yazılariktibasArif Mostarlı yazdı: Bu işte futbol topunun hiç suçu yoktu!

Arif Mostarlı yazdı: Bu işte futbol topunun hiç suçu yoktu!

Orjinal yazının kaynağıyeniyasamgazetesi9.com
Kategori:

1970 yılının Temmuz ayında, Honduras’ın başkenti Tegucigalpa’nın duvarlarında şöyle yazıyordu: “Honduraslı, yerinde durma, eline bir sopa al ve bir El Salvadorluyu öldür!” El Salvador’un başkenti San Salvador duvarlarında ise aynı sloganın başka bir versiyonu vardı: “El Salvadorlu, Honduraslı barbarlara bir ders ver!”

Tarihe son derece saçma bir şekilde “Futbol Savaşı” olarak geçen El Salvador – Honduras savaşı, Latin Amerika’nın, belki de dünyanın hakikaten de en tuhaf savaşıydı ama 100 saatte neredeyse 4 bin insanın ölmesi maalesef dümdüz gerçekti.

İkisi birbirinden yoksul

Dünya Kupası maçlarında gerilim zirveye ulaşmıştı belki evet, ama tabii ki savaşın kendisi bir “futbol” olayı değildi. İşin kökleri, Honduras’ta ve El Salvador’daki toprak rejimi ile doğrudan bağlantılıydı. Kalabalık bir ülke olan El Salvador’da büyük toprak sahiplerini oluşturan yüzde 5’lik nüfus toplam arazinin yüzde 70’inin üzerine oturmuştu. Geriye kalan toprağın yüzde 80’i ise 3 dönümün altındaki alanlardan oluşuyordu ve bu yüzbinlerce insanın işsizliği, yoksulluğu anlamına geliyordu.

Honduras’ta da durum farklı değildi. Meşhur darbe finansörlerinden United Fruit Company, zaten toprakların doğrudan yüzde 10’una bizzat el koymuştu. Toprak sahiplerinin yüzde 8,8’i ise kalan toprağın yüzde 63’ünden fazlasına sahipti. En üstteki yüzde 1 de yüzde 38’den fazlasına çökmüş durumdaydı. Böylece, Salvadorluların 20. yüzyılın başlarında kitleler halinde Honduras’a başlayan göç dalgaları, 1960’larda zirveye ulaşmıştı. 1969’da Honduras’ta 300 binden fazla Salvadorlu yaşıyordu ve bu sayı artık Honduras nüfusunun yüzde 10’undan fazlasını oluşturuyordu.

Tam bu aşamada, 1966’da Honduras’ın büyük toprak sahipleri, Honduras diktatörü General Oswaldo López Arellano’ya, Salvadorlu göçmenleri gönderme çağrısı yaptı. Böylece başlatılan sözde ‘toprak reformu’ sonucunda göçmen çiftçilerin mülklerine el konulurken, göçmen işçiler ve yerleşimciler de dahil olmak üzere binlerce Salvadorlu, Honduras’tan sınır dışı edildi. Nihayet, 1969’da Honduras diktatörü, 1967 tarihli Göç Anlaşması’nın yenilenmesine karşı karar aldı ve böylece Salvadorlular artık kitleler halinde sürülmeye başladı.

İkisi birbirinden beter

Bütün bunlar olurken, iki ülkeyi kimler yönetiyor derseniz, ikisi de CIA tescilli ‘kardeş’ sayılırlardı aslında. Honduras’ın başının belası General Oswaldo López Arellano, ABD eğitiminden sonra hızla albay ve general olup 1963’te, seçimlere on gün kala Cumhurbaşkanı Ramón Villeda Morales’i kanlı bir askeri darbeyle devirerek başa geçmiş, anayasayı askıya alıp, parlamentoyu ve gazeteleri kapatmıştı. Aynısını Aralık 1972’de tekrarlamış biri Arellano. Nihayet, bütün skandallardan sonra 1975’te “Bananagate” yolsuzluğu diye bilinen olayda, United Fruit Company şirketinden “vergileri düşürmek” için 1,25 milyon dolar rüşvet aldığı için yine bir askeri bir darbeyle görevden uzaklaştırılacaktı.

Fidel Sánchez Hernández ise El Salvador’un diktatörü. Ordunun siyasi kanadı olan ve ülkeyi baskıyla yöneten Ulusal Uzlaşma Partisi (PCN) üyesi olan Hernández’in şöhreti ise, göstermelik seçimlerde kazanan adayları tutuklayıp kendi adayını kazandırması. 1972 seçiminde örneğin asıl kazanan muhalif lider Duarte tutuklanmış, işkence görmüş ve ülkeden sürgün edilmişti. Hernandez’in diğer şöhreti de, azılı bir antikomünist olarak toprak reformu talep eden köylüler, işçiler ve sol görüşlü öğrencileri sistematik biçimde katletmesinden geliyordu.

Maçlar başlıyor

İşte durum tam da bu noktadayken ve iki tarafın diktatörleri hamaset nutuklarıyla halkları iyice kışkırtmışken, Haziran 1969’da, 1970 FIFA Dünya Kupası elemelerinde iki ülkenin takımları karşı karşıya geldi. İlk maç 8 Haziran 1969’da Honduras’ın başkenti Tegucigalpa’da oynandı ve maçtan önceki gece Honduraslı taraftarlar, Salvadorlu takımı otel pencerelerine taş ve havai fişek atarak taciz etti. Honduras maçı 1-0 kazandı ve bunun üzerine Salvadorlu taraftarlar stadyumu ateşe verdi.

İkinci maç, 15 Haziran 1969’da San Salvador’daydı ve bu kez El Salvadorlu taraftarlar, Honduras takımının otelinin önündeydi. Buradaki olaylarda birkaç kişi ölürken, maçta Honduras bayrağı yerine kirli bir bez asıldı. Bu kez El Salvador 3-0 kazandı ve Honduras sokakları kana bulandı. Nihayet, 26 Haziran 1969’da Meksika’da oynanan ve El Salvador’un 3-2 kazandığı maçtan önce iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler feshedildi. 3 Temmuz’da ise sınırda uçaklar ve ağır silahların kullanıldığı çatışmalar başladı. Arada Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) toplandı ve taraflara itidal tavsiye etti ama durum değişmedi. 5 Temmuz’dan sonra savaş tırmandıkça tırmandı ve kara savaşları da başladı. Ancak 18 Temmuz gecesi, nihayet bir ateşkes sağlanabildi. Ama bu arada, CIA raporlarına göre bin 500, birçok başka kaynağa göre ise 4 binden fazla insan hayatını kaybetmişti. Yerinden edilmiş Salvadorluların sayısı ise 130 bin civarındaydı. Savaş bitmiş ama yoksulluk ve açlık baki kalmıştı!

Belki bu detaydır ama meraklısı için yazayım, bütün bu hengâme El Salvador’a futbol açısından da pek yaramadı. El Salvador, Dünya Kupası’nın daha ilk turunda Sovyetler Birliği, Meksika ve Belçika’ya karşı üç maçını kaybederek elendi!

***

Eduardo Galeano’nun “Güneşte ve Gölgede Futbol” kitabına da konu ettiği gibi, sonuçta, bütün bunlar olurken, her ikisi de CIA’nın kurduğu Amerikan Okulu mezunu olan diktatörlerin burnu bile kanamadı. Her iki tarafın toprak ağaları ve savaş baronlarının tek bir damla kanı akmadı. Her iki tarafın yalınayak halkları aynı sebepten kaynaklanan talihsiz hayatlarının öcünü birbirlerini öldürerek aldılar. Öyle ki, savaşta ölen en yüksek rütbeli kişi sadece bir yüzbaşıydı ve o da son gün bir tesadüf sonucu hayatını kaybetmişti. Bütün bu olanlardaki en suçsuz aktör ise, kuşkusuz futbol topuydu!


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

Federico Pita yazdı: Latin Amerika tekno-faşizmin yeni laboratuvarı

Latin Amerika, teknoloji-üstüncülüğünün siyasi ve ideolojik laboratuvarına dönüşüyor. Silicon Valley milyarderi...

Ertan Erol yazdı: Trump’ın kayığında Kolombiya sağı

Kolombiya’da Seçilmiş Başkan Abelardo de la Espriella kuracağı hükümeti...

Shamim Chaudhry yazdı: Güney Asya’nın genç kuşağı yeni bir sosyal devrime doğru mu ilerliyor?

Güney Asya, şu anda dünyadaki genç nüfus oranının en...

Hazal Yalın yazdı: Nikaragua, 7 Ders

Ben Latin Amerika uzmanı değilim; kuşkusuz Nikaragua’yı benden çok daha...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,913TakipçilerTakip Et
916AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dionysis Dionysiou yazdı: Nolan’ın Odyssey’si: Denizden Gelen Düşman Biziz

Düşman ufkun ötesinde beklemiyor. Nolan'ın Odyssey'sinde, o, muzafferlerle birlikte...

Faik Bulut yazdı: Hizbullah ve İsrail kavgasının 20 yıllık bilançosu

Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar ve mücadelenin tarihi 1980'lerin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Kavram fetişizminden yalan kullanım normalleşmesine

Neoliberalleşme ile birlikte, kendi kurallarını, bakış açısını da yerleştirip...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Nafiz Özbek yazdı: Alman militarizmi ve sermaye: Almanya’nın yeniden askerileşmesinin politik ekonomisi

İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntılarından doğan modern Almanya, kısmen Hitler faşizmini...

İlhan Uzgel yazdı: Küresel Siyaset Dönüşürken-II: NATO 3.0 nereden çıktı?

Avrupa coğrafyasında ve Türkiye’de savunma, güvenlik konuları olunca dikkatler NATO’ya...

Hayri Kozanoğlu yazdı: Yapay zekâ krizi senaryosu

Yapay zeka (YZ) alanındaki gelişmeler küresel ekonominin başlıca konusu olmaya...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Efendiliğin reddi’: Üçgen örgütlenme ve direniş ağları

Efendiliğin reddi kolektif bir karşı duruş, yıkıcı bir ayağa...

Canlı yayın