yaklaşımlarÖzkan YıkıcıÖzkan Yıkıcı yazdı: Aman ha!

Özkan Yıkıcı yazdı: Aman ha!

K. Kıbrıs seçim sürecine girdi. Ama sanki daha bir daralan ufkunda propaganda yapma zorunluluğu prangasına da takılmışçasına geçti. Zaten ulufe dağıtmaktan, Türkiye’den gelenlerin koordinasyonları, siyasetin çizgisini sert şekilde çizmiş gibidir. Üstelik Kuzey Kıbrıs’ta resmen TC yurttaşı da olan nüfusun seçmen sayısının önemli kısmı da var. Ama seçmen sayısından çok, Türkiye gerçeğinin çizdiği çizgi var. Ters düşmeme adına özellikle koltuk bekleyenler veya korumakta olanlar mutlak şekilde uyar. Hani mutlak var ya: Türkiyeli okuyucularım oradaki Kılıçdaroğlu mutlaklığı ile genişletme şansları da var. Ama temel durum, ne Türkiye’de K. Kıbrıs’la alakalı gerçekleri ne de K. Kıbrıs’ta çizilen çizginin dışına çıkmaktan hep kaçındılar. Öyle ki seçim dönemi olması nedeniyle katılınan bazı kurumsal toplantılara dahi bazı kişiler gitmedi. Herkesin fısıltı şekli ise: çekinme veya beklenti olgularıyla dolduruluyordu.

K. Kıbrıs seçim sürecinde. Türkiye gerçeği ise net. Hele artık açıkça açılışları dahi ikinci yetkili Cevdet Bey yapıyor. Ama tıs dahi tehlikeli. Kimisi de ters düşmeme adına muhalefet yapmayı dahi erteledi. Boş lafla kendine dokunmayıp hatta destek verilmesi umuduyla sessizleşti. Bu yüzden birçok konu eskiden en azından konuşulsa da şimdi o da yok. Jet gerçeği, akaryakıt hikâyeleri veya sahte diploma durumları artık propagandada bir başarısız hikâyesi olarak da özetlenmiyor. Hele de bazı temaslara dahi dikkat ediliyor. Bunu en son Brüksel durumunda da yaşadık.

İş böyle olunca, hele de Türkiye’deki gelişmelerin de istenenler dışında uzak kalınırken, sonuçta buraya yansısa da ses yok. Örneğin son fon skandalının adeta Türkiye devleti içindeki çürümüşlüğün yüklenerek günümüze taşınan felaketidir. Dünya medyası epey yorumlar yapıyor. Tüm durdurma çabalarına karşın, yol Türkiye’den İsviçre ve İngiltere’ye dek uzuyor. Milyarlar dolaşımda anlık servet aktarımlı dönüp el değiştirdi. Bu arada resmî açıklama olmasa da konuşmalarla bazılarının böyle kolay kazanma gerçeği ile buradan da konuya dâhil olanlar var. Fakat ne konunun önemi ne de buraya da yansıyıp yansımadığı pek güncelleştirilmek istenmez. Herkes acaba ve aman ikileminde sıkışıp kaldı.

Türkiye gerçekten önemli mali fon krizinden adeta birileri servetine servetini kısa zamanda katarken, üstelik açık kurumlarda oynayarak oluşturdu. Nitekim ekonominin lideri denilen Şimşek geçen yıl kasım ayında uyardıydı. Ama onca denetim altındaki kurum bırakın eğelemeyi, para dolaşımlarına, hisselerin fahiş yükselmesine hiç dokunmak istemedi. Oysa olay net şekilde gerçekleşti. Bir çay içtiler diye gizli tanıkla gizli örgüt çıkaran adalet, milyarları kaçırana yoğun baskılar sonucu lütfedip çağırır. İfademi, sorgulamamı belli olmayan bir ifade alındı. O kadar. Ama vurgunda üst bürokratlar, çekirdekten gelen kişiler ve siyasetin yelpazesinde dönüp yeni kanıtlarla ortaya çıkıyor. Hâlâ konunun önemi ve burada da olanların araştırılması K. Kıbrıs’ta yok.

Tabii Türkiye’de bir de herkesin spor aşkı skandalı var. Hakemler, oyuncular, yöneticileri şimdiden sardı. K. Kıbrıs’ta da Türkiye futbolunu izleyen, taraflaşan kesim çok; hele şans oyunlarıyla da ilgilenenlerin sayısı epey kabarık. Ama aşkla şevkle bağlanıp, öfkelenen, sevilen, normal bulan futbolda olanlar burada pek aynı ilgi odağına gelmedi. Çünkü konunun tamamlanmasıyla siyasal sorgulama da gelebilecek. En iyisi mi, uzak durmak. Sanki yokmuşçasına dolu dolu sayfalar, uzun uzun ekran nutuklarında yer olmaması bizi kurtarıyor. Çünkü ya kızarlarsa korkusu veya kaybetme psikolojisi hep başımızın üstünde kılıç gibi sallanmaktadır.

Peki bazı kurnaz kaçışlarla işi geçiştiren gazeteci politikacıya uyalım. Bunlar onların iç işi deyip öteleyelim. Ama dış politikaya da bir baksak. Örneğin bırakın K. Kıbrıs’ı veya genel Kıbrıs coğrafyasını: Türkiye’de bile ne olduğunu pek bilen yok. Tıpkı onca Kıbrıs hamasi atışlarına rağmen K. Kıbrıs’ta yaşananların gerçeği gibi.

Örnek mi: Karadeniz’de epey Türkiye gemisi batırıldı. Ölenler de oldu. Bunlar bazen füzelerle bazen de dronlarla gerçekleşti. Ne bir “kim yaptı” ne gereken yapılacak veya neden vuruldu sorularına yanıt yok. Bırakın yanıtı, gemilerin vurulması dahi pek haberlerimizde yok. Oysa Karadeniz özellikle rekabetin dehşetli şekliyle yaşanan bölgede.

Başka bir konu ise başlanıp bırakıldı. Adana’da NATO üssü, Beykoz’da deniz üssü kurma konusu da konuşulmadı. Kıbrıs’ta hiç önemsenmedi. Nedense Güney’de Amerikan üssü olayı Kuzey’de epey Rumlaştırıp atışma konusu yapılırken, Türkiye’de Adana’daki NATO hikâyesi pek de birlikte eleştirel eksene konmaz. Onun için konu karşıtı suçlayıp kendi resmî ideolojisine koymaktır.

Suriye’nin kuzeybatısındaki askerî işgal varlığı artık hiç duyulmaz. Orada ne olduğu, nelerin kabullendirildiği bilgileri ne burada ne de Türkiye’de konuşturulmaz.

Geldik önemli bir yeni gelişmeye: Türkiye bir anda Mekke ittifakıyla Suudiler ve Pakistanlılarla ittifak kurar. Tek bilinen NATO’nun beşinci maddesi. Bir de arada son duyulan, artık Mekke gerçeğinde Türkiye Suudi Arabistan’da. İlk kime karşı sorusu da yanıtla Yemen oldu. Peki kaç kişi Ensarullah örgütünün amacını biliyor? Daha da sıralamak mümkün.

K. Kıbrıs seçim sürecinde. Koltukta oturanlar hep “Türkiye’nin sayesinde, Türkiye bizi istiyor, Türkiye’nin yardımıyla aşacağız” tekerlemeleriyle devam ediyor. Zaten son Cemil Tugay olayını görenler herhalde Üstel’in de nasıl atamayla başbakanlığını eklerse, geniş bir uygulama, politik örneklem birikimleri olacaktır. Muhalefet ise “aman dokunma” çekilmesiyle sıranın kendine gelmesi umudunda. O zaman da dar eksende dans olunca da karışan figüranların hangisi sorusu da olmadan olamaz. Ama K. Kıbrıs, Türkiye gerçeği ile gerçekleri konuşmama paradoksunda debelenip servetleşip oyuna devam diyor.

Garip gelmesin: aynı rüzgârda Güney Kıbrıs da oluyor. Nitekim onca Türkiye gelişmelerine karşın sanki uzayda oluyormuş da iletişim kurulamaz duruşunda kalıyor. Bu da hâlâ sıkışılan statik resmî ideolojilerin dahi silikleşip belleklerin kaybıyla da işler yolunda.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Aksa Tufanı’ndan Mekke ittifakına gelirken

Önemli siyasal tarihçi, Aksa Tufanı ile Ortadoğu'da yeni bir...

Özkan Yıkıcı yazdı: Teknoloji ağına takılan makalenin yeniden yazılma zorunluluğu

Brezilya ve İspanya'daki seçim rüzgârları üzerine Bu yıl önemli seçim...

Özkan Yıkıcı yazdı: Güncemize düşen Mekke anlaşması

Kıbrıs'ta yaşamanın önemi ve dezavantajları mutlaka vardır. Bazı konularda...

Özkan Yıkıcı yazdı: Değişik rüzgâr savrulmasındaki seçimlerde: Brezilya ve İspanya

Geçen hafta da yazdığım gibi: Brezilya'da sadece devlet başkanlığı...

Özkan Yıkıcı yazdı: Hafta sonu esintilerinden pazartesiye düşenler

Yeni bir haftaya doğru yaklaşmaktayız. Artık ekim ayında bulunuyoruz....
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,898TakipçilerTakip Et
966AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dr. Cengiz Başkaya yazdı: Çağımızın insanı; homo plasticus

İnsan soyu tarih boyunca birçok aşamadan geçti. İlk aşama...

BaşlıkYücel Özdemir yazdı: Faşistlerle ittifak

Almanya “eylül dönemeci”ni yakın geleceğe damga vuracak izlerle geride...

Özkan Yıkıcı yazdı: Aksa Tufanı’ndan Mekke ittifakına gelirken

Önemli siyasal tarihçi, Aksa Tufanı ile Ortadoğu'da yeni bir...

Metin Yeğin yazdı: Borçlular hâlâ birleşiyor

On yıl önce Barcelona’da birileri bana şöyle demişti: “Banka...

Hediye Levent yazdı: Mekke Antlaşması’nın zor imtihanı

Türkiye ve Pakistan Mekke Antlaşması gereği Suudi Arabistan’a askeri...

Özkan Yıkıcı yazdı: Teknoloji ağına takılan makalenin yeniden yazılma zorunluluğu

Brezilya ve İspanya'daki seçim rüzgârları üzerine Bu yıl önemli seçim...

Ecehan Balta yazdı: Adil dönüşüm neyi dönüştürecek?

Ekolojik kriz üzerine konuşmaya başladığımız anda tartışma çok hızlı...

Canlı yayın