Umudu diri tutmak

Seçimler bitti, hükümet de kuruldu. Siz bu yazıyı okurken muhtemelen güvenoyu da almıştı. Seçim süresince herşey daha güzel olacak diyenlere bizim cevabımız ‘gelecek sandıkta değil’ olmuştu. Şimdi de bu mecliste olmadığını söylüyoruz.

Biz bu partilere hele de liderlerine de güvenmediğimizi ortaya koymuştuk.
Pratik yaşam bizi çok hızlı doğruladı. 8 Ocak tarihli Ankara ziyareti, bizlere büyük büyük sözler söyleyenlerin makyajlarının aktığı, suratlarına geçirdikleri maskeleri düşüşü andı. Statüko karşıtlığı ile övünenlerin Türkiye Cumhuriyeti yürütmesinin gel dediği an apar topar Ankara’ya taşınmaları, onlarla Kıbrıs konusundaki Ankara Zirvesi sonrası görüşülmesi ama Zirve ile ilgili doğru dürüst bilgi verilmemiş olması, bu toplantıya giderken gündemi bilmeyişleri ikisi statükocu, ikisi de statüko karşıtının acizlikleri toplantı sonrası bina çıkışına yansıyan dörtlü fotoğrafta rahatlıkla okunmaktaydı.
Aralarından biri, mutlak görüşmeciyi değiştirmek iddiası ile girmişti seçimlere, hatta ‘görüşmeci Talat’ diye söyletmişti de ama ‘bizim görüşmecimiz Denktaş’ deyip, kendi kendilerine de belirledikleri çözüm sürecine yönelik tavırlarına karşı ‘Kıbrıslıların da görüşü var, sizin bunlarda karar verme hakkınız yok’ diyememişti.
Diğeri, ‘toplumun onurlu sesiydi’ ama toplantı sonrası ses-sizliğe büründü, tek kelime açıklama yapmadı, dönünce ise gazete sayfaları arasına sıkışan bir açıklama ile geçiştirdi tavrını. Aslında diğer ikisi hiç konuşmazlardı o yüzden umursamadık onların tavırlarını ama karşıtlıkları ile övünenlerin teslimiyeti önemliydi…
Arkasından hükümet kurulma çalışmaları sürerken, Denktaş İstanbul’da valilikte TC yürütmesi ile toplantılar yapmış ve çelişkisinin olmadığını açıklamıştı. Asıl sorun bu değildi. Sorun dönüşündeki karşılama töreniydi. Sıralama bu ülkedeki yönetim erkini göstermekteydi. İlk sırada TC Elçisi ardından askerler yani bu ülkenin en üstünde olanlar, yani TC’nin temsilcileri. Statükonun değişimi için yapıldığı iddia edilen tüm çalışmaların başbakanlık koltuğu için olduğu rahatlıkla anlaşılmış oldu.
Bunun arkasından yaşanan meclis başkan yardımcılığı seçimlerinde de politik sığlığı gördük. ‘Onurlu ses’ olarak ortaya çıkan BDH lideri Akıncı’nın ‘demokrasi gelişsin’ diye bu ülkedeki talanın vurgunun, ganimet düzeninin partisine, bu statükonun en önemli dişlisine, bu ülkede ilericilere, aydınlara, emekçiler en büyük zararı veren, demokrasiyi en fazla yaralayanlara oy verilmesinin istenmesinin algılanması belki burjuva demokrasilerinde daha anlaşılır olabilirdi ama otuz bin askerin bulunduğu işgal altındaki bir coğrafyada hem de kapalı oylamada attığı oyu BDH Milletvekili İzzet İzcan’ın gidip UBP’lilere göstererek ispatlama girişimi bu siyasal yapılanmanın da yaşamdaki yerini ortaya koymuştur.
BDH’yı oluşturan KSP’li dostlar bizi ne kadar da bağlamaz deseler de, TKP’liler ne kadar pasifize olsalar da yaşanan tüm bu süreçte kendilerinin de katkıları ve sorumlulukları vardır.
Vitrin süsü olmak için bir gecede değişerek elde ettikleri ünvanlar için kılıktan kılığa giren CTP ve BDH -ki bunun içinde TKP, BKP ve KSP’de direk vardır- yöneticilerinin bu faydacı tutumlarına, seçim sonrası çelişkili davranışlarına karşı morallerin bozulduğu, umutların bir kez daha kırıldığını görmekteyiz.
Şimdi umutsuzluk zamanı değildir. Onlar işgal altında, asker üniformasının sivilleri ezebildiği koşullarda demokrasicilik oynamak için birbirlerine koltuklar dağıtabilir ama güçlü olan, sokağı örgütleyebilendir; güçlü olan umutu en diri tutandır, güçlü olan kalabalık olan değil, değişimi hemen şimdi isteyip bunun için ne olursa yapmaya hazır olandır. O yüzden şimdi toparlanma zamanıdır, umudu yeniden diriltme zamanıdır, sokağı yeniden kazanma zamanıdır.
Yolumuz uzundur, durarak yolu tüketemeyiz, yürümek gerek, yavaşta olsa koşmaya hazır olacak şekilde yürümeye başlamak gerek, hade, beklemeden hem şimdi yürümeye başlayalım…
—-
Bu yazı YBH Gençlik’in yayın organı Karşı’nın 23 Ocak 2004 tarihli sayısında da yayınlanmıştı

Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Diğer yazıları

Çözüme neden acil ihtiyacımız var? – Murat Kanatlı

Lefkoşa’da ara bölgedeki Dayanışma Evi’nde 16 Kasım 2024’te yapılan 6....

Rock Ruby kararı aslında ne? – Murat Kanatlı

Mal Tanzim Komisyonunu şey etmiş diyor Dışişleri ve onu...

50 yılda Kıbrıs’ta ne oldu? – Murat Kanatlı

Yazının kısaltılmış versiyonu 20 Temmuz 2024 tarihinde Birgün Gazetesinde...

Türkiye’nin istirdat (irredentist) sürecinde nüfus mühendisliği – Murat Kanatlı

Üstüne çok konuşulan kısım ile başlayalım, 1949 yılında yürürlüğe...

“Masum”(!) Pile yolu tarihi – Murat Kanatlı

Uzunca bir zamandır Pile yolu üzerine haber, açıklama şeklinde...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,897TakipçilerTakip Et
969AboneAbone Ol

Son eklenenler

Halil Karapaşaoğlu yazdı: “Rum Gibi Düşünenler”

“Rum gibi düşünenlerin Kıbrıs'ı yönetmesine asla izin vermemelisiniz”             AKP...

Şener Elcil yazdı: Bölgemizde Kısa Bir Gezinti

İçinde bulunduğumuz coğrafyada yaşananların temel çıkış noktası, İsrail Devleti’nin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Fransa’da isyan

Sık sık dış konularda uğradığım ülkelerden birisi de Fransa...

Çağla Elektrikçi yazdı: Kuzey Kıbrıs’ın gerçekten neye ihtiyacı var?

Kuzey Kıbrıs yeni bir seçim dönemine girerken, kamuoyundaki tartışmalar...

Fehim Taştekin yazdı: Yemen savaşının gizlenemeyen ortakları

Yemen’e karşı Suudi koalisyonunun utangaç bir tarafı var. Mekke...

Gözde Bedeloğlu yazdı: Kaptan faciadan önce itiraf etmiş: “Bu gemi gemi değil!”

Girne açıklarında 30 Ağustos’ta batan Filo Jet yolcu gemisiyle...

Özkan Yıkıcı yazdı: Alpay’ın anısına

Geceleyin yatmak üzere idim. Hâlâ uykum tam gelmediği için...

Özkan Yıkıcı yazdı: Zeynep Gayrinova’yı dinlerken Azerbaycan gelişmelerinden bir kesit

Nereden buldum bilemem. Herhâlde yetmişler sonunda tanıdık bir İran...

Canlı yayın

Önceki İçerik
Sonraki İçerik