Olaylara kendi dar penceresinden bakanların çok olduğu bir ülkede yaşıyoruz.
Bu dar bakışın yaratılmasına, Türkiye derin devleti, siyasi partiler, kumarhane sahipleri, inşaat şirketleri ve her türlü kara para aklama kuruluşlarının desteklediği veya sahip olduğu çoğunluktaki medya organlarının yayınları da eklenince, adamızın kuzeyinde sağlıklı ve doğru haber alma nerede ise imkânsız hale gelmektedir.
Bu yapıdaki medya kuruluşlarından, bölgemizde ve dünyada devam eden küresel güçlerin planları ile ilgili yeni dünya düzeni hakkında doğru bilgi almanız mümkün değildir.
Özellikle Türkiye’de küresel güçlerin emrindeki Recep Tayyip Erdoğan – AKP İktidarının yarattığı algı operasyonları, adamızın kuzeyine de yansımaktadır.
Suriye’de devam eden çatışmaların, küresel güçlerin “Büyük Orta Doğu Projesi” çerçevesinde Türkiye’den, Suriye’ye kaydırılan ve ABD planına uymak istemeyen güçler ile ABD güdümündeki kökten dincilerin yönettiği Suriye ordusu arasında olduğunu, bu yüzden Türkiye’nin askeri müdahalesine yeşil ışık yakıldığını yabancı basından öğrenirsiniz.
Bu çatışmalarda, Türk güçlerin ve Mazlum Abdi liderliğindeki Kürt ordusunun, ABD’nin Suriye planlarına hizmet için ortak hareket ettiğini, Türk basınında bulamazsınız.
Küresel güçlerin çıkarları ve İsrail’in güvenliği için bölgemizde en çok faaliyet gösteren, hatta Gazze’de çatışmalar devam ederken, İsrail’e akaryakıt ve hammadde ihracatı yapan ülkenin, Türkiye olduğunu asla basında göremezsiniz.
Onun yerine “Filistinli Müslüman kardeşlerimiz” ile başlayıp laftan öte geçmeyen siyasi açıklamalar bol bol yazılıp çizilir.
Bu çatışmalar sonrası, Suriye’de antlaşmaya varıldığını ve bu antlaşma çerçevesinde ülkenin eyalet sistemine dayalı yeni yönetim şeklinin oluştuğunu yerel basında okuyamazsınız.
Bunun yerine küresel güçlerin çıkarları için Suriye’nin kan gölüne dönmesine hizmet eden Recep Tayyip Erdoğan, “Suriye fatihi” olarak halka yutturulur.
İran’da, CIA ve Mossad ajanları tarafından organize edilen halk ayaklanması, bir özgürlük savaşı olarak sunulurken, diğer yandan da şahlık rejiminin nimetleri topluma beyin yıkama operasyonu olarak aktarılır.
Fakat şu anki mollalar iktidarının, 1979’da Sovyetler Birliği’ne karşı ABD ve İngiliz operasyonu olarak başa getirildiğini hatırlatmazlar.
Mollalar rejimi kötülenir, şahın varisleri parlatılarak siyasi arenaya sürülürken, halkın tepkisini artırmaya yönelik siyasi ve ekonomik yaptırımların küresel güçler tarafından dayatıldığı gizlenir.
Türkiye iktidarı, tarihi bağlarla iş birliği yaptığı bu ülkeye yönelik yaptırımların parçası olarak, küresel güçlere hizmet etmekte kusur etmez.
Türkiye topraklarının İran’daki mollalar rejimini yıkmaya yönelik devam eden ve yapılması öngörülen operasyonlar için kullanıldığı veya önümüzdeki günlerde yapılacak askerî harekât için kullanılacağı ile ilgili basında hiçbir haber göremezsiniz.
Geçmişte siyaset gereği “dini” istismar edenlerin baş tacı yaptığı “İran İslam devleti” örneğini artık basında göremezsiniz.
Küresel güçlere hizmet için Türkiye’de iktidar yapılan Recep Tayyip Erdoğan ve AKP misyonu gereği, bölgemizde yapılandırılan eyalet sistemine dayalı yeni dünya düzeninin Türkiye’yi de kapsadığını halktan gizlemeye çalışmaktadırlar.
Meclis’te devam eden anayasa çalışmaları gidilen yolun bu olduğunu, sıranın Türkiye’ye geldiğini göstermektedir. Bu sancılar yaşanırken, Kıbrıs’ta bölünmenin daha fazla devam etmeyeceği de açıktır.
Küresel Güçlerin “görev adamı Recep Tayyip Erdoğan” kapalı kapılar ardında Kıbrıs konusunu hararetli bir şekilde tartışmaktadır.
Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yöneten Kıbrıslı Rumların “gücü güçle dengeleme politikaları” çerçevesinde başta ABD, Fransa ve İsrail ile kurdukları güçlü ittifakın etkileri bu pazarlıkların belirleyicisi olacaktır.
Federasyon veya iki bölgelilik üzerinden devam eden görüşmelerin, farklı bir zemine kaydırılarak, adanın tekrardan birleştirilmesi gündeme gelebilir.
Unutmayalım ki hukukun gücü değil güçlünün hukukunun geçerli olduğu bir dünyada yaşıyoruz.
1974’te Türkiye’nin güce dayalı oluşturduğu bölünmüş Kıbrıs’ta şu anda güç Türkiye’nin elinde değildir.
Çünkü Türkiye’yi yönetenler, ABD ve İngiltere orjinli, Yahudi kökenli küresel güçlerin emrindedirler.
Bizdeki medya hala tetikçilerle, asgari ücretle, hayat pahalılığı ile, trafik kazaları ile, günlük magazin haberleri ile ve Kıbrıslı Rumların silahlandığı ile ilgili toplumu meşgul etmeye ve insanlarımızın temel sorunu olan adamızın işgali ve bölünmüşlüğü konusun kafa yormasını engellemeye çalışabilir.
Ancak bölgemizde yaşananlar sıranın Türkiye ve özellikle Kıbrıs’a geldiğini göstermektedir.



