yaklaşımlarÖzkan Yıkıcıİki örnekle genele gidiş - Özkan Yıkıcı

İki örnekle genele gidiş – Özkan Yıkıcı

Son günlerde gündem istemese de K. Kıbrıs’ta ilgili konuda gelişti. Aslında olaylar olurken fazla ses çıkarılmıyordu. Belirli kesim konuşup orada bırakılıyordu. Siyasiler dahi kendilerine dokunmadıkça olaya yaklaşım sergilemiyordu. Söz ettiğim konu, Türkiye’ye sokulmayan insanlardır. Tabii başka bir önemli konuşturulmayanlar listesi de malum. Onun için ta baştan konulan bilgisizlik ekseni epey sansürlemeyle işe yarıyordu. Kimisi geri çevrilirken “aman adım duyulmasın” diye konuşmayanlar olduğu hep etrafta dolaşan durumlardı. Ayrıca geri çevrilenlerin kimisi konuşmaz, kimisi de olmamış gibi davranır tahminleri de yaygındır. Çünkü örnekler malum. Üstelik işe yaradığı da kesin. En basitiyle kaç kişinin Türkiye’ye girişinin yasaklandığına ne sorgu var ne de bilgi veriliyor. Öylesine bir uygulama ile bilinmezlik ikileminde hava bulanık şekliyle gidiyordu.

Böylesi uygulamada elbet tahmin olarak “varım” inancıyla veya kuşkusuyla da birçok insan Türkiye’ye gitmekten vazgeçti. Bazıları acil durum nedeniyle yasaklı olup olmadığını direkt önerilen elçiliğe sorsa da yanıt almıyor. Hani derler ya, “Bilinmezlik korkuyla da güçlenince etkisi bir başka olur.” İşte siyasal alanda bu da oldu. İnsanlar buna alıştırıldı. Birçok kesim de devlet tabusu ile kaçış düşüncesinin etkisiyle konuşunca da “Herhâlde bir şeyler yaptılar ki sokmuyorlar.” demeyi kendince konuyu açıklamak sanmaktadır.

Neyse; zaman geçti ve arada duyulmayan varsa da bilmem. Semih Hoca olayı yaşanınca birtakım sıkıntılı da olsa sözler sarf edildi. Takınılan tutumlar malumun tekrarıydı. Derken saraydan bir açıklama geldi: On beş kişinin yasağı kaldırıldı. Tabii isimler verilmese de açıklanmış olmasıyla merak yanında kendine bildirenlerin de belirtmesiyle birer birer ortaya çıktı. Ama aslında şu olmadı: Genel bir yasak kalkışı yok. Başka açıdan suçlamaların da ne olduğu hâlâ net değildir. En anormali ise düne dek konuyla alakalı açıklama yapmayan, ilgilendiğini dahi göstermekten korkan makamcılarımız çok acemice olaydan prim almaya çalışınca kendi arkadaşının sözüyle “doksandan gol yediler”. Fakat değişmeyen uygulama şu: K. Kıbrıs-Türkiye ilişkilerinin ta kendisidir. Biraz daha deşerken Türkiye gerçeklerinden kaçarak da yok olunmaz. Hele şimdiki koşullarda herkesin koltuk beklediği, onaylanma sırasına geçtikleri zaman akışında ters düşecek kelime atma korkusu gerçekten çok miskindir. Nitekim kendini kanıtlama uyumundaki Tufan da ne konuşursa gerçeği örtme ile “aman dokunma” arasına sıkışıp sanki ilkmiş gibi de şöylesine eleştirilmekten kurtulamıyor.

Ama tekrar edelim: Türkiye-K. Kıbrıs ilişkileri normal iki ülke ilişkisi değildir. Her olay bunu tekrardan haykırıyor. Son Türkiye’ye sokulmama durumu da bunun çok ufak bir biçimidir. Normal iki devlet ilişkisi olsa veya hukuki zeminde gerçekleşti dense hemen nedenleriyle ve kimlerin olduğu yanıtları da bulunacaktı. Olmadı. Hatta buradaki bazı kesimlerin konudan nasıl sevindiği ve gerektiğinde aleyhte kullandıkları da malumdur. Ama gerçeklerden kaçmak, etkilenmek ve söylememe duruşları bir toplumun birine tersinden başka bir şey değildir.

***

Hafta başı bazı yayınlar hâlâ konuyu işlerken önemli kesim “bir an önce gitsin” havasıyla kendi dar alanlarına çekilip güncele açıldılar. Bu dönemde Türkiye medyası pek de konuya dokunmadı. Kendi ülkelerine “tehlikeli giriş yapmak isteyenler” gelişmesinin haber önemi yoktu. Başka konulara dalıyorlar. Zaten bizdeki gelişmeler ile Türkiye’de birtakım yargılama örnekleri geneli bulmada fayda edecek nitelikteydi. Tele 1 davası veya Merdan Yanardağ’ın casusluk iddianamesi yargısı başladı. Öyle başladı ki hani bizde “neden böyle davranılırın” hem de merkezinden karşılığı geliyor. Daha önce de yazdım: Tele 1 ihaleye çıkarıldı. Oysa daha Merdan Yanardağ mahkemeye dahi çıkarılmadı. Suçlandığı durum ise casusluk. Öyle bir casusluk ki yine bilinen tüm gerçekleri tuşa yatırmakla kalmayıp ayuka çıkarıyordu. Casusluk birinin adına yapılır. Oysa Yanardağ’la birlikte yargılananların hangi ülke adına casusluk yaptıkları dahi iddianamede yok. Ama casuslukla suçlanıyorlar.

Bize yabancı gelmiyor. Hatta bazı okuyucularım şunu da yaşadılar: Kendilerinin görüşlerini alt edecek konumda olmayan resmî eksenliler, işin kolayı ile Rumculuk veya casusluk suçlamalarına mutlaka tanık oldular. Güç ve cehaletin ideolojikleşip devletli hükmüyle de ateşlenince akla hangi anormallik gelirse hemen olurdu. Düşünün; casus denilir ama hangi ülke adına olduğuna dair tamamlayıcı iletişim yok. Üstelik iddianame ile savunmaları dinlerken öylesine bir siyasallaşan hukuk oluyor ki demeye gitsin. Tam da iki örnek kafamda çakıştı. Buradan Türkiye’ye sokulmayan ve tehlikeli olan kişiler acaba hangi tehlikeleri yapacaklardı ve neden suçlanıyorlar soruları yok. Sadece “tehlikeli” ve daha da pandoralaştırılan “millî” kelimesiyle de engel konuldu.

Tele 1 yöneticisi Yanardağ da mahkemeye giderken casuslukla suçlanıyor. Öyle bir suçlama ki kimin adına yapıyor, kime bilgi veriyorun yanıtı yok. Ama günlerdir tutuklanıyor. İddianame daha okunmadan kanalı satışa konuluyor. Bunlar hepsi bize bir Türkiye gerçeği verir. Tabii anlamamak en iyisi. Anlarsak da söylemek tehlikeli. Sustukça yükselen çığ adeta çığlıkları örtecek dereceye geldi. Ama bir şeyler de olunca on beş kişiye giriş yeniden sağlanırken de nasıl olduğu ve kimler olduğu dahi sorulmadan, ötekiler neden denmeden bundan nasiplenip fırsatlaşma da bizim bağımlı zincirimizin ta kendisidir.

Demek ki ilişkiler iki devlet falan değil. Hele yönetim şekilleri bambaşka aşamada. Ama söylemeyeceksin. Bir bakarsın millîye aykırı veya casus olup gidersin. İddianame kanıtlaması değil, hatta girmemede nedeni bilme şansın dahi yok. Fakat hayat devam ediyor. Öyle devam ki sızıntı olmasın diye son gelen ceza muhakeme yasaları da “dilinizi tutun, düşünmekten kaçının” hukukunu daha bir kolaylaştırıp güçlendirmektedir.

Diğer yazıları

Macaristan, Polonya deneyimlerinden izler – Özkan Yıkıcı

Macaristan’da son seçim sonrası yankılar sürmeye, kuşkularla sevinçlerin harmanlanıp...

Birleşik Krallık’taki yerel belediye seçimleri – Özkan Yıkıcı

İngiltere, rolü ve etkisiyle dünyada yeri olan bir devlettir....

Mayıs havalarında Kıbrıs semaları – Özkan Yıkıcı

Kıbrıs da tüm dünya gibi Mayıs ayına girdi. Günler...

Paşinyan’ın kıvrak siyasal dansları – Özkan Yıkıcı

Ermenistan’da önemli bir zirve yapıldı. Avrupa ülkeleri ve Kanada...

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamından günümüze – Özkan Yıkıcı

Şu itirafı yaparak konuya gireceğim: Sürekli makale yazmaya başladığım...
4,433BeğenenlerBeğen
1,515TakipçilerTakip Et
3,962TakipçilerTakip Et
832AboneAbone Ol

Son eklenenler

Kamu etiyi, barolar birliyi ve Türg yerleşimci kolonyalizmi – Halil Karapaşaoğlu

“Kuzey Kıbrıs bir Fransa değildir. Kuzey Kıbrıs artık uygulamalarıyla,...

Macaristan, Polonya deneyimlerinden izler – Özkan Yıkıcı

Macaristan’da son seçim sonrası yankılar sürmeye, kuşkularla sevinçlerin harmanlanıp...

İngiliz İmparatorluğu’nun geri dönüşü? – Zafer Yörük

Kral Charles III, Washington ziyaretini neredeyse hasarsız tamamlamayı başardı....

Çocuklara yönelik acımasızlık – Serdar M. Değirmencioğlu

İnsanları insanlıktan çıkarmak öyle kolay değil. Birçok insanı toplu...

Arap Yarımadası’ndaki Siyon düşü – Fehim Taştekin

Kökeni İngiliz himayesine dayanan bir emirlikler ittifakının (Emirât el-Muttahide...

‘Milli iktisat’ niye tutmadı? – Cihan Tuğal

Aşırı sağın Macaristan’daki hezimeti, çoğunlukla siyasi bir çerçevede tartışıldı....

Birleşik Krallık’taki yerel belediye seçimleri – Özkan Yıkıcı

İngiltere, rolü ve etkisiyle dünyada yeri olan bir devlettir....

Canlı yayın