancak sonra, tam kurşuna dizilecekken affedilir ve cezası müebbet hapse çevrilir. Manieri bu cezanın ilk on yılını tecritte geçirecektir. Tavianni kardeşlerin 1972 yapımı “San Michele aveva un gallo” adlı filminin ilk bölümünde Manieri’nin “başarısız” devrimci kariyeri ve tecritte geçirdiği bu zor on yıl ele alınır. Filmin son bölümündeyse Manieri, tecritten çıkar ve cezasının kalan kısmını geçireceği hapishaneye doğru hareket eder. Yolda yine aynı hapishaneye götürülen genç kuşaktan devrimcilerle karşılaşır. Manieri tecritteyken genç devrimcilerin, yeni kuşağın kendisini nasıl da coşkuyla karşılayacağının hayalini kurmuştur sık sık. Ancak karşılaşma pek de tantanalı olmaz. Gençler Manieri’yi işitmişlerdir elbet. Ona uygun ilk fırsatta ülkede son on yılda olan gelişmeleri aktarırlar. Devrimci hareketin karakteri bütünüyle değişmiştir. Spektaküler eylemlerin, kırda ayaklanmaların zamanı geçmiştir artık. Gençler kentlerde, işçi sınıfı içerisinde sabır ve metanetle örgütlenmenin öneminden bahsederler. Doğrudan eylem yerine uzun erimli örgütlenme faaliyetinin, kitlesel ve yaygın sınıf örgütleri oluşturmanın gereğinden bahsederler. Kopuştan, isyancı sıçramalardan çok modern toplumun evrimsel ilerleyişine bel bağlamışlardır. Manieri damdan düşmüşe döner. Gençlerin söylediklerini ahmakça, hatta gayridevrimci bulur. Tartışma alevlenir. İki taraf da birbirini suçlar. Manieri tek başınadır. Üstelik on yıllık tecritte zayıf düşmüştür. Hayal kırıklığına kapılır. Devrimci hareketin bu yeni evresinde onun yeri yoktur. Bütün deneyimi, bilgisi, pratiği bir önceki devrenin şartlarında oluşmuştur. O devrimci ajitasyonla küçük militan gruplar oluşturmak, onları silahlandırıp ayaklanmalar kışkırtmak devrinin insanıdır. “3 B” geleneğinin (Babeuf, Buanorotti, Blanqui, hatta Bakunin) bir devrimcisi olarak sendikalar ve kitle partileri dönemini idrak edemeyecek durumdadır. Yeni dönemde Manieri’nin bir devrimci olarak hiçbir işlevi ve anlamı yoktur yani. O devrimci mücadelenin bir başka evresine takılıp kalmıştır. Filmin sonunda sükût-u hayale uğramış, yapayalnız kalmış Manieri, hapishane yolunda intihar eder.

“Yeni sol” tabiri her tedavüle girdiğinde, kimi eleştirmenlerce “ütopik sosyalizmden Marksist sosyalizme geçişin” hikâyesi olarak değerlendirilen bu filmi düşünmemek elde değil.  Hele hele tarihi kendisiyle başlatan, hafızasız ve kendinden menkul “yeni sol” arayışlarının pek revaçta olduğu bizim memlekette… Bizde ne hikmetse sıfırdan başlamak, bembeyaz bir sayfa açmak, geçmişin “günahlarından” (yani Manieri’lerden) arınmış yepyeni bir solun hülyasını kurmak her daim revaçta. Ezber bozmaya soyunanlarımız, “putları yıkan” ikonoklastlarımız çok. Yerküre üzerinde yeni bir deneyim söz konusu olmaksızın kendisini fantezi düzeyinde bu kadar sık “yenileyen” bir başka sosyalist hareket var mıdır bilinmez. Sahici bir yenilenmenin bir türlü mümkün olamamasının ardındaki bir neden de muhtemelen “hafıza kaybını” dayatan bu “yeni” takıntısı. (Bu takıntının “ayna yansıması” sayılabilecek olan ve tarihi menkıbelere indirgeyen tutum da geçmişi diline pelesenk etse de belleksizliğin bir başka türü.) Daniel Bensaid, “yenilik duygusunun yoğunluğu, çoğu zaman hafıza kaybıyla doğru orantılıdır” derken haklı. Manieri’nin intiharını gerektirecek bir “yenilenme”, yani devrimci hareketin bir önceki evrelerinin stratejik tartışmalarını, deneyimlerini ve duyarlılıklarını yok sayacak bir “sıfırdan başlama” hali, yenilenmeyi köksüz ve ayakları havada bir retorik jest olmaya mahkûm eder.

Oysa kıyısında olduğumuz yeni dünya nasıl da eski sorunlarla boğuşuyor. Şenzen ya da Bangalore’da bugünün işçileri, Manchester ya da Lyon’daki işçilerin iki yüz yıl önce karşılaştıkları sorular ve sorunlarla yüzleşiyor. “Azgelişmiş şark” bu meseleleri çoktan “aşmış” Garbı taklit ediyor diye değil. Neoliberalizm dediğimiz o büyük karşı devrimci harekat, son otuz küsür yılda işçi sınıfının iki yüz yılda yarattığı emekçi kamusallıklarını büyük ölçüde tahrip edebildiği, işçi sınıfı kültürünü neredeyse tarumar edebildiği için. Sınıfın dekompozisyonu, atomizasyon, yakın geçmişin sınıf mücadelesi deneyimlerini cisimleştiren önemli işçi sınıfı havzalarında yaşanan endüstrisizleşme, emekçi örgütlülüklerinin dağıtılması ve etkisizleşmesi, bu büyük ve “tarihsel” sıfatını hakeden yenilginin halkaları sadece. İşçi sınıfının dünya ölçeğinde rakamsal olarak belki ikiye katlandığı bir dönemde, bu sınıfın modern zamanlarda yarattığı o büyük tarihsel birikimin izleri büyük ölçüde ortadan kalkmış ya da cılızlaşmış durumda. Dolayısıyla bugün eski, belki de en eski tartışmalara dönmek elzem. Tüketici ve üretici kooperatiflerinin öneminden “devrimci sendikalizme”, bir işçi sınıfı partisi inşasının manasından vasıflı ve ve vasıfsız işçilerin birarada nasıl örgütleneceğine, geçmişin bir dizi “kapanmış defterini” yeniden açmak gerekiyor. Üstelik küresel ölçekte bir dizi “eskimiş” stratejik tartışmanın yeniden aciliyet kazandığı koşullarda: Kapitalist kriz, faşist hareketin yükselişi, emperyalistler arası rekabetin kızışması vs. “Ulus devlet bitti”, “post-milliyetçilik çağındayız” denilirken bugün solun “Avrupa’nın göbeğinde”, Katalunya ve İskoçya’da, “bağımsızlık” gibi (kimilerinin “naftalin kokan” diyebileceği) bir meseleye yanıt vermesi gerekiyor.

Yeniyi ancak işte bu “eski” sorulara vereceğimiz yanıtlarda bulacağız. O halde “kökü mazide bu âti” karşısında neyi muhafaza etmeliyiz? Cevabı yine Bensaid’e bırakalım: “Hafızayı tabii ki. Fakat sofu değil, aktif hafızayı. Öğrenip de unutmamızın tehlikeli olacağı şeylerin hafızasını.” Sözün özü, bu “yıllanmış” sorulara cevap verebilmek için Manieri’ye, daha doğrusu işçi sınıfının son iki küsür yüz yılda yarattığı o çoğul mücadele geleneğinin her zerresine muhtacız. Sıfırdan başlamaksa zaten mümkün değil.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Rojava: Özerklik, Toplumsal Taban ve Emperyalist Dinamikler- Foti Benlisoy

Kuzeydoğu Suriye’de Suriye geçici yönetimine bağlı askeri kuvvetlerin hızlı...

Her Şeyi Değiştiren “Olay” – Foti Benlisoy

Şu son bir haftada mevcut durumun dayattığı koşulları geriye...

TÜSİAD-Erdoğan Gerilimi Neden Karakolda Bitti? – Foti Benlisoy

TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Ömer Aras ve TÜSİAD...

‘Reis’in gücü: Sınıf mücadelesi ve toplumsal atalet – Foti Benlisoy

Türbülans sırasında uçaklar, bazen 150-200 metre, bazen çok daha...

Depremden Gazze’ye Enkaz ve Kapitalist Ölüm Kültü – Foti Benlisoy

“Gazze Şeridi Ortadoğu’nun Rivierası olabilir. Bu kadar muhteşem bir...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,916TakipçilerTakip Et
913AboneAbone Ol

Son eklenenler

Yücel Özdemir yazdı: Ukrayna ve İran’da son sözü kim söylüyor?

Ukrayna ve İran savaşlarının kısa sürede bitme olasılığı her...

Ecehan Balta yazdı: İklim finansmanı mı borçlandırma rejimi mi?

İklim krizi artık geleceğe ilişkin bir ihtimal değil. Kuraklık,...

Taner Akçam yazdı: İki büyük dalga depremleri ve yeni cumhuriyetin ayak sesleri

Cumhuriyet tarihi, Osmanlı’nın geç döneminde başlayan ve cumhuriyette de...

Özkan Yıkıcı yazdı: Tetiklenen savaş alanı ve Mısır oyuna doğru

Belli ki genel Amerikan Ortadoğu projesi sıkıştı. Üstelik Trump...

Mustafa Çıraklı yazdı: Guterres’in Ardından: Çözüm diplomasisi de değişmeli mi?

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs ziyareti, büyük ölçüde...

Hediye Levent yazdı: Boğaz savaşları ve uçurumun eşiğinde bir kıta!

Hürmüz Boğazı’ndaki öngörülemez gidişata ek olarak yenilerde Bab El...

Kavel Alpaslan yazdı: ABD’liler emekli olmak için Vietnam’a gidiyor: Gerekçe ucuz sağlık

Vietnam, ABD’liler için uzun yıllar ‘savaş hezimetiyle’ anıldı. Şimdiyse...

Metin Yeğin yazdı: Bir komün belediye

İspanya’nın komün belediyesi Marinaleda’daydım. Zeytin ağaçlarının arasından zeytinyağı fabrikasına...

Canlı yayın