Kıbrıs iktibasNidai MesutoğluTürkiye’deki seçimlerin bir analizi - Nidai Mesutoğlu

Türkiye’deki seçimlerin bir analizi – Nidai Mesutoğlu

Celladına Aşık Olmak ya da Stockholm Sendromu

Sosyal medyada Ömer Hayyam’a ait olduğu iddiasıyla bir dörtlük paylaşılır. Dörtlük şöyledir:

“Cellâdına âşık olmuşsa bir millet,

İster ezan dinlet, ister çan dinlet

İtiraz etmiyorsa sürü gibi illet

Müstahaktır ona her türlü zillet!”

Bu dörtlük Türkiye’deki seçim sonuçları nedeniyle yeniden sosyal medyada paylaşılır oldu.

Psikiyatri ve psikoloji biliminin hâlâ çözemediği ve adına Stockolm Sendromu da aslında yukarıdaki dörtlükteki gibidir.

Nedir Stackolm Sendromu?

1973 yılında Jan Erik Olsson bir bankaya girerek soygun yapmaya çalışır. Çalışanların bir kısmı kaçarken bir kısmı da rehin alınır. Banka kuşatılır. Erikle devlet arasında pazarlıklar başlar. Bu süreç 6 güm sürdü. Silahlı güçler bankaya girip rehineleri kurtardı. İşte tam bu sırada rehineler Erik’in önüne geçerek silahlı güçlerin onu vurmaması için siper oldular.

Tutukluluk sürecinde bile rehinelerle olan ilişkileri devam etti. Hapishanede onu ziyaret ettiler. Hatta mahkeme masraflarını karşılamak için aralarında para da topladılar.

Bu gibi olaylar tek değildi. Amerika’da da buna benzer olaylar olmuştu. Psikiyatr ve psikoloji bilimleri bunun sebeplerini araştırmaya devam ediyorlar.

Hayvanlarda yaşamları tehlikeye girdiğinde üç farklı davranış gözlemlerin. Donma, kaçma ve mücadele etme.

İnsanlar da hayatlarını tehlikede olduğunu anladıkları anda bu davranışlardan birini sergilerler. Ya teslim olup her türlü kendilerini saldırganın insafına terk ederler. Bunu yaparken de hayatta kalma şanslarını artırmak için her türlü davranışı sergilerler. Ruhsal ve fiziksel olarak tamamen teslim olurlar. Diğer davranış şekli kaçıp kurtulmaktır. Bu fırsatı bulduklarında kaçarlar. Üçüncü davranış şekli de mücadele ederek hayatta kalmaya çalışmaktır.

Aile içi kadına şiddette rağmen kocasına bağlı kalma seçeneği de tam bir teslimiyettir. Böyle durumlarda mücadeleyi seçen kadınlar kocaları tarafından öldürülmektedir.

Toplumsal olaylarda da bunu gözlemlemek olasıdır. Emperyalizmin en kanlı diktatörlüğü olan faşizmde baskı arttıkça kendilerini faşizmin insafına bırakan toplum yığınları olduğu gibi bundan kurtulmak için faşizme karşı direnenler de olmuştur. Faşizmin ve dikta rejimlerinde kitlelerin bunca baskıya rağmen liderlerini kutsayıp kahraman olarak görme ona biat etmektir aslında. İşte bu ta tam bir Stockholm sendromudur.

Ne yazık ki ben de dahil birçok kişi seçim sonuçlarında yanılmış ve öngörüleri yanlış çıkmıştır. İşte bunun sebeplerini bu yazımda analiz etmeye çalışacağım. Farklı bir pencereden bakacağım.

:

Doğal şartlarda ve demokrasinin bütün kurumlarının yerleştiği toplumlarda Türkiye’deki iktidarın bu seçimlerde büyük bir yenilgi alması beklenir. Seçim sonucu bu beklentiyi yerle bir ederken herkes bunun sebeplerini araştırmak peşine düştü. Kimi Anadolu ajansının manipülasyonunu, kimisi Kılıçdaroğlu’nun doğru aday olmadığını öne sürdü. Bunları çeşitlendirmek olası.

Deprem bölgesinde yaşanan onca acıya rağmen Erdoğan ve AKP’nin bu bölgelerde birinci parti olmasını açıklayamadılar. Bu durum şaşırtıcı gelse de Türkiye genelinde de benzer durumlar yaşandı.

Hatırlayacaksınız geçmişte de 7 Haziran 2015 Seçimlerinde umduğunu bulamayan AKP hükümet kurulmasını engelleyerek 1 Kasım’da erken seçime gidilmesini sağlamıştı. İki seçim arasında bombalı eylemler ve provokasyonlar yapılmış ve 1 kasım seçimlerinde AKP en yüksek oranda oy alabilmişti.

İşte bu şiddet insanların yaşamlarına karşı bir korku sağlamıştı. Bu durumda insanlar donmuş ve şiddeti yapanlara karşı teslimiyeti seçmişler. Böylece kasım seçimlerinde tercihlerini değiştirerek AKP’ye oy vermişlerdi. Erdoğan ve AKP’ye bağlılık sağlanmıştı.

21 yıllık AKP ve Erdoğan iktidarı insanlara uyguladığı baskı neticesinde teslimiyeti seçerek Erdoğan’a karşı duygusal bir bağla bağlanmışlardır. Hatta bunu açıkça ifade eden insanlar “Erdoğan Aşığı” olmuşlardır. Belki hatırlayacaksınız bir kadın şöyle demişti: “Erdoğan’ın G.tünün kılı olşayım” Erdoğan tamamen biat eden sadakatli bir toplum oluşturmuştur. Seçmenin yaklaşık %35’ine karşılık gelen bu toplum içinde insanlar sokak röportajlarında oylarını ninen Erdoğan’a verecekleri sorulduğunda doyurucu bir yanıt verememektedirler. Tamamen sadakate dayalı bir seçmen grubudur bu grup.

Erdoğan’ın bir başka stratejisi ise dini inançlarını kullanarak insanları kendine bağlamasıdır. “ Biz emri Allahtan alırız” diyecek kadar kendini kutsallaştırmış ve Alman faşizmde führer olarak anılan liderlik seviyesini Türkiye’de “REİS” olarak kabul ettirmiştir.

%35’lik seçmen kesiminin oy tercihlerini değiştirmek için onları biat eden bireyler olmaktan çıkararak baskıya karşı ayağa kaldırmak kısa vadede olmaz. Kaldı ki tarih göstermiştir ki böyle devlet yönetimlerinde iktidar değişimi hiçbir zaman seçimlerle değil sokakta mücadelelerle kazanılmıştır.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda Erdoğan’ın kaybetmesi artık mucizelere kalmıştır.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Osmanlı’nın son yıllarında Düyûn-ı Umûmiye ve Erdoğan’ın tutumu – Nidai Mesutoğlu

Sürekli duyduğumuz bir söz var: “Tarih tekerrürden ibarettir” Anlamı...

Erdoğan’ın Sisi ziyareti ve bir fıkra – Nidai Nesutoğlu

Sosyal medyada kullanıcıları büyük olasılıkla bu fıkrayı biliyorlar. Haber...

Din bezirganlığından din tüccarlığına – Nidai Mesutoğlu

Bezirgan sözcüğünü şimdiki nesil bilmez. Yaşı 60’ı aşmış olanlar...

Kıbrıs Sorunu, Erdoğan ve Can Atalay – Nidai Mesutoğlu

Sol dünya görüşünü savunmak ulusal değil sınıfsal bir düşünceyi...

Nikos Hristodulidis’in paketi bireysel haklar verirken toplumsal haklardan söz etmiyor, en can alıcı nokta budur

Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis aylar önce duyurusunu yaptığı...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,898TakipçilerTakip Et
966AboneAbone Ol

Son eklenenler

Şener Elcil yazdı: Büyüklere Ninniler

Yüzyıllar boyu devam eden emek-sermaye çelişkisine dayalı iktidar kavgası,...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kıbrıs gerçeklerinden Gröland anlaşması

Yeniden belirtmekte fayda vardır: Her araştırmacı mutlaka bulunduğu coğrafyanın...

Özkan Yıkıcı yazdı: Almanya eyalet seçimleri yapıldı

Bizde hariç, epey dünya kesiminin konuştuğu Almanya eyalet seçimleri...

Kıvanç Eliaçık yazdı: Devlet, sınıflar ve Poulantzas

Hayır, Karl Polanyi değil. Nikos Kazancakis hiç değil. Bahsettiğimiz...

Gıbrızlıca Konuşan Gıbrızlılar Birbirlerini Sever?

“Gıprızlıca gonuşan Gıprızlılar biribirlerni sever?” gibi saşma bir soru...

Fehim Taştekin yazdı: Suudileri kurtarmak!

İran’dan sonra Yemen savaşı, çağın savaş baronlarına ders vermeye...

Ümit Akçay yazdı: COP31’e doğru: Antroposen, kapitalosen ve ekolojik emperyalizm

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 Küresel Riskler Raporu, çarpıcı bir çelişkiye...

Aras Coşkuntuncel yazdı: ABD demokrasisi ve İran savaşı

Kant “Mutlak monark nedir? ‘Savaş olmalı’ diye emrettiğinde, savaşın...

Canlı yayın