10 Şubat 2026, Salı
18.8 C
Lefkoşa
iktibasSerdar M. DeğirmencioğluCizre, Gazze, Basra veya Venezuela - Serdar M. Değirmencioğlu

Cizre, Gazze, Basra veya Venezuela – Serdar M. Değirmencioğlu

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net

11 Ocak yaklaşıyor. Barış isteyen ve gördüklerine duyduklarına katlanamayan akademisyenlerin bir ağızdan, “Bu suça ortak olmayacağız!” demelerinin 10. yıl dönümü yaklaşırken, o günleri düşünmek ve konuşmak büyük önem taşıyor. Taşıyor çünkü barış çok önemli.

Barış isteyen akademisyenlerin imzaladıkları metin bir barış çağrısıydı. Barış çağrısının bir öbek insanın, oldukça cılız bir talebi olduğu söylendi. Barışı yüksek sesle dile getirenler, sanki bir suç işlemiş gibi soruşturmalara uğratılarak topluma korku dayatıldı. Barışı isteyenlerin susturulması gerektiğini söyleyenler, barışın kitlelerin talebi olduğunu yadsıyanlar, tepeden barışma sözleri edilmeye başlayınca hemen tutum değiştirdiler. Orkestra şefini çok iyi tanıdıkları için artık barış ister oldular.

7 Haziran 2015 seçimleri ardından barış isteyen kitlelerin sesinin duyulmadığı, yani duyurulmadığı ortadaydı. Tam da bu nedenle, Barış Akademisyenlerinin bildirisi hem çok ses getirdi, hem de en tepeden yönetilen bir linç girişimiyle karşı karşıya kaldı. Bu linç sürecini aktarmak, Barış Akademisyenleri sayıca çok olduğu ve giderek farklılaştırılan yöntemlerle eziyete uğratıldıkları için kolay değil. Bu nedenle benzer bir linç sürecini, Öğretmen Ayşe Çelik’e yönelik saldırıları anımsamakta yarar var.

“Bu suça ortak olmayacağız!” bildirisinden hemen önce, 8 Ocak 2016’da Beyaz Show’a Diyarbakır’dan telefonla canlı olarak katılan Ayşe Çelik, “Ülkenin doğusunda yaşananların farkında mısınız? Burada yaşananlar medyada çok farklı aktarılıyor. Sessiz kalmayın. İnsan olarak biraz daha hassasiyetle yaklaşın. Görün, duyun ve artık bize el verin. Yazık! İnsanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın,” demişti.

Ayşe Çelik, tıpkı Barış Akademisyenleri gibi, gerçekleri gayet açık ve göze batacak bir şekilde dile getirmişti. İnsanların öldürülmesini istememek, ocak 2016’da bir suça dönüştürülmüştü. Barışa ilişkin güçlü iki laf edenler, “terör örgütü propagandası” yapmış sayılıyordu. Ayşe Öğretmen hızla bir hedefe dönüştürüldü. Ona önce Beyaz sırtını döndü. Canlı yayında, “Elimizden geldiğince biz de duyurmaya gayret ediyoruz. Söyledikleriniz bize ders oldu. Daha fazlasını yapmaya çalışacağız,” diyen Beyaz, hızla “Beni kimse politikaya malzeme etmesin!” söylemine geçti. Bu söylem, soruşturma açılması ardından hızla “vatan-millet” söylemine evrildi. Beyaz savcılıkta verdiği ifadede “Söylediklerini tam olarak duymadım, aklımdan şehitler geçti,” demekten kaçınmadı.

Ocak 2016’da yaratılmak istenen korku iklimiydi. Barış çağrısının duyulmasına istemeden araç olanlar bile cezalandırılmalıydı. Beyaz’ın “vatan-millet” söylemi, Beyaz Show’u kurtaramadı. 16 Ocak akşamı, yine canlı yayın sırasında, bu kez bir grup izleyici pankart açtı; kitlelerin içlerinden geçirdiğini, “Ayşe Öğretmen yalnız değildir!” sloganları atarak dile getirdi. Program yarıda kesildi ve kısa süre sonra yayından kaldırıldı. 

Ayşe Öğretmen’in suçu barıştı ve yargılandı. İlk duruşması 23 Eylül 2016’da yapılan davanın sonucu baştan belliydi. Ayşe Öğretmen “terör propagandası” suçunu işlemişti. Ona 15 ay hapis cezası verildi. Türkiye’de artık OHAL, yani tanımlanamaz hukuksuzluk dönemi başlamıştı. Korku iklimi acımasızlığı, Ayşe Öğretmen’i 20 Nisan 2018’de, altı aylık bebeğiyle birlikte cezaevine koymayı gerektiriyordu. Ayşe Öğretmen’in suçsuz olduğu ortadaydı. Tıpkı Barış Akademisyenleri için olduğu gibi, ortada suç olmadığını karara bağlamak Anayasa Mahkemesine düştü. Mahkeme, Ayşe Çelik’in ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini 9 Mayıs 2019 tarihinde saptadı ve kendisine tazminat ödenmesine karar verdi. 

Ayşe Öğretmen’e, Barış Akademisyenlerine ve diğer barış suçunu işleyenlere yapılanların yanlış olduğu, Anayasa Mahkemesinin kararında belirtildiği üzere “İfade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı” apaçık ortada.

Barış çağrılarından “suç” üretenler, bugün barıştan söz ediyorlar. Yandaş medyada da artık barıştan söz ediliyor. Ayşe Öğretmen mesleğini yapabiliyor mu, ona değinilmiyor. Barış Akademisyenlerinin idare mahkemelerinde, istinaf ve Danıştay sürecinde karşılaştıkları özel muameleden, yani hukuk dışı uygulamalardan hiç söz edilmiyor.

Türkiye tarihi özel görevli mahkemelerle dolu. Bu mahkemeler ne derse desinler, dünyanın her yerinde çocuklar için, tüm toplum için barış gerekiyor. Kendilerini çocuklara adamış öğretmenler, kendilerini bilime ve insanlığa adamış akademisyenler barış istiyorlar. Bu cılız değil, güçlü ve kitlesel bir talep. Cizre’de veya Gazze’de, Basra’da veya Hiroşima’da, Suriye’de saldırı altındaki Alevi mahallelerinde, bugün saldırı altındaki Venezuela’da ısrarla barış istiyoruz.

Diğer yazıları

“Milli güvenlik” değil, barış – Serdar M. Değirmencioğlu

Dünyanın karşı karşıya olduğu tehlike artık çok daha açık....

Suçları barış, mahkemeleri özel – Serdar M. Değirmencioğlu

Bugün 11 Ocak. Barış isteyen akademisyenlerin bir ağızdan, “Bu...

Akademik özgürlük ve barış – Serdar M. Değirmencioğlu

2025 bitmek üzere. Akademik özgürlüğü yok etmek isteyenlerin saldırıları...

Şirketleşme ve üniversitenin çöküşü – Serdar M. Değirmencioğlu

13 Aralık’ta Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da, Haklar Forumu (The Rights...

Faşizm ve renkleri – Serdar M. Değirmencioğlu

Geçtiğimiz hafta ABD Başkanına sadık özel bir polis gücüne...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,995TakipçilerTakip Et
770AboneAbone Ol

Son eklenenler

Dikkat Ekonomisi, Kültürel Temsiliyet ve Yapay Zekâ – Çağla Elektrikçi

Manuel Castells’in (1996, 2009) “ağ toplumu” kavramı, çağımızda dikkat...

Seks, yalanlar ve video kayıtları: Esptein skandalının siyaseten düşündürdükleri… – Yonca Özdemir

ABD’de Jeffrey Epstein dosyalarının önemli bir bölümü geçenlerde kamuoyuna...

Dünya Düzeni El Değiştiriyor – Şener Elcil

“Tarih tekerrür eder, tarih tekerrürden ibarettir” veya “Geçmişi hatırlamayanlar...

İran: Barbarları beklerken – Zafer Yörük

İran, uzun süredir tarihin bir eşiğinde bekliyor. Ama bu...

Gıprızlılar Isgartadır? – Halil Karapaşaoğlu

Sömürgecinin sömürülen içün yaraddıvı “stereotype/sterotib”ler vardır. Bu strotibler genelleşdirilmiş,...

Paralel Monologlardan Diyaloğa Geçmek Elzemdir! – Niyazi Kızılyürek

Öncelikle şunu söyleyeyim. Kıbrıslı Türklerin “Kıbrıs Sorunu” dünya ile...

Latin Amerika solunun fay hatları: 10 başlıkta 2026’ya bakış – Esra Akgemci

ABD hegemonyasına karşı dengeleyici dinamiklerin korunması ve bölge genelinde...

Küresel haydutluğun günlüğüne düşülen birkaç satır – Fehim Taştekin

Trump yönetimi küresel haydutluğun kitabını yeniden yazıyor. Zorbalığın kendine...

Canlı yayın