Yazıyı yazarken, arife gününden normal ilk bayram gününe de geçmekteyim. Bu nedenle mart ayının bu karışık havalı, yağış ile güneşin oradan oraya dolaştığı gecede merhaba diyorum. Bir anlamda, özellikle K. Kıbrıs’ta gündem donuklaşacak. Siyasiler “kutlama” yaparak kendilerini gündemde tutmaya çalışacak. Camilerde imamlar kendi kafalarına göre görüşler savuracak. Ama oruç tutanların da oruca elveda diyerek normal gün akışkanlığına geçecekleri de yaşanacak. Ama gelin görün ki Müslüman dünyasının önemli iki dinî bayramından biri olan Ramazan Bayramı, söylenenler gibi ne geldi ne de yaşanacak. Hele düşmanlıkların sonlanması dileği, bizzat söyleyenler tarafından nasıl yerle bir edildiği, normalleşen günlerle yaşanacaktır.
Ramazan Bayramı’na merhaba diyorum. Ama Müslüman dünyası kan deryası. Öyle bayram değil; daha dün sırt çantalı kızların füzelerle katledilme resimleri canlılığını koruyor. Başta Körfez bölgesi yanıyor. Üstelik savaş, bir anlamda kapitalist dünyanın en güçlü devletlerinin stratejileri üzerine konulan mal gibi savrulmaktadır. Ama bedeli İslam dünyası ödüyor.
İran’a İsrail ve Amerika direkt en modern silahlar ve yapay zekâ programlarla saldırıyor. Üstelik bu da yetmezmiş gibi, bazı Müslüman devletlerin toprakları da açıkça kullanılarak savaşın yayılmasına neden olunuyor. Lübnanlı Hizbullah, İsrail’e yenilgiyi tattırmanın cezasını çekiyor. İsrail hem yıkıyor hem de Lübnan’ın bir kısmına el koyma hareketine girişti. Milyarlarca dolar sahibi Arap şeyhleri ise bu kıyıma, paralarıyla aldıkları silahları ve verdikleri üslerin görevlendirilmesiyle de katkılar sağlıyor. Ama bu da yetmiyor. Pakistan, düne dek desteklediği Afganistan Taliban rejimiyle savaşa girişiyor. İran’ın kuzeyindeki Şii devlet Azerbaycan ise İsrail ile adeta etle kemik gibi. İsrail’e üs veriyor, Türkiye üzerinden petrol akıtıyor.
Tüm bunlar oruç tutma ayında genişledi. Oruç ayı içinde Amerika ve İsrail İran’a saldırdı. Bayrama gelindi. İslam uleması nutuk çekecek. Kardeşlikten affetmelere varan sözler dizecekler. Ama kinleri ile varsa dolarlarını başka Müslüman halkının kıyımı için verecekler.
Salt savaş değildir. Kapitalizmin kendisini, teslimiyetçi işbirlikçi talimat alanların dini kullanarak yalakalaşmanın figür dansına da rastladık. K. Kıbrıs aslında öteki dinî dönemlerden farklı, alışılmamış denilen nice gösterişli şovlara da tanık oldu. Oruç döneminde bunlar oldu. İftar yemeklerindeki siyasilerin yaptıkları, çektikleri nutuklar adeta laikiz denilirken nasıl gericileşme uçurumuna düşüldüğünün basit resimleridir. İftar yemeği dağıtan kazanın başında durmak, paketler dağıtılırken üst makam sahibinin yardım ediyorum diyerek boy göstermesi ülkemizde pek de alışılan davranışlar değildi. Ama alışılmamışın olduğu anda sanki hep oluyormuş havasında geçiştirilmesi de başka bir sömürgesel teslimiyet ahlakının ta kendisidir.
Bir dinî davranışın onca reklam ve siyasal nutka boğulması elbet Türkiyeleşen gerçeğimizin gelinen aşamasıdır. Sırf AKP uyumluluğu adına koltukta kalma gösterişleri, her konuda kullanma ihtiyacı böylesi dinî inanç dönemlerinde dahi yerini ne yazık ki aldı. Ama şimdi oruç sonlandı. Bayram geldi. Tebrikler kabul edilecek. Kimisi üst makamlara kendini gösterme adına fırsatı elbet kullanacak. Yetmeyecek; köyler gezilecek, yurttaşla kutlama adına el sıkışmalar olacak. Ama özellikle belirli kesimler ısrarla dinî retoriği kullanmaya alışacak. Acemiliklerin de sıradan geçişi gayet doğal olacak. Dinî retoriklerdeki inanç ve Tanrı yerine Türkiye’nin sayesinde, şunun bunun talimatıyla kul üst yapılanış ihtiyaçları da dilden dökülen cümle olacak.
Yine de şu gerçek değişmeyecek: Bu dinî bayramda, ötekine göre daha yoksullaşan, enflasyondan yakınan halkla birlikte yaşanacak. Dökülen her güzel sözün arkasında hep akla eşitlik ve inanç denilirken, torpilden baskıya varan uygulamalar da olacak. Yağcılık ile “ben de varım” duruşları da eksik olmayacak.
Yine de daha pahalı ve yoksullaşma döneminde, savaşın acımasız kıyımları altında yeni bayrama merhaba diyelim. Dileklerimiz daha dürüst ve eşitlikli dünyanın da bir gün oluşmasıdır. Yalanın bu denli yaygın olmadığı, artık söylenmesinin tehlikeli olduğu zamana ulaşalım.



