iktibasKıvanç EliaçıkVenezuela’nın kesik damarları - Kıvanç Eliaçık

Venezuela’nın kesik damarları – Kıvanç Eliaçık

Orjinal yazının kaynağıilketv.com.tr

Caracas semalarındaki patlamalar ve ardından gelen “Maduro yakalandı” haberleri, bir gecede ortaya çıkmış bir krizi anlatmıyor. Bu, uzun süredir örülen bir kuşatmanın askeri boyuta taşınmasıydı.

ABD, “uyuşturucuyla mücadele” söylemi eşliğinde yürüttüğü operasyonla; yaptırımlar, deniz ablukası ve diplomatik tehditleri devreye sokarak Venezuela’yı zaten hedef tahtasına oturtmuştu. Washington’un Venezuela’ya dönük çok katmanlı bir tırmanmayı “Operation Southern Spear” başlığı altında yürüttüğüne, ülkeyi “yabancı terör örgütü” olarak damgaladığına ve askeri yığınağı büyüttüğüne dair iddialar da uluslararası basına yansımıştı.

Bu saldırının arkasındaki mantık, Trump’ın hezeyanları değil; emperyalizmin güncellenmiş doktrinidir. Latin Amerika yeniden bir “çekişme alanı”na dönüştü ve ABD artık yumuşak güçle yetinmeyip çıplak askeri gücü daha açık biçimde devreye sokuyor.

Çin’in yükselişi, bölgedeki ilerici hükümetlerin geri dönüşü ve Bolivarcı deneyimin yarattığı “egemenlik fikri”, Washington’un alıştığı denetimi aşındırıyor. Latin Amerika-Çin ticaretinin 2000’de 12 milyar dolardan 2024’te 538 milyar dolara çıktığını hatırlamak gerekiyor. ABD stratejisi çoğu zaman “Çin’i dışarıda tut” parolasıyla özetlenir; ama bunun artık mümkün olmadığı görünüyor.

Meselenin maddi zemini de son derece somut: enerji, madenler, lojistik hatlar ve bunların etrafında dönen sınıf çıkarları. Venezuela’nın petrol rezervlerinin büyüklüğü ve ABD rafinerilerine yakınlığı, onu emperyalist aklın gözünde stratejik bir öncelik haline getiriyor. Washington’un Venezuela’yı merkez hedef görmesinde fosil yakıtlar belirleyici olsa da, bu tırmanmanın siyasal mesajı Çin’e ve Latin Amerika’daki ilerici hükümetlere yöneliktir.

Petrol ihracatına bağımlı bir ekonomide deniz yollarını kesmek, gıdayı, ilacı, elektriği ve emekçinin sofrasını hedef almak demektir. Bu kolektif cezalandırma, klasik emperyal yöntemdir: Halkı nefessiz bırakıp ardından “kurtarıcı” gibi sahneye çıkmak.

Bu saldırı sadece Venezuela’yı değil, bütün bölgeyi ilgilendiriyor. ABD, Monroe Doktrini’nin Trumpçı bir yorumuyla ilerliyor. Latin Amerika’yı “barış bölgesi” olarak tanımlayan bölgesel mutabakatları da fiilen hedef alıyor. Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu (CELAC)’ın 2014’te ilan ettiği “Barış Bölgesi” yaklaşımı, tam da bu tür müdahalelere karşı tarihsel bir savunma hattıydı.

Egemen bir devletin cumhurbaşkanının kaçırılması ve ülkenin geleceğine dışarıdan “geçiş hükümeti” dayatma fikri, uluslararası hukuku pratikte hükümsüz bırakıyor.

Bolivarcı süreç, Latin Amerika’da “kendi kaderini tayin” fikrini yeniden canlandırdı. Chávez’in en güçlü yanı yalnızca seçim kazanmak değil: halkı siyasetin öznesi haline getirecek bir siyasal eğitim hattı kurmaktı. Bu miras, Venezuela emekçilerinin ve yoksullarının devletle kurduğu ilişkiyi dönüştürdü.

Yıllar içinde ekonomik kuşatma, iç çelişkiler ve yönetim tercihleri, halkın gündelik hayatında ağır yaralar açtı. Emperyalist saldırıyı koşulsuz mahkûm ederken, içerideki sınıfsal gerilimleri ve işçi sınıfının taleplerini de görünmez kılmamak gerekiyor.

Bugün Venezuela’da emekçilerin yaşadığı sorunları iki başlıkta düşünmek gerekiyor: Dış kuşatma ve içeride emek rejiminin dönüşümü. Yaptırımlar ve abluka ücretleri eritti, kamu hizmetlerini zayıflattı ve geçim sıkıntısını derinleştirdi.

Burada Bolivarcı hareketin kurumsal çekirdeği olan Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi (PSUV)’nin rolü kritik. PSUV, bir yandan emperyalist müdahaleye karşı ulusal egemenlik hattını temsil ederken, öte yandan emekçilerin ücret, toplu sözleşme ve diğer demokratik hak taleplerinin muhatabıdır. Egemenlik mücadelesi, işçi demokrasisinin geriletilmesinin bahanesi olamaz. İşçi demokrasisinin sorunları da emperyalist işgale rıza üretmenin gerekçesi yapılamaz.

Bu hamle, Venezuela’yla sınırlı kalmayacak. ABD’nin Latin Amerika’daki güç mimarisini yeniden kurma arayışında olduğu açık. Bu yüzden Brezilya’dan Kolombiya’ya pek çok aktör “bölgesel barış” vurgusu yapıyor; üstünlerin hukuku yerine hukukun üstünlüğünü hatırlatıyorlar.

Venezuela’ya yönelik saldırı, Latin Amerika’nın kesik damarlarını yeniden kanatmaya dönük bir hamle olarak okunabilir, kaynakların yağmaya açılması ve bunun normalleşmesi.

Saldırının ilk gününde hem Venezuela’da hem de dünya genelinde protesto gösterileri düzenlendi. ABD’de sendikalar, göçmen örgütleri ve çeşitli siyasi çevreler saldırıya karşı çıktı.

Şimdi dayanışmayı temenni düzeyinin ötesine taşımalıyız: Ablukaya ve askeri müdahaleye açık biçimde karşı çıkmalı, Latin Amerika’nın “barış bölgesi” niteliğini ve kamucu hükümetlerin politik hattını güçlendirecek ortak bir basınç üretmeliyiz. Emperyalizmin en korktuğu denklem budur: egemenlik ve sınıf siyaseti.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Kıvanç Eliaçık yazdı: Flamingo Devrimi

Arnavutluk’un Adriyatik Denizi kıyısındaki Vjosa-Narta Deltası ve Sazan Adası,...

Kıvanç Eliaçık yazdı: Küresel Haklar Endeksi 2026: Türkiye işçiler için en kötü 10 ülke arasında

Her yıl Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) tarafından hazırlanan ve...

Kıvanç Eliaçık yazdı: Kütüphanede olmayan kitaplar

Türkiye’de demokrasi hep trajikti ama farsa hiç bu kadar...

Nakba’dan sürgüne: Edebiyatın hafızası — Kıvanç Eliaçık

Filistin edebiyatının modern karakteri 20. yüzyılın başında şekillenmeye başladı....

Devletsiz bir ulusun ulusal sineması – Kıvanç Eliaçık

Filistin sineması, ‘Filistin’de çekilen’ veya ‘Filistin’i anlatan’ filmlerden çok...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,913TakipçilerTakip Et
916AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dionysis Dionysiou yazdı: Nolan’ın Odyssey’si: Denizden Gelen Düşman Biziz

Düşman ufkun ötesinde beklemiyor. Nolan'ın Odyssey'sinde, o, muzafferlerle birlikte...

Faik Bulut yazdı: Hizbullah ve İsrail kavgasının 20 yıllık bilançosu

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar ve mücadelenin tarihi 1980'lerin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

Avrupa coğrafyasında ve Türkiye’de savunma, güvenlik konuları olunca dikkatler NATO’ya...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Canlı yayın