İngiltere, rolü ve etkisiyle dünyada yeri olan bir devlettir. Emperyal eksende önemli sömürgecilik birikimi ile politik tavrındaki kendini yeri geldiğinde gizleterek uygulama yapan önemli bir süper güçtür. İngiltere’de olan gelişmeler bu nedenle salt ülkede değil, dünya emperyalist yelpazesinde de etkileri hissedilir.
Unutmayalım: İngiltere, Kıbrıs’ın da yeni sömürgecilik sürecinde garantörüdür. Adada hem üs hem de toprak sahibidir. Bu yazılı basit gerçek dahi çoğu zaman yok sayılıp lafazanlık yapılır. Yine son dönemde anlaşmalarla da net şekilde kanıtlandı ki Türkiye dâhil İngiltere ile değişik bağımlı ekonomik yapısal ağlar kuruldu. Hatta Türkiye’nin sermaye garantili yeri İngiltere tahkim borsalarıdır. Birçok uyuşmazlık İngiltere yargısında çözülecektir. Aynı zamanda para takasları veya değişken finansman bağımlılıkları da Türkiye’nin emperyalist yapı içindeki en yakın olduğu ülkenin İngiltere olduğunu göstermektedir. Ayrıca bölgemiz sömürgecilik mücadelelerinde öyle zamanlar olur ki karşımıza İngiltere’nin gelmesi de sürpriz değildir.
Kısaca, Birleşik Krallık veya başka söylenen şekliyle İngiltere, sistemin hem sinsi hem de dikkatli üst tahtında oturan ülkelerden biridir.***
İngiltere’nin İngiltere, Galler ve İskoçya’daki yerel parlamento seçimleri hafta ortasında yapıldı. Şu andaki İngiltere siyasal tablosu malum. Tabloya bakarak sonuca yaklaşırsak sayısal etkisi az olan Reform Partisi diye birinin öne çıktığını görürüz. Hem Muhafazakâr hem de İşçi Partisinden epey yerel sandalye aldığını görürüz. Bu basit ilk görüntü dahi konuşulmaya değerdir. Ayrıca Reform Partisinin Amerika’daki Trump siyasetine yakın olması ise son dönemin emperyalist içi kırılmalarla da konuşulacak olgu hâlinde bulunduğunu gösteriyor.
Konuyu yine yüzeysel çizgide tutarak devam edersek yönetimdeki İşçi Partisinin dördüncü sıraya dek gerilediğini anlarız. İskoçya ve Galler gibi bölgelerde de ulusal çizgideki partilerin birinci sıraya yükselişi de gerçekleşti. İşçi Partisi burada da kaybetti. Ek olarak: İngiltere’nin dört bölgesi var. Üçünde yerel parlamento seçimleri oldu. Kuzey İrlanda’da gelecek yıl yapılacağını hatırlatalım.
Konuya devam edecek olursak: Ana muhalefet ve son dönemin iktidar partisi Muhafazakârlar da kaybetti. Bir anlamda İngiltere’deki merkez partiler çöküşe doğru kayıyor. Reform Partisi yanında Yeşillerin kıpırdadığı, hatta bazı belediye başkanlıklarını almalarının sürpriz olmayacağı da anlaşılıyor. Liberaller de kazançlı gibi. Temelde kaybeden İşçi Partisi ile Muhafazakârlardır. Ayrıca bölgesel bağımsızlıkçı partiler de yeniden birinci sıraya doğru yükseldiler.
İngiltere’de genelde yerel seçimlerde zaman zaman hükûmetlere uyarı şeklinde oylamalar yapılır. Beğenmedikleri veya uyarma ihtiyacı duydukları konularla hükûmet partisini oyla uyarırlar. Fakat son seçimde uyarının ötesine geçilip güven kaybına dek gelinmiş, sosyal muhalefet ivmesine ulaşılmıştır. Öteki sonuç da seçenek olarak ana muhalefet yerine başka partilere kayış olmuştur. Faşist Reform Partisi veya İskoçya ile Galler’deki bağımsızlıkçı ulusal çizgideki partilere yönelinmiştir. İleride özellikle İskoçya’nın bağımsızlık tartışmalarının olması sürpriz olmayacaktır.
Konuya son bir nokta koyarak tamamlayayım: Son yerel seçimdeki önemli etki boyutlarından biri de sistem içi kırılmalarla krizlerin yükselişidir. Öyle ki ilk defa yoğun şekilde İngiltere-Amerika çelişkisi de yaşanıyor. Üstelik Trump açıkça Reform Partisi destekçisidir. Bir anlamda kırılmalar, İngiltere’nin bağımsız çizgisi ile Amerikan uydusu olma ve AB yönelişi arasındaki sıkışmayı da taşımaktadır. Krizler ilk başta merkez partileri sarsar. Eğer siyaset üretemezlerse son krizler önce Muhafazakârları iktidardan uzaklaştırır, şimdi de İşçi Partisini erken seçim dayatmasıyla zorlamaktadır.
Kısaca: Yerel seçimler, İngiltere’nin direkt sıkıntılarıyla karşımıza gelen sonuç tablolarıyla karşılaşmamıza neden olmaktadır. Emperyalist çöküşün ve yönetememenin seçeneksizliğinde faşizmin yükseliş mesajını Britanya’dan almamız da sürpriz olmuyor.




