yazılarKıbrıs iktibasUnut unutma kapışması – Cemal Yıldırım

Unut unutma kapışması – Cemal Yıldırım

80 li yıllarda, Denktaş bir köy kahvesine gitmiş. Köylülerle sohbet ederken, bir köylü Denktaş’a:

“Güneyde galan köyümüze ne zaman geri döneceyig yahu Denktaş biyi, negadar daha süreceg bu ayrılıg” demiş.

Bunun üzerine Denktaş öfkelenmiş “Dönmek mönmek yok. Size yeni bir vatan armağan yok. Size vatanınız artık burası. Güneydeki köyünüzü, hayatınızı UNUTUN” demiş.

Bugün, kuzeyde kurulan idari mekanizma, adına ne istersek diyelim, büyük çoğunluğu, Kıbrıslırumların elinden silah zoru ile alınan topraklar üstüne kurulan zorlama bir idaredir.

Ve bunun propagandası için de, Denktaş’ın o köy kahvesinde öfkeyle söylediği

“Güneydeki köyünüzü unutun sizin vatanınız artık kuzey kıbrıs” denmiştir.

Ve hemen unutmamakla ilgili bir slogan devreye girmiştir “Katliamları Unutma” Yani ille de bir şeyleri unutmak istemiyorsan, en azından katliamları unutma ey Kıbrıslıtürk ve kuzeye sahip çık denmeye başlanmıştır.

Hiç aklımdan çıkmaz, 1990lı yılların başına kadar, Lefkoşa’da, GG spor kulübünün üst başında 6. Bölüğe geçilen barikat duvarında bulunan, topraktan dışarı çıkan bir el resmi ve yanında yazan “Katliamları Unutma” yazısı.

Kıbrıs sorunu bir bakıma “unutma” ile “unut” un kapışmasıdır da.

KKTC ilanına kadar, güneyden göç edenlerin çoğu, özellikle yaşlılar, “savaş bitti ortalık yatıştı artık evimize geri dönelim yahu” şikayetlerini sık sık dile getiriyordu.

Bu sebeple oturdukları Rum evlerine tek bir çivi çakmadılar. Çünkü her türlü propagandaya rağmen, güneydeki köylerini unutamıyorlardı… Her an geri dönebiliriz diye tetikteydiler.

Kolaymıydı ata topraklarını, doğdukları yerleri unutmak?

Ancak KKTC kurulduktan sonra, artık geri dönülemeyeceği anlaşılmıştı.

1974 ten sonra kuzeyde hakim olan zihniyet, “güneydeki hayatınızı unutun” şeklinde seyrederken, güneyde durum tam aksiydi.

Kuzeyden göç eden Kıbrıslırumların “yurt hasreti” her geçen gün devleşiyordu.

Toplum vicdanı ile resmi propaganda bu konuda uyuşuyordu.

Zorlama yoktu bu duygusallıkta.

Bu sebeple, hala daha kullanılan UNUTMUYORUM (Δεν ξεχνώ) sloganı, propagandanın en tepesine oturdu.

İlkokullarda bu öğretildi.

Sınıflarda unutmuyorum köşesi yapıldı.

Askeri kışlalarda askerler, bu sloganla eğitildi.

Bu slogana, sağcısı ile solcusu ile toplu sahipleniş, devleşen yurt hasretinin bir yansımasıydı ve insani değerler bakımından haklıydı.

Bu slogana sahipleniş, saldırganlıktan çok, yitip giden ata topraklarına duyulan özlemi ve acıyı barındırıyordu.

Nesiller böyle yetişti güneyde.

Bir bakıma 1974 ten sonra doğan yeni neslin de, atalarının köylerine, hiç gidip görmeseler de sahiplenmeleri sağlandı.

Peki biz ne yaptık?

UUNUDUN BEEEE dedik

Baf’ı unutun, Larnaka’yı unutun, Limasol’u unutun

Bakın size yeni vatan yaptık.

Bol ganimetli bir vatan.

Peki unuttuk mu?

Güneyden göç edenlerin çoğu unutmadı.

Ama yeni nesile de, Kıbrıs’ın ortak yaşamı, o yaşamdaki kültürel değerleri, tarihsel zenginlikler aktarılamadı.

Bağ koptu. 1974 ten sonra, Türkiye’den gelen nüfusun da etkisiyle yeni bir toplumsal yapı inşa edildi.

Kıbrıs dendiğinde sadece kuzey Kıbrıs’ı bilen ve kabul eden bir nesil büyüdü buralarda.

Kuzeyde yaşayan yeni neslin, geçmiş ortak yaşantıdan haberi bile yok artık.

Tek bildikleri ve öğretilen “katliamlar”.

Öte taraftan Kıbrıslırumların, geçmişe dönük bu acılarına ve unutmuyorum söylemine karşı, “Popaz da rahat duraydı madem” der pek çok kestirmeci düşünceye sahip Kıbrıslıtürk.

Komik bile değil bu değerlendirme.

Şimdilerde de Rum komandolarına söyleniyor bu söz.

Rahaaat duruuung!

Malumunuz geçen günkü resmi geçit töreninde Rum komandolar Karpaz’a gireceklerini haykırdı. Rum komandoların bu tavrı, nesiller boyu aktarılan “unutmuyorum” sloganının etkisiyle şekillenmiştir.

Bize kuzeyde “güneyi unut” dediler, onlara da güneyde “kuzeyi unutma” dediler. Onlar da unutmuyor.

Elbet bir gün döneceklerine inanıyorlar.

Ben de asla, bu dönüşün, tankla topla Rum Komandoların Karpaza girme haykırışlarıyla olmasını onaylamam.

Çünkü böylesi bir durum Kıbrıs’ımızda yeni acılar yaratır. Belki inanmayacaksınız ama bu şekil düşünen pek çok aklı selim Kıbrıslırum var.

Hem de fazlası ile.

Bu dönüş, ancak ayakları yere basan sağlam bir antlaşmayla olur.

Onun da bir yolunu mutlaka bulmamız gerekiyor.

Ama Rum komandoların karsısına da, caydırıcı güç olarak Türk askerini koyma kolaycılığını da yapmak “sürdürülebilir değil” artık.

50 senedir zaten silahların gölgesinde yaşıyoruz. Adaya barış geldi deniyor ama aslında uzun süren bir ateşkesteyiz. Barışın falan geldiği yok. Her an her şey olabilir. Çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 15 Temmuz 1974’te bozulan anayasal düzeni hala bozuk, tek taraflı işliyor ve toprak bütünlüğü bozulmuş durumda.

İster misiniz bir süre sonra “Anayasal düzeni 1974’te Türkiye düzeltemedi sıra bizde” deyip, Türkiye’den daha güçlü bir askeri ittifak adaya müdahale etsin?

Yani işin iki ucu da b.klu.

Biz Kıbrısılıların, her iki zıt kutubu daha da sivriltmek yerine, sadece ve sadece BARIŞ isteğimizi ortaya koymaktan başka çaremiz yoktur. İki tarafça onaylanan bir barışa ne kadar ihtiyacımız olduğunun da göstergesidir son yaşananlar.

Eğer biz Kıbrıslılar, geçmişte yaşanılan acılardan ders almayı öğrenmezsek, sonsuza dek Rum komandolar Karpaz’a gireceğini haykırır, Karpaz’da oturan birleri de “cesursan hade gel” der… Silahların gölgesinde bir yaşamın içinde bu inatlaşma sürer gider.

Yetmedi mi be bu bitmek bilmeyen eziyet?


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Antonis Polydorou yazdı: Ne Mağusa Bizi Bekliyor Ne de Tarih

Yine herkes Mağusa’yı hatırladı. İkinci harekâtın 52’nci yılı vesilesiyle...

Yaşar Ersoy yazdı: 30 Yıllık düşün kısa tarihi

Bir kentin çağdaş kimliğinin en önemli göstergelerinden biri, kültür...

Bulut Ünvan yazdı: Neşe Yaşın: Tarihin Çatlağındaki Üzgün Kız

"İnsan, sınırları aşarak konuşmak zorundadır, her kelimenin içinden sınırlar...

Türk işgalinin ardından yerinden edilme ve “iki bölgeliliği mühürleyen” Üçüncü Viyana Anlaşması – KYPE (Ralli Papayeorgiu) — Nikos Moudouros ve Aris Konstantinidis’in katkılarıyla

https://youtu.be/k7XJr8Tkp6g?si=moDVMQi4bj0-kIa5 Toplam nüfusa oranla kaydedilen en büyük insan hareketlerinden biri,...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,902TakipçilerTakip Et
964AboneAbone Ol

Son eklenenler

Kıvanç Eliaçık yazdı: Devlet, sınıflar ve Poulantzas

Hayır, Karl Polanyi değil. Nikos Kazancakis hiç değil. Bahsettiğimiz...

Gıbrızlıca Konuşan Gıbrızlılar Birbirlerini Sever?

“Gıprızlıca gonuşan Gıprızlılar biribirlerni sever?” gibi saşma bir soru...

Fehim Taştekin yazdı: Suudileri kurtarmak!

İran’dan sonra Yemen savaşı, çağın savaş baronlarına ders vermeye...

Ümit Akçay yazdı: COP31’e doğru: Antroposen, kapitalosen ve ekolojik emperyalizm

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 Küresel Riskler Raporu, çarpıcı bir çelişkiye...

Aras Coşkuntuncel yazdı: ABD demokrasisi ve İran savaşı

Kant “Mutlak monark nedir? ‘Savaş olmalı’ diye emrettiğinde, savaşın...

Emre Demir yazdı: Farklılıklar içinde birlik arayışı: 18. BRICS Zirvesi

Yeni Delhi’de 18. BRICS Zirvesi, 12-13 Eylül 2026 tarihlerinde...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye COP 31’e hazırlanıyor

Kömür, petrol ve gaz gibi fosil yakıtların kullanımı iklimi...

Özkan Yıkıcı yazdı: İki kavramdan sıyrılmak umuduyla

Lefkoşa'da dar eksenden sıyrılmak istedim. Her konudaki iki kuramın...

Canlı yayın