.YeniçağyazılarEsra Akğemci yazdı: Başkanlık seçiminin ötesinde: Bolsonaro’nun Kongre zaferi

Esra Akğemci yazdı: Başkanlık seçiminin ötesinde: Bolsonaro’nun Kongre zaferi

25 Ekim’de gerçekleşecek ikinci turda Lula’nın şansı çok düşük. Üstelik Lula kazansa bile, karşısında bütçenin kontrolünü elinde tutan, anayasayı değiştirebilecek güçte sağcı bir kongre olacak. Bolsonaro’nun Kongre’de kazandığı güç şimdiden aşırı sağın zaferine işaret ediyor

Orjinal yazının kaynağıt24.com.tr
Kategori:

Brezilya’da 4 Ekim’de gerçekleşen başkanlık seçimlerinde aşırı sağcı aday Flávio Bolsonaro, anket beklentilerinin tersine ilk turu yüzde 47,03 ile birinci, mevcut solcu Başkan Lula da Silva ise yüzde 45,16 ile ikinci sırada tamamladı. İki aday arasındaki oy farkı yaklaşık 2,2 milyon.  

Gözler şimdi 25 Ekim’de gerçekleşecek ikinci turda. Katılım oranının aynı kalacağını varsayarsak, Lula’nın kazanabilmesi için ilk turda diğer adaylara giden yüzde 7,8’lik oy oranının yüzde 62’sini alması gerekiyor. Ancak bu mümkün görünmüyor. Zira anketlere göre, çoğu sağcı seçmenden oluşan bu kesimin sadece 25’i ikinci turda Lula’ya oy vereceğini belirtmiş.  

Dolayısıyla Lula’nın kazanabilmesi için ilk turda sandığa gitmeyen yüzde 21’lik seçmen grubunu mobilize etmesi ve bu grubun yaklaşık yüzde 60’ının oyunu alması gerekiyor. Bu koşullarda ilk turun aritmetiğini tersine çevirebilecek bir kırılma olmadıkça Lula’nın kazanma ihtimali çok düşük.  

Üstelik mesele başkanlık yarışından ibaret değil. Kongre’deki dağılıma baktığımızda, Lula ve genel olarak Latin Amerika solu açısından çok daha karamsar bir tablo görüyoruz. 

Brezilya’da son on yılda Kongre’nin bütçe dağıtımındaki gücünün giderek artmış olması, Lula’nın son döneminde hükümetin manevra alanını kısıtlayan en önemli faktörlerden biriydi.  

Bunun üstüne bir de 4 Ekim’deki seçimlerde Bolsonarocu aşırı sağın, diğer sağcılarla birlikte Kongre’de yüzde 60’lık bir çoğunluğa ulaşması eklendi. Bu, elbette mevcut anayasaya yönelik bir tehdit oluşturuyor.  

Seçimden iki gün sonra, 6 Ekim’de, Flávio Bolsonaro, “Brezilya bana bugünkünden çok daha sağcı bir Kongre verdi. Anayasa’yı değiştirebilmemiz için” sözleriyle şimdiden meydan okumaya başladı. 

Brezilya’nın mevcut anayasası, 1988’de, askeri diktatörlük döneminin ardından toplumsal muhalefet aktörlerinin geniş ölçekli katılımıyla yazılmış, sosyal hakları güvence altına alan, yerlilerin ve Afro-Brezilyalıların topraklarındaki özerklik hakkını tanıyan son derece demokratik bir anayasa. 

Şimdi 1988 Anayasası ile birlikte sosyal devlet, demokrasi, laiklik, yargı ve seçim sisteminin bağımsızlığı, basın ve örgütlenme özgürlüğü ve ABD karşısında özerklik de tehlikede.   

Bu koşullarda, Brezilya’da aşırı sağın şimdiden büyük bir zafer kazandığını söylemek mümkün. 

5 maddede sonuçlar: Lula nerede kaybetti? 

Sonuçları 2022 seçimleriyle kıyasladığımızda, Lula’nın oy kaybıyla ilgili beş temel husus göze çarpıyor.  

 Lula da Silva 

Birincisi, Lula 2002’den bu yana ilk kez başkanlık seçiminin ilk turunu birinci sırada tamamlayamadı. Anketlere göre Lula’nın ilk turda yüzde 45, Bolsonaro’nun ise yüzde 43 oy alması bekleniyordu. Bolsonaro’nun yüzde 47’lik oy oranının anketlere neden yansımadığı, ayrıca sorgulanması gereken bir mesele. Ancak Flávio’nun babasının 2018 seçimlerinin ilk turunda aldığı yüzde 46’yı bile geride bırakması, Bolsonarismo’nun konsolide olduğunu gösteren önemli bir veri.   

İkincisi, Lula, 2022’deki ilk turla karşılaştırıldığında, 27 eyaletin 25’inde oy kaybetti. Kayıp esas olarak iç bölgelerden geldi. Dahası, Lula en güçlü olduğu Kuzeydoğu’da bile geriledi. Özellikle Güney, Güneydoğu ve Orta-Batı’da güçlü olan Flávio, São Paulo, Minas Gerais ve Rio de Janeiro’yu kazanırken, Lula Kuzeydoğu’nun dokuz eyaletinin tamamını aldı ve burada yüzde 63,8 oy aldı. Ne var ki, bu oran 2022 seçimlerinde yüzde 66,8’di. En yoksul kesimin yaşadığı Kuzeydoğu bölgesinde Lula’nın sahip olduğu 13 milyonluk oy üstünlüğü, 2022 seçimlerinde Lula’nın ülkenin geri kalanındaki dezavantajını telafi etmeye yetmişti. Bu seçimde ise Kuzeydoğu oyları 11 milyona düştü ve Lula’ya seçim kazandırmaya yetmedi.   

Üçüncüsü, seçim sonuçları belediye düzeyinde karşılaştırıldığında, Lula, 2022’ye kıyasla, Brezilya belediyelerinin yüzde 98’inde oy oranını düşürdü. 716 belediyede üstünlük Lula’dan Flávio’ya geçti. Ülke genelindeki düşüş 3,3 puan olmakla birlikte, küçük kentlerdeki kayıp çok daha belirgin. Eğitim düzeyinin daha düşük olduğu ve tarım ve hayvancılığın yerel ekonomide daha büyük ağırlığa sahip olduğu belediyelerde Lula’nın oy kaybı belirgin biçimde daha yüksek.  

2022’ye kıyasla, mavi okla işaretli 5 bin 498 belediyede oy dengesi Flávio lehine, kırmızı okla işaretli 57 belediyede ise Lula lehine değişti. Arka plandaki mavi ve pembe renkler ise sırasıyla Flávio ve Lula’nın birinci çıktığı eyaletleri gösteriyor. Lula’nın birinci çıktığı pembe eyaletlerdeki mavi oklar, Kuzeydoğu’daki oy kaybının göstergesi.  

Dördüncüsü, Lula’nın partisi İşçi Partisi (PT), ulusal ölçekteki gerilemeye rağmen Bahia, Ceará ve Piauí’deki valiliklerini koruyarak Kuzeydoğu’daki kalesini büyük ölçüde muhafaza etti. 2022’de sadece iki valilik kazanan Bolsonaro’nun partisi Liberal Parti (PL) ise bu kez beş eyaleti kazandı. Valilik seçimlerine baktığımızda, aşırı sağla birlikte merkez sağın da eyalet yönetimlerinde konsolide olduğu bir tablo görüyoruz. Zira 2022’de sekiz eyalette önde olan sağcılar, 2026’da 19 federal birimde öne çıktı.  

Beşincisi, Bolsonaro’nun partisi PL, Kongre’nin alt kanadı olan Temsilciler Meclisi’nde 99’dan 121 sandalyeye, üst kanadı olan Senato’da ise 12’den 28 sandalyeye çıktı. Böylelikle aşırı sağ, diğer sağ partilerle birlikte Meclis’te yaklaşık yüzde 55, Senato’da ise yüzde 60,5 düzeyinde bir ağırlığa ulaşmış oldu. Federal Yüksek Mahkeme (STF) yargıçlarının azil süreçlerinde yetkili olan Senato’daki bu çoğunluk, Brezilya’daki yargının bağımsızlığı açısından kaygı verici bir durum. Zira Flávio Bolsonaro, kampanyası boyunca, babasını hapse gönderen Alexandre de Moraes başta olmak üzere STF üyelerini hedef almıştı.  

5 maddede nedenler: Lula nasıl kaybetti?  

Bu genel tabloyu beş başlıkta ortaya koyduktan sonra yine beş başlıkta Lula’nın seçim yenilgisinin nedenlerini ele alalım.  

İlk olarak, ABD müdahaleciliğine dikkat çekmek gerekiyor. Donald Trump’ın Ocak 2025’te göreve dönmesinden bu yana Latin Amerika’da yapılan yedi başkanlık seçiminin yedisini de aşırı sağcılar kazandı. Brezilya, sekizinci ülke olarak bu muhafazakâr dalgaya katıldı. Brezilya’nın ulusal istihbarat ajansı ABIN’in elinde ABD’nin seçime müdahalesine ilişkin kanıtlar var. Trump, “Donroe Doktrini” olarak da anılan Ulusal Güvenlik Stratejisi ile Latin Amerika’da Monroe Doktrini’ni yeniden canlandıracağını söylemişti. Geçen seneden bu yana Beyaz Saray’ın Brezilya’yı gümrük tarifeleriyle tehdit etmesi ve organize suçla yeterince mücadele etmediğini öne sürerek teröristlere alan açmakla suçlaması, bu doktrinin yansımaları olarak ele alınmalı.  

İkincisi, bölgedeki ABD müdahaleciliğiyle yakından ilişkili bir mesele olan Evanjeliklerin yükselişi, kuşkusuz Brezilya siyasetindeki en önemli dinamiklerden biri. 1980’lerden itibaren ABD yönetiminin komünizmle mücadele stratejisinin bir parçası olarak, yoksulların örgütlenmesinde ve sol hareketlerin yükselişinde önemli rol oynayan Kurtuluş Teolojisi’ni hedef alması ve Vatikan’ın da ilerici Katolik hareketler üzerindeki baskısını artırması, Brezilya’da Kurtuluş Teolojisi’nin toplumsal etkisini zayıflatmıştı. 1990’lardan itibaren ise bu hareketin bıraktığı boşluğu bireysel zenginleşmeyi vaat eden ve bu açıdan neoliberal politikalarla müthiş uyuşan Neo-Pentekostal Evanjelik kiliseleri doldurmaya başladı. Evanjelik kiliseler, 2019’da Jair Bolsonaro’yu iktidara taşıyan en önemli unsurdu. Bugün de babasının izinden giden Flávio Bolsonaro, zaferini büyük ölçüde Evanjeliklere borçlu. 

Yine de 2022 seçimleriyle kıyaslandığında, ilginç bir sonuç göze çarpıyor: Belediyedeki Evanjelik nüfus oranı, Lula’nın 2022-2026 arasındaki oy kaybını açıklayan anlamlı bir değişken olarak görünmüyor. Yani son dört yılda Evanjeliklerin cephesinde değişen fazla bir şey yok. Evanjelik seçmenin Bolsonaro’ya yönelmesi, 2022’de de aynı ölçüde etkiliydi ve Lula buna rağmen kazanabilmişti. Dolayısıyla bu unsur, her ne kadar genel olarak belirleyici olsa da, 2022’yle kıyaslandığında, Lula’nın bugünkü yenilgisini tek başına açıklamaya yetmiyor.  

Brezilya’da Evanjeliklerin yükselişini anlatan “Tropiklerde Kıyamet” belgeseli

Üçüncüsü, son dönemde bölge siyasetinde “iktidar karşıtı dalga”nın (anti-incumbency) artan etkisini gözlemlemek mümkün. 2020’den bu yana Güney Amerika’daki son 15 başkanlık seçiminin 13’ünde iktidardaki partinin kaybetmesi, bunun göstergesi. Bu da muhalefetin vaatlerinden ziyade, mevcut yönetimin başarısızlıklarına duyulan tepkinin daha çok ön planda olduğunu gösteriyor. Eğer bu “protesto eğilimi” devam ederse, dört-beş yıl sonra bu sefer solcuların yeniden iktidara döndüğü yeni bir dalgadan söz ediyor olacağız.  

Brezilya açısından baktığımızda, son dönemde bazı sosyal ve ekonomik göstergelerin iyileşmesinin Bolsonarismo’nun toplumsal ve siyasal gücünü kırmaya yetmediğini görüyoruz. Bunda kuşkusuz ülke siyasetinin ayrılmaz bir parçası olan yolsuzlukları Lula ile ilişkilendiren ana akım medyanın büyük etkisi var.  

Lula ve PT, seçmenin gözünde artık “değişimi” temsil edemiyor. Bolsonarismo paradoksal biçimde kendisini “sistem karşıtı bir alternatif” olarak sunarken, Lula giderek “yozlaşmış statükoyla” özdeşleşiyor. 

Dördüncüsü, Lula’nın temel sorununun sınıfsal olduğunu görmek gerekiyor. Lula, en yoksul kesimlerde hâlâ açık ara önde, fakat orta gelirli işçi sınıfı içinde desteği ciddi biçimde zayıflamış durumda.  

Son anketlere göre, iki asgari ücrete kadar kazananların, yani en dar gelirli grupların yüzde 47’si Lula’ya oy verirken, yüzde 27’si Flávio’ya oy veriyor. Alt-orta/orta gelirli hanelere denk gelen 2-5 asgari ücret kazanan grupta ise Flávio yüzde 42’ye çıkarken Lula yüzde 31’de kalıyor. Yani Lula en düşük gelir grubundaki üstünlüğünü korurken, 2-5 asgari ücret kazanan alt ve orta gelir gruplarında üstünlüğünü kaybetmiş görünüyor. Orta-üst orta sınıfa denk gelen, 5 asgari ücretin üzerindeki grupta ise zaten Bolsonaro, yüzde 47 ile yüzde 27 alan Lula’nın önünde. 

Lula’nın alt-orta/orta sınıftaki üstünlüğünü kaybetmesinin en önemli nedenlerinden biri borçluluk. Lula/PT modelinin tarihsel başarısı, alt gelirli işçi sınıfına otomobile, konuta ve yükseköğretime erişim olanakları sağlamasıydı. Ne var ki, bu erişim esas olarak kredi yoluyla gerçekleşmişti ve bugün bu ailelerin yaklaşık yüzde 80’inin borçlu olması bu modelin sınırlarını ortaya koyuyor.  

Lula’nın üçüncü hükümetinde işsizlik ve açlık tarihsel olarak düşük seviyelere gerilemiş olsa da gıda fiyatları hâlâ yüksek ve güvencesiz çalışma yaygınlaşmış durumda. Dolayısıyla vergi muafiyetleri, borç yapılandırması ve konut kredileri gibi Lula hükümetinin politikaları bu kesimleri geri kazanmaya yetmedi. 

Beşincisi ve belki de en önemlisi, Lula’nın son döneminde neden etkili olamadığını da açıklayan bir unsur: Son on yılda bütçede Kongre’nin kontrolünün artması, federal kaynakların kimlere ve hangi bölgelere aktarılacağı üzerinde doğrudan sonuçları olan yapısal bir güç değişimine işaret ediyor.  

2016’da PT lideri Dilma Rousseff’in azledilmesinden bu yana Kongre ve STF güçlenirken başkanlık zayıfladı. Bu da Lula’nın manevra alanının geçmişe kıyasla yapısal olarak daralmış olduğunu gösteriyor.  

Kongre’nin bütçe dağıtımındaki artan gücü, başkan-kongre ilişkisini de tersine çevirmiş durumda. Eskiden, başkan bir milletvekilinin istediği yerel kaynağa izin vererek yasa yapımında onun onayını almaya çalışabiliyordu. Şimdi ise bir vekil, belirli kaynakların kendi seçim bölgesine aktarılmasını çok daha bağımsız bir biçimde sağlayabiliyor.  

Bunun arkasında kongre üyelerinin belirlediği bütçe ödenekleri (emendas parlamentares) var. Kongre üyeleri bu mekanizma aracılığıyla federal bütçeden belirli belediyelere ve projelere doğrudan kaynak aktarabiliyor. Üstelik bu ödeneklerin büyük kısmı başkanın onayına ihtiyaç duymuyor.   

Yani Lula, 2023’te göreve yeniden geldiğinde karşısında hem Brezilya tarihinin en muhafazakâr kongresi vardı hem de bu sağcı kongre, önceki dönemlerine kıyasla federal bütçenin çok daha büyük bir bölümünü kontrol edebilen kurumsal olarak güçlenmiş bir kongreydi. “Topal ördek” deyiminin bile açıklamakta yetersiz kaldığı bir durumdu bu.  

Bu da demek oluyor ki Lula, bugün ikinci turda seçilse bile, karşısında daha da sağa kaymış bir kongre olacak ve kamu kaynaklarının kime gideceğini bu kongre belirleyecek. Elbette Jair Bolsonaro (2019-2022) dönemine baktığımızda bu kaynakların nereye gideceğini kestirmek mümkün.  

Baba Bolsonaro, Amazonların kalbi olarak tanımlanan kuzeydoğudaki balta girmemiş yağmur ormanlarından otoyol geçirmek istemiş, ancak bu “çılgın” projesini gerçekleştirememişti. Şimdi Lula seçilse bile, oğul Bolsonaro kongredeki desteğiyle bunu yapabilecek durumda.  

Bu da demek oluyor ki, ikinci turdan ne sonuç çıkarsa çıksın, sadece Brezilyalıları değil, hepimizi ilgilendiren bir yağma sürecinin eşiğinde bulunuyoruz.   

Seçimden ders çıkarmak 

Gelinen noktanın vahameti, Brezilya seçimleri üzerine düşünmeyi ve bu süreçten ciddi dersler çıkarmayı gerektiriyor.  

Kuşkusuz, Lula’nın ve Latin Amerikalı solcu liderlerin kendi toplumsal tabanlarını daha güçlü biçimde mobilize etmeleri ve Bolsonaro gibi aşırı sağcıları statükoya karşı alternatif olarak gören orta gelirli emekçi kesimleri yeniden kazanmaları gerektiği ortada.  

Bunun için solcu hükümetlerin hem çok daha güçlü sosyal politikalar geliştirmeleri hem de toplumsal hareketlerle daha sıkı ilişkiler kurmaları gerekiyor.  

Ne var ki, Latin Amerika’da son dönemde sağın giderek radikalleşirken, solun da iyice merkeze kaydığını görüyoruz. Örneğin, her fırsatta sol değil “merkez siyaset” yaptığını vurgulayan Lula, belli ki artık pek de karşılığı olmayan bir “merkez seçmene” hitap etmeye çalışıyor.  

Dahası, Lula’nın son seçim kampanyasında, önceki seküler tavrından ödün vererek Meryem Ana figürleri gibi dini sembollere sığınmış olması, onu sağa yaklaştırmakla kalmıyor, Evanjelik kiliselere yaslanan aşırı sağcıların dini siyasete alet eden politikalarını da meşrulaştırmış oluyor.  

Benzer bir hatayı Şili’deki solcu Gabriel Boric hükümeti de polise geniş yetkiler tanıyarak yapmış ve aşırı sağcıların güvenlikleştirme siyasetine alan açmıştı. 

Son olarak, elbette en hayati mesele olan çevre politikasında da solun daha cesur ve radikal adımlar atması gerekiyor. Lula hükümeti, Amazonlarda ormansızlaşmayı azaltmasına rağmen, Amazon’da petrol çıkarma ve nehirleri soya ihracatı koridorlarına dönüştürme girişimlerinden vazgeçmemişti. 

Latin Amerika solu, bölgeyi küresel piyasalara bağımlı hale getiren, sosyal politikaları sınırlandıran ve ekosistemleri tahrip eden ekstraktivist kalkınma anlayışından artık vazgeçmeli. Bu şekilde aşırı sağa karşı gerçek bir alternatif sunmaları mümkün değil.  

Sağ siyaset giderek radikalleşirken, alternatif oluşturamayan bir sol, elbette seyirci kalmaya devam edecektir.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Şebnem Oğuz yazdı: Sınıfı Sonradan Eklememek: Türklük Sözleşmesi, Anti-kolonyalizm ve Politik Ekonomi Üzerine Bir Diyalog

Barış Ünlü’nün son dönemde yaptığı iki müdahalenin, Türkiye solunda...

Serdar M. Değirmencioğlu yazdı: Bizi yok yazın!

İnsan hakları konusunda Almanya’daki en güçlü kuruluşlardan biri olan...

Ceren Ergenç yazdı: Çinli işçinin beklenmedik ‘müttefiki’

Türkiye'de yaz boyunca fazla mesai haberleri üst üste geldi....

Özkan Yıkıcı yazdı: SDG kendini feshederken

Belli ki daha Suriye’yi çok ele almaya devam edeceğiz....
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,897TakipçilerTakip Et
966AboneAbone Ol

Son eklenenler

Fehim Taştekin yazdı: Pakistan’ın tehlikeli yolculuğu

ABD Başkanı Donald Trump’ı Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteren...

Önder İşleyen yazdı: Sokakların çağrısı

Büyük kriz sonrası uzun bir çalkantı döneminden geçiyoruz. Eski...

Gözde Bedeloğlu yazdı: Filo Jet Faciası: Kara kutu iki gün önce kapatılmış

Kuzey Kıbrıs’ta 27 kişinin hayatını kaybettiği Filo Jet faciasında,...

Özkan Yıkıcı yazdı: Gar katliamından günümüze gelen izler

10 Ekim Türkiye için önemli yakın tarih günüdür. Yorumlara...

Dr. Cengiz Başkaya yazdı: Çağımızın insanı; homo plasticus

İnsan soyu tarih boyunca birçok aşamadan geçti. İlk aşama...

Özkan Yıkıcı yazdı: Aman ha!

K. Kıbrıs seçim sürecine girdi. Ama sanki daha bir...

BaşlıkYücel Özdemir yazdı: Faşistlerle ittifak

Almanya “eylül dönemeci”ni yakın geleceğe damga vuracak izlerle geride...

Canlı yayın