14 Şubat 2026, Cumartesi
12.8 C
Lefkoşa
iktibasKavel AlpaslanŞili’nin sözde ‘solcu’ devlet başkanı giderayak neden Küba’yı hedef aldı? - Kavel...

Şili’nin sözde ‘solcu’ devlet başkanı giderayak neden Küba’yı hedef aldı? – Kavel Alpaslan

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net

Latin Amerika ülkesi Şili’nin Devlet Başkanı Gabriel Boric, koltuğunu aşırı-sağa teslim etmeden önce dikkat çekici açıklamalar yaptı. ‘Solcu olarak başladığı görevini solcu olarak bitirdiğini’ iddia eden Boric, Küba’yı ‘diktatörlük’ olarak tanımladı. Aralık ayında yapılan seçimlerinde ABD destekli José Antonio Kast net bir oy farkıyla Şili’nin yeni devlet başkanı seçilmişti.      

Mart’ın 11’inde görevi sona erecek olan Boric’in sözleri Latin Amerika solu içerisinde ilk kez tartışma yaratmıyor. Daha önce de Venezuela ya da Ukrayna konusunda Boric, ABD’nin liderlik ettiği düzen içi bir söylemi net bir şekilde tekrarlamıştı. Solun sokak eylemlerindeki radikal talepleriyle iktidara gelen Boric, kayda değer hiçbir değişime imza atmadan başkanlığa veda edecek.

Peki neden giderayak topu Küba’ya atmayı tercih etti? Üstelik ABD kendi ‘arka bahçesi’ gördüğü Latin Amerika’ya saldırılarını hızlandırıp Venezuela’nın ardından Küba’yı da açıkça tehdit ederken, neden hedef tahtasına Küba’yı ve Venezuela’yı yerleştirdi?

Söyleşinin asıl anlamını değerlendirmeden önce Boric’in başkanlık dönemini hatırlayabiliriz.

Sokağın enerjisiyle kazanmıştı

Şili 2019 yılında sağcı hükümetin neoliberal politikalarına karşı ayağa kalktı. Ulaşım zammına karşı tepkiyle başlayan protestolar kısa süre içerisinde radikal reformlar talep eden bir halk ayaklanmasına dönüştü. Eylemcilerin istekleri ‘Zamların geri alınması’ ya da ‘hükümetin istifası’yla sınırlı kalmadı; ekonomik talepleri ağır basan anayasal değişiklik de talep edildi.

Şili Anayasası’nın kökleri kanlı bir darbeye uzanıyor. Sosyalist Salvador Allende, 1970’de seçimle iktidara gelmiş, ancak 1973’te ABD destekli General Augusto Pinochet tarafından devrilmişti. Pinochet döneminde rüzgar tersi yönden esmiş ve Şili dünyada neoliberal ekonomik politikalarının sistematik bir şekilde uygulandığı ilk laboratuvar olarak adlandırılmıştı. 1980 yılındaki Şili Anayasası neoliberal çıkarları koruma görevini üstlendiği için protestoların en sık işitilen sloganlarından biri anayasa değişikliği talebine atıfla “Neoliberalizm burada doğdu, burada ölecek”ti.

Geniş bir sol / sosyal-demokrat koalisyon da Şili seçimlerine bu talebi yükselterek damgasını vurdu. Eski bir öğrenci lideri olan Boric, bu koalisyonun adayı olarak sokak eylemlerinden gelen güçle seçimleri kazandı. Türkiye de dahil olmak üzere tüm dünyada burjuva medyada manşetler “Şili’de solun görkemli zaferi” şeklinde atıldı.

Fakat kısa sürede Boric’in siyasi spektrumda sadece ılımlı olmadığı, açıkça merkeze kaydığı görüldü. Yeni anayasa gündeminin ekonomik talepleri, sermayeyle uzlaşmacı bir perspektifle arka plana itildi. Kimlik unsurları ön plana çekildi. Ve nihayetinde fiyaskoyla sonuçlandı, protestoların kökten reform taleplerinin hiçbiri karşılanmadı.

ABD’nin övgüsü yeterli olmadı

İçeride düzen içerisinde ana akım bir siyaset izleyen Boric, dış politikada da farklı bir tutum sergilemedi. Ukrayna’daki savaşta açık bir şekilde NATO’nun yanında kendini konumlandırdı. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’ye desteğini sundu. Uzun süredir ABD’nin ekonomik yaptırımlarıyla boğuşan Venezuela’nın liderliğini coşkuyla eleştirdi, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun ‘Meşruiyetinin sorgulanması gerektiğini’ savundu ve bir ‘diktatörlük’ olarak niteledi. Küba’nın ülkedeki protestoculara baskı uyguladığını, Nikaragua’nın da seçimlerde usulsüzlük yapışını sert bir şekilde dile getirdi. ABD’nin Latin Amerika’daki siyasetine karşı aynı coşkuyu göstermedi, Maduro’nun kaçırılması gibi mecbur kaldığı anlarda yarım ağızla açıklamalar yaptı.

ABD merkezli Miami Herald gazetesi 2021 yılında Boric’in dış politikasını takdir ederek ‘Genç liderin Küba ve Venezuela’ya karşı aldığı tavırla tarihe geçebileceğini ve hatta bölge için yeni alternatif oluşturabileceğini’ iddia etti[1]  .

Fakat Boric, birkaç burjuva medya analistinin övgüsünü almak haricinde hiçbir başarıya imza atamadı. Ne onu koltuğa taşıyan kitlelerin nezdinde, ne de kendi çizmek istediği sermaye dostu orta yolcu siyasette faciadan kaçamadı. Kısa süre önce yapılan seçimlerde önce kendi partisi, geniş ittifak içerisindeki aday-adaylığı seçimini kaybetti. Sonra da seçtikleri ortak aday, tamamı sağın farklı tonlarından oluşan diğer isimler karşısında kesin bir mağlubiyet yaşadı.

Tüm bunların yarattığı hayal kırıklığıyla ABD Başkanı Donald Trump’ın müttefiki Kast zafer kazandı. Şili’nin oligarklarından Kast’ın babası eski bir Nazi askeri. Ailesinin darbecilerle geçmişte yakın ilişkileri olduğu biliniyor. Hatta ailesinden işkencecilik suçlamasıyla yargılananlar var. Hem zaten Kast da ‘Pinochet yaşasaydı kendine oy vereceğini’ söylemekten gocunan bir isim değil.

Camdan çatılı evden komşuya atılan taş

Bu hezimetin ardından Boric, sorumluluktan paçasını kurtarmak istiyor. İspanya merkezli El Pais gazetesine konuşan Boric[2], verdiği yanıtları genel itibarıyla bir ‘Başarısızlıklar ve hayal kırıklıklarıyla dolu başkanlık dönemini aklama çabası’ şeklinde değerlendirebiliriz.

Çuvaldızı kendisi yerine Latin Amerika’da ABD’nin kuşatması altında hayat ve egemenlik mücadelesi verenlere batırması ise ucuz bir kaçış rampası olarak yorumlanabilir. Venezuela’ya beklendiği şekilde bir dizi çamur attıktan sonra Boric, Trump’ın sıradaki hedefi Küba için de laflarını esirgemiyor: “Küba da çok benzer bir durum yaşıyor. Bugün Küba’da gıda ve ilaç kıtlığı var, ulaşım zor; önemli sayıda genç ülkeyi terk etti. Küba’da demokrasi olmadığı çok açık; tek partili bir rejim hüküm sürüyor ve ifade özgürlüğü yok. Her açıdan bakıldığında bu bir diktatörlük. Ambargonun etkileri inkar edilemez olsa da asıl sorumluluk Küba’yı yönetenlere aittir.”

Tüm bunlar akla Cervantes’in şu sözlerini akla getiriyor: “Unutma, kendi çatısı camdansa eğer, delidir taş toplayan komşuya atmak için.”

Sormak lazım 60 küsur yıldır dünyanın en uzun soluklu ambargosuna karşı yaşam savaşını hâlâ sürdürebilmiş ve her şeye rağmen onurunu korumayı başarmış bir ülkeye üstten değerlendirmeler yapmak, heybesinde hezimetten başka bir şey taşımayan, ismi kısa süre sonra unutulacak birine mi düşüyor?

Bir de ne dese beğenirsiniz: “Demokratik siyaset kahramanlıkla değil; insanların yaşam koşullarında gerçek bir dönüşümle ilgilidir.” Küba’nın tüm zorlukların içerisinde başardığı kökten devrimci atılımların kırıntısını bile halkına sunabilmiş mi?

Demek sermayeye şirin görünme çabası, insanı öyle arsızlaştırıyor ki samimi bir günah çıkarmayı bile olanaksız kılıyor. Küba’yı ‘tek partili olması’ nedeniyle eleştiriyor ama kendisi o çok sevdiği seçimlerden yediği tokattan bile ders çıkarmaktan aciz.

Her şeye rağmen Boric bir ilk değil. Bu tarz isimlerin 21. yüzyılın ilk çeyreğinde yarattıkları hüsranı daha önce konuşmuştuk[3] . Amorf merkez siyasi hatta sahip güçlerin ‘sol’ olarak pazarlanışının tehlikeleri bir kez daha su yüzüne çıkıyor. Sermayeyle uzlaşının mahkum olduğu mağlubiyet, ‘komşuya’ atılacak taşla örtülmeye çalışılıyor.

Yine de Boric’in zamanlaması son derece manidar bir şekilde yaptığı açıklamaları kasıtlı bir tercih olarak görmek gerek. Gelecek Boriclere karşı temkini elden bırakmamak için Şili bize neyi nasıl yapılmaması gerektiğine dair değerli bir deneyim sunuyor.


Dipnotlar:

1. https://www.miamiherald.com/news/local/news-columns-blogs/andres-oppenheimer/article256745262.html

2. https://elpais.com/eps/2026-01-11/boric-el-momento-de-la-reflexion-la-izquierda-que-solo-culpa-al-adversario-esta-condenada-a-diluirse.html

3. https://www.evrensel.net/yazi/98393/reformist-hayal-kirikliklarinin-kaza-raporu

Diğer yazıları

Kıbrıs’ta Sovyet logolu halkın takımı: Omonia 29M – Kavel Alpaslan

Güney Kıbrıs’ın ikinci liginin puan tablosuna baktığınızda acayip bir...

Elektriksiz kalan Ukrayna’da Sovyet mimarisi suçlu bulundu! – Kavel Alpaslan

Ukrayna, soğuk bir kış geçiriyor. Ocak ayında termometreler eksi15’in...

İsrail ordusunun çaldığı eşekler, Avrupalı ‘hayvanseverlere’ gönderiliyor – Kavel Alpaslan

Gazze’de İsrail’in soykırım savaşı ateşkes anlaşmalarına rağmen hız kesmiyor....

Lenin’in 102. ölüm yıl dönümü: Bir mozolenin ‘eskiye’ kafa tutuşu – Kavel Alpaslan

Kızıl Meydan zihinlerimizde hep ‘Sovyet deneyimiyle’ özdeşleşti: Askeri geçit...

Beyaz Saray’ın aramadığı kılıfı burjuva-liberaller dikiyor – Kavel Alpaslan

ABD Başkanı Donald Trump, zengin yer altı kaynaklarına sahip...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,994TakipçilerTakip Et
772AboneAbone Ol

Son eklenenler

Çöp meselesi: Bir sınıf ve mekân rejimi – Ecehan Balta

Şehirlerin bir alışkanlığı var: Kirliliği görünmez kılmak. Çöp poşeti...

Silahlanmada Alman-Fransız rekabeti – Yücel Özdemir

Bundan yaklaşık dokuz yıl önce, temmuz 2017’de Almanya ve...

Türkiye’nin de dahil olduğu yeni güç savaşları – Hediye Levent

Gazze, Lübnan, Suriye, İran derken epeydir yakın coğrafyamıza kilitlenmiş...

Kıbrıs Sorununda Son Gelinen Durum ve Görüşme Süreci – Şener Elcil

2020 yılında, Türkiye’nin açıkça seçimlere müdahalesi ile Kıbrıs Türk toplum liderliği (cumhurbaşkanlığı)...

Dikkat Ekonomisi, Kültürel Temsiliyet ve Yapay Zekâ – Çağla Elektrikçi

Manuel Castells’in (1996, 2009) “ağ toplumu” kavramı, çağımızda dikkat...

Seks, yalanlar ve video kayıtları: Esptein skandalının siyaseten düşündürdükleri… – Yonca Özdemir

ABD’de Jeffrey Epstein dosyalarının önemli bir bölümü geçenlerde kamuoyuna...

Dünya Düzeni El Değiştiriyor – Şener Elcil

“Tarih tekerrür eder, tarih tekerrürden ibarettir” veya “Geçmişi hatırlamayanlar...

İran: Barbarları beklerken – Zafer Yörük

İran, uzun süredir tarihin bir eşiğinde bekliyor. Ama bu...

Canlı yayın