Büyük kriz sonrası uzun bir çalkantı döneminden geçiyoruz. Eski sistem -ve onun siyasetleri- çöküyor. Karşı arayışlar bu eski ve çürümüş bu kabuğu kırmak için farklı yollardan harekete geçmeye devam ediyor. Fransa’da sokakları tutuşturan liselilerden İspanya’nın meydanlarına uzanan direnişlerle birlikte Brezilya’da Lula’nın ilk tur yenilgisi de bunun bir parçası.
I
Lula başkanlık seçimlerinin ilk turunu yüzde 2’lik bir oyla geride tamamladı. Faşist Flavio Bolsonaro’nun başkanlık koltuğuna yakın olması, kuşkusuz ki ABD ve İsrail’in desteklerinden, buna paralel olarak seçim sürecinin -sosyal medya merkezli kuşatmadan başlayarak- pek çok etki ile kuşatılmasına kadar pek çok neden sayılabilir. Emperyalist ABD’nin Latin Amerika’yı kuşatma stratejisin en önemli merkezlerinden birisinin Brezilya’da Lula’nın iktidarına son vermek olduğu da biliniyor.
Bunlar bir yana Lula’nın -zor olan ikinci turu kazansa dahi- aldığı bir tür yenilginin, daha içsel toplumsal nedenleri üzerine düşünmek gerekir. Lula, özellikle son döneminde daha fazla olmak kaydıyla, büyük sermaye ile emekçi sınıflar arasındaki bir sosyal uzlaşma siyaseti izledi. Pembe dalganın üzerine yükseldiği toplumsal hareketlerle mesafeli bir çizgi, kendisini adım adım sermayenin kuşatmasının içine itti. Gerekli olan kızıla çalan bir radikal bir değişimin zorlanmasıydı belki de… Bunun yerine daha yükselen faşist harekete karşı verili durumu korumak -ve sermaye için makul olmaya çalışmak- Lula için kaçınılmaz yenilginin taşlarını döşedi. Nitekim, seçimlere katılımın düşük olmasının en çok Lula’ya zarar vermesi, halkın bu sınıfsal tercihin farkında olduğunun bir göstergesi.
İkinci turda kuşkusuz ki Lula’yı umut kapısı olarak görmese de Bolsanaro seçeneği ile cehennemin kapılarının bir kez daha açılmasına hayır diyecek milyonların harekete geçmesiyle sonuç değişebilir. Ama bundan daha önemlisi en az yarısının -ve toplumsal haraketlilik içindeki en dinamik kesimlerin içinde olduğu- bir direniş dalgası o ya da bu koşullarda kendi radikal değişim çizgisi etrafında, mutlaka -Lula’dan da öte- kendi yollarını açacaktır.
II
Dalganın bir ucunda da İspanya’dan Fransa’ya uzanan direnişler var.
İspanya halkı konut krizi üzerinden sisteme güçlü bir yanıt veriyor. Evinden atılmak istenen bir emeklinin hakkına sahip çıkma mücadelesi İspanya emekçi halkı için topyekun bir ONUR mücadelesine dönüştü. Bu direniş Öfkeliler Hareketi ile başlayan bir mücadelenin yeni bir halkası olarak biçimleniyor. 2010’larda yaşanan bu direniş Meydan’dan Podemos’a uzanan bir siyasal yol izledikten sonra, Sanchez’le somutlaşan bir İlerici Hükümet’in ortaya çıkmasına etki etti. Bugünse hareket bir başka biçimde, bu kez Sanchez ve onun -Meclis’te sağcılar eliyle sınırlandırılmış- hükümetine karşı da bur direniş olarak hayat buluyor. İlerici Hükümet nerede sorularının meydanda olması, aslında seçimlerin, sandıkların, ilerici hükümetlerin ve liderlerin ötesindeki bir gücü, bir radikal değişim arayışını açık biçimde ortaya koyuyor. Sanchez’in istifası da aslında bu tür popülist liderlerin, vaatleri ne olursa olsun müesses nizam içerisinde somut bir ilerleme yaratamayacağının göstergesi, bir zamanların Çipras’ı gibi sistem tarafından yutulup halk tarafından unutulma riskine karşı bir anlamda halktan güven oyu alma hamlesi denilebilecek bir karar verdi. Ancak bir sonraki seçimde daha yüksek oyla seçilse dahi konut krizi bir meclis krizinin ötesinde bir sistem krizi, bu sistemin barınma hakkını piyasalaştırma eğilimi olarak ortaya çıkan gayri menkul devleri ile mücadele krizi. Bu canavarlarla esas kavgayı halkın verebileceği açık, İspanya hükümeti açısından ise dilenebilecek tek şey bu kumarın sonunda sandıktan Vox gibi faşistlerin çıkmaması olur.
İspanya’daki meydan hareketleri hiç kuşkusuz ki mevcut egemen siyasetin dışında, yani bildik anlamdaki partiler ve liderleri, parlamentolar ve kararların ötesinde halkın kendi hakları ve özgürlükleri için birleşerek söz alması, ötesinde kendi geleceği için söz ve karar hakkına sahip çıkmasının bir ifadesi.
Benzer bir durumu Fransa sokaklarında da görüyoruz. Liselerin daha iyi eğitim, daha iyi okul ve daha iyi gelecek için başladıkları direnişleri, halka halka işçilere ve ezilenlere genişledi. İyi eğitim hakkı iyi bir yaşam hakkı ve bunun için -faşizme ve liberal reformculuğa karşı- radikal sol bir dönüşüm hedefini açıkça ilan ediyor. Sokaktaki herkesin kendi temsilini ve geleceğini başka kimseye bırakmamak için dört elle sarılarak yürüttüğü bu mücadele, yeni bir devrimci siyasetin işaretlerini de çoğaltıyor.
III
Egemen -merkez- siyasetlerin çöküşü sonrasındaki bu alternatif arayışları yeni bir döneme gerdiğimizi gösteriyor. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı radikal kırılmaların belirleyeceği olacağı çalkantılı bir dönemdeyiz. Bu dönemde muhalefet hareketi, faşist yükseliş karşısında eski liberal -ve kurallı- sistemin ve onun etrafındaki kısmi temsili demokrasi ve kısmı sosyal çözümler etrafında eskiye dönüşü temsil ederek bir yere varamaz, aksine o da eski dünya ile birlikte geçmişte kalmaya mahkum olur.
Fransa’daki isyanı yorumlayanlardan birisi tam da buna işaret ederek, “sol artık genel kitleler için akılcı ve tahmin edilebilir önerilerin ötesinde, inanılması güç ve imkansız görünen önerilerle büyük bir uyanış dalgası içinde kendisine ancak bir yer açabiliyor” diyordu… Bugün her yerde sokaklarda tam da toplumsal sorunları merkeze alarak ve onların çözümlerinin ancak ve ancak mevcut sistemin kökten değişmesinden geçtiğini gören, radikal -devrimci- taleplerle on binler harekete geçiyor.
Bu hareketler kendi öncesindeki isyan dalgasından da öğrenerek, artık taban örgütlenmelerinden sendikalara, partilerden bağımsız inisiyatiflere kadar herkesin ortak ve örgütlü mücadelesi olarak şekilleniyor. Siyaseti tam da kürsülerden meydanlara indiriyor, kişilerin ve liderlerin değil, kendi kolektif iradesiyle halkın kendi öz mücadelesi ve sözünde yeniden kuruyor.
IV
Türkiye’de de esasında durum bundan farklı değil… Kimi zaman meydanları dolduran milyonlarla kimi zaman da sessiz bir öfkeyle, halkın çoğunluğu bu mevcut iktidara her gün lanet okuyor.
Farklı değil, burada da çaresizlik içinde intihar eden bir emekli meselenin üç beş kuruş daha çok kazanmaktan daha başka olduğunun farkında, o yüzden ONUR için diyor… Şiddet sarmalına dönüşen okullarda okuyan öğrenciler kendileri için bir gelecek olmadığının farkında… Geleceğini başka ülkelerde aramak zorunda kalan gençler de kölece çalışmaya mecbur bırakılanların durumu da farklı değil…
Bu açık, artık herkesin bildiği gerçekler karşısında yapılması gereken de -iktidarın tüm bölme ve parçalama girişimlerini de boşa çıkaracak şekilde- muhalefetin bu rejime karşı ortak bir tutum içinde davranması. Bu zamana kadar yaşadıklarımız, muhalefet içinden çıkan gönüllülerin de eliyle, iktidarın nasıl hayatta kaldığını yaşayarak gördük… Bütün bunlar bir çıkış yolunun yaratılmasının da milyonların farklı bir gelecek arayışlarına yanıt verilebilmesinin de mevcut -düzen- siyasetlerinin ötesine geçebilecek birleşik toplumsal bir gücün yaratılmasının zorunluluğunu gösteriyor.
Ancak bu da tek başına YETMEZ! Mevcut rejimin değişmesi çok kritik ve önemli olmakla birlikte, tek başına bir değişim için, toplumun birikmiş sorunlarının çözümü için yeterli olmayacağı da açık. İspanya halkı da Brezilya’da Bolsonaro’nun seçimde önde olmasına rağmen onun karşısında sokakları dolduran milyonlarının direnişleri de bunu gösteriyor…
Neden faşist Milei’nin iki defa seçildiği Arjantin’de bile sokakları dolduran kitlesel direnişler Türkiye’ye yansımıyor sorusuna bu halka dair vasat ve indirgemeci değerlendirmelerle yanıt vermek yerine bizi neyin birleştireceğini düşünmek gerekiyor. Çünkü bu krizli sistemin en aşağılık biçimlerinden birini ülkemize dayatan iktidarın mağdur ettiği milyonlar, bu sorunları yaşamlarında farklı biçimlerde deneyimlerken, farklı yöntemlerle direnmeye çalışırken, mücadele seçime, başa kimin geçip kimin kalacağına indirgendiğinde birleştirici olamaz. Birleştiğinde, bu rejimin ötesini hedeflemeden kalıcı bir mücadele yaratamaz. Gençlerin, kadınların, emekçilerin, emeklilerin düşlediği yaşam, düşlediği ülke, bize tek çare olarak dayatılan sandıktan, ürkek siyasi söylemlerden daha gerçekçi ve acil. Ne gençlerin ne de emeklilerin Bahçeli’nin ağzından çıkacak bir seçim tarihini bekleyecek sabrının olmadığını, bu düzen ısrar edildiği takdirde kim gelirse gelsin onlar için bir hayat olmadığını her gün başka bir acı ve öfkeyle deneyimliyoruz.
O yüzden şimdi sokakların radikal bir değişim çağrısıyla seçimlerin ve sandıkların ötesini gören bir devrimcilikle, mahallede iş yerinde hayatın her alanında halkın kendi örgütlülüklerini çoğaltan bir mücadeleyi örgütleyerek başarabiliriz.
Sokakları kapatan barikatlar şimdi farklı bir yolu açıyor, takip etmemiz gereken, o bizim yolumuz…
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.




