Amerikan ordusuna bağlı, maskeli ve tam teçhizatlı özel birliklerin 3 Ocak’ta 150 uçak ve bombalar eşliğinde Venezuela başkanı ve eşini Caracas’ta kaçırmasından dört gün sonra göçmenlik ve gümrük muhafazaya (ICE) bağlı maskeli ve tam teçhizatlı polisler trafikte göçmen avındayken ABD vatandaşı bir kadını arabasının içindeyken yan camdan, yüzünün dibinden ateş ederek öldürdü. Maduro’nun kaçırılışını uyuşturucu ticareti yalanıyla propaganda eden Trump yönetimi, 32 yaşında üç çocuk annesi silahsız bir kadının katledilmesini ise “yerli terörist bu kadın” propagandasıyla savunuyor. ABD’nin dışarıda emperyalist içeride faşist barbarlığının bu tip örneklerinin çoğaldığı her dönem olduğu gibi bugünlerde de iki soru gündemde: “ABD ülke içi ve dışında genel bir kanunsuzluk durumuna mı sürükleniyor?” ve “Bu saldırı başta Latin Amerika’da ABD’nin hegemonyasını güçlendirir mi yoksa zayıflatır mı?” ABD soykırım ve kölecilik üzerine kurulu başlangıcından beri ve emperyalist tarihi boyunca zaten içeride ve dışarıda hep çürümüşlüğün ve haydutluğun merkeziydi. Venezuela’da giriştiği son haydutluk da tarihinde ne ilk ne de eşsiz. Güney Amerika’da olan bitene bir bütün olarak bakınca görünen, bu saldırının ABD hegemonyası açısından kendi içinde ciddi zayıflıklar barındıran bir zafer olduğu.
Son yıllarda ABD’nin de direkt çabalarıyla Arjantin, Paraguay, Ekvator, El Salvador, Peru ve Bolivya’da ya gerici ve Amerikan yanlıları iktidara geldi ya da iktidarlarını korudu. Küba ve Venezuela ile iyi ilişkileri olan Kolombiya, Meksika, Brezilya ise ABD baskısı altında zayıf ve tavizkar kalıyor. ABD Arjantin’deki kuklası Milei’ye milyarlarca dolar yardım yaparak yeniden seçilmesini sağladı; Şili ve Bolivya’daki gerici iktidar değişikliklerini aktif destekledi; Brezilya, Panama, Ekvador, Peru, ve Meksika’yı tehdit ederek özellikle Çin’in artan nüfuzuna karşı istediklerini aldı. Venezuela’yı yalnızlaştıran bir diğer durum daha önce Suriye’de de tanık olduğumuz Rusya ve Çin ile müttefik olmanın ABD emperyalizmine ve ABD’nin başta batı yarım kürede doğrudan kontrol ve tartışmasız hegemonya çabasına karşı hiçbir caydırıcılığı olmadığı. Saldırıdan sadece birkaç saat önce Maduro Çin özel temsilcisi ile ekonomik ve siyasi ilişkileri üzerine görüşüyordu ve Çin’in Venezuela ile nasıl dayanışma ve müttefiklik ilişkisi içinde olduğu üzerine nutuklar atılıyordu. ABD’nin hâlâ dünya üzerinde 800’u aşkın üssü ve bu üslerin olduğu ülkelerin çoğunda, Avrupa ülkeleri dahil, bağımlı iktidarları var.
Bununla birlikte Venezuela saldırısının ABD’nin hedefleri açısından belirgin boşluk ve zayıflıkları var. ABD tamamen bir “rejim değişikliği” için direkt bir işgale, ya da sürekli bombalama yoluna gitmedi. Daha çok İsrail’in kullandığı, zamanında baba Bush’un Panama’da işgal eşliğinde başvurduğu ülkenin liderini hedef alan bir strateji tercih etmek zorunda kaldı. Bunun başlıca sebeplerinden biri Venezuela’da Chavez’e karşı giriştiği her eylemde deneyimlediği halkın örgütlü duruşu, ordunun ve devletin diğer birimlerinin seferberlik hali. Trump bizzat kendisi operasyondan sonra Venezuela’da muhalefetin yeterince desteğinin olmadığını itiraf etti. ABD içindeki savaş karşıtı hareket ve Trump’ın kendi tabanı dahil “rejim değişikliği” operasyonlarına karşı muhalefet de sebeplerden biri.
ABD’nin beklentisi, bölgede yalnızlaşmış ve Çin ile Rusya’nın yardım elinin ulaşmadığı koşullarda Venezuela’nın, bu operasyonu tüm lider kadronun tehdit olarak algılayacağı, bu tehdit algısı üzerine ABD’nin ihanet propagandası sayesinde lider kadrolar içindeki birliğin bozulacağı ve Trump ile ABD’li şirketlerin taleplerine boyun eğeceği yönündeydi. Venezuela’nın lider kadroları içerisinde ABD’nin beklediği bir bozgunluk ya da birbirine düşme olmadı. Ancak diğer yandan kaçırılmadan önce Maduro ve şimdi de geçici başkanlığı yürüten Delcy Rodríguez’in demeçleri ABD ve ABD’li şirketlerle görüşmelere açık olduğu yönünde. Görünen, Venezuela’nın ABD’nin saldırılarını varoluşuna tehdit olarak algıladığı ve mecburi bir geri çekilme içerisinde Trump yönetiminin bazı taleplerini yerine getireceği. Venezuela’nın liderlik kadroları antiemperyalist Bolivarcı devletin hayatta kalmasına öncelik verirken verilecek tavizlerin ve ABD hegemonyasının bu zaferinin geçici olup olmadığı mevcut geri çekilmenin gelecek mücadeleler için bir zaman kazanma ve toparlanma amaçlı olup olmadığına bağlı.
Durum böyleyken medyada ve özellikle liberal çevrelerde ABD emperyalizminin anlatısına uygun hatta bu anlatıyı cilalayan iki tip yaklaşım ortaya çıktı. Birincisi böyle bir haydutluk karşısında “Ama Maduro da kötü”, “yoz”, ya da “diktatör” söylemi. İkincisi ise operasyonu askeri, teknik ve kapasite açısından övmek. Amerikan medyası bu haydutluğu öve öve bitiremedi. CNN askeri operasyonu ve Trump’ın basın toplantısını, “olağanüstü” ve “fevkalade” diye övdü. CBS ve ABC “Müthiş ele geçirme”, “müthiş saldırı” diye niteledi. NPR ve The Atlantic “cesur hamle” ve “cüretli başarı” diye sundu. Sosyal medyada güya son dakika gelişmeleri veren bir dolu hesap ya sahte ya eski görüntüleri ya da Miami’de ülkeleri bombalandı diye sevinen gerici, iş birlikçi Venezuelalıları yayımlayıp bu haydutluğu haklı gösterme yarışına girdi. Daha da ötesi, devasa bütçeleriyle ve özgür, bağımsız olmakla övünen Amerikan ana akım medya devleri saldırıdan saatler önce kendilerine bu saldırının detayları sızmasına rağmen Trump yönetiminin isteğini yerine getirip saldırı anına kadar haberi yayımlamadı.[1] Amerikan medyası bugün Trump yönetimini oluşturan ve destekleyen aynı milyarderler ve şirketlerin sahip olduğu ve kontrol ettiği bir medya; bu milyarderler yarın başka bir iktidarla da aynı ilişki içerisinde olacaklar.



