İran, ABD’nin başını çektiği yaptırımlar silsilesinin altında ezildikçe eziliyor. Yaptırımların etkisi çarşı pazardan İran’ın enerji kaynaklarını çıkarmasına ve işlemesine kadar birçok alanda etkisini epeydir hissettiriyor. Ruhani Lider Hamaney başta olmak üzere İran’ın önde gelen isimleri, Amerika’ya ve Batı dünyasına meydan okuyan açıklamalar yapsalar da, resmi ziyaretler İran’ın çıkış aradığını gösteriyor.
İranlı yetkililerin son temasları bu açıdan çarpıcı. Geçtiğimiz günlerde ülkenin önemli devlet adamlarından olan Ali Larijani Pakistan’daydı. Pakistan’ın nükleer bir güç olduğu düşünüldüğünde elbette akla birçok senaryo geliyor. Özellikle de 12 gün süren İran-İsrail savaşında İran’ın nükleer çalışmalarının ne kadar zarar gördüğü hâlâ net değilken; en azından askeri sanayisinin ve füze üretim tesislerinin depolarla birlikte kısmen yok edildiği biliniyorken bu ziyaret elbette önemli. Bu ziyaretten birkaç gün sonra da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Tahran’daydı. Son duruma bakılırsa İran, doğuda Pakistan, batıda Türkiye üzerinden çemberi kırmaya çalışıyor. Tabi Amerika’nın Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Kıbrıs sorununun Hazar Denizi’ni de kapsayan bir yol haritası ile çözülebileceğine dair açıklamasını unutmamak gerek. Ayrıca hem İran hem de İsrail tarafının, 12 günlük savaşın ikinci turuna hazırlandıklarına dair oldukça tedirgin edici açıklamalar ve haberler de eksik olmuyor.
Bu karmakarışık gibi görünen tabloyu anlamak da gidişatı kestirmek de zor, ancak genel olarak birkaç yorum yapılabilir;
-İran kendisini iyice boğan yaptırımları ve izolasyonu kırmak için Pakistan ve Türkiye üzerinden hamlelerini yoğunlaştırıyor.
-İsrail ve ABD, İran’a yönelik hamlelerinden vazgeçecek gibi görünmüyor. Aksine, İran yönetimini taviz almadan bırakmayacaklar muhtemelen.
-Türkiye ve Çin gibi ülkeler, İran ile iyi ilişkiler sürdürme arzusunda olsalar da sorunun parçası haline gelmekten kaçınıyorlar. Bu nedenle hem İran’ı hem de Batı dünyasını sakinleştirebilecek adımlar üzerinden sürece dahil olmayı tercih ediyorlar.
Bir de tabloda yer alan bölgesel unsurlara bakmak lazım. Pakistan’dan başlayalım.
Aslında İran-Pakistan ilişkisinin yakın zamana kadar bol krizli olduğunu, Pakistan’ın İran’ı Şiilik üzerinden rejim ihraç etmekle suçladığını unutmamak gerek. Şimdilerde iki ülke arasındaki krizler yatışmış olsa da Pakistan NATO üyesi olmayan müttefik ülke statüsünde bir nükleer güç. Amerikan’ın Pakistan üzerindeki etkisi yadsınamayacak kadar derin. Mesela İranlı üst düzey isim Ali Larijani’nin Pakistan ziyaretinde gündeme getirdiği boru hattı projesi, Pakistan’daki ABD etkisine en iyi örneklerden biri. Barış boru hattı adlı proje, aslında Pakistan’ın giderek büyüyen enerji ihtiyacı açısından oldukça önemli. İran için de yaptırımların etkisini önemli ölçüde hafifletecek yeni bir güzergah olacak bu hattın Pakistan’dan Hindistan’a uzatılması bile gündemdeydi. Ancak İran tarafı boru hattı inşasını bitirmesine rağmen Pakistan bu sürece hiç başlamadı. İran, Pakistan’ın adım atmaması sebebiyle 18 milyar dolar zarar ettiği gerekçesiyle sorunu uluslararası mahkemeye taşıdı. Pakistan ise, ucuz bir enerji kaynağı sağlayacak olsa da İran’a yönelik yaptırımlardan etkilenmekten kaçındığı için harekete geçemediğini dolaylı olarak defalarca ifade etti.
Durum buyken Pakistan’ın İran’a nükleer çalışmalarında destek olması, ihtiyacı olan teknolojiyi sağlaması ihtimali oldukça düşük. Bu noktada Pakistan-Çin yakınlaşması, hatta Pakistan’ın Çin’den denizaltı ve uçak alması gibi adımlar yanıltıcı olmamalı. İran’a yönelik 12 günlük İsrail-ABD saldırılarında bir kez daha görüldüğü gibi, Çin’in İran ile ilişkilerinde askeri olarak taraf tutmaya, sorunun taraflarından biri olmaya hiç niyeti yok.
Ancak bu durum Çin’in, Pakistan’ın ve Türkiye’nin İran üzerinden ticaret güzergahlarına sıcak bakmadıkları anlamına gelmiyor. Muhtemelen Amerika başta olmak üzere Batı dünyasını öfkelendirmeyecek ölçüde, tarihi İpek Yolu’nun canlandırılması, Çin’in Kuşak ve Yol projesine İran rotasının dahil edilmesi gibi girişimler devam ediyor. Bu çerçevede Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Tahran ziyareti dikkatlerden kaçmamalı. Haberlere göre, ziyaret gündeminin ilk sırasında İran-Türkiye-Avrupa tren yolu rotasını izleyecek olan bir hat projesi vardı. Aslında, hatta ilişkin anlaşmalar geçen yıl yapıldı ancak yaklaşık 1.6 milyar dolarlık inşaatın en kısa sürede başlaması gerektiğine dair açıklamalar bu ziyarette geldi. İran’ın da Türkiye’nin de ekonomik durumu ortadayken proje maliyetinin nasıl ve nereden karşılanacağı elbette büyük bir soru ancak 3-4 yıl içinde tamamlanması planlanan hat, Çin’i, İran ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayacak. Elbette bu hattın İran’dan geçmesi, İran’ın enerji dahil ihracat için bir yol açtığı anlamına gelmiyor. Çin’den yola çıkan trenlerde İran ürünlerine ne kadar yer olacağı belirsiz olsa da, 100 milyar dolara yakın ticaret potansiyeli olan hattın İran açısından nefes aldıracak bir gelişme olacağı kesin. Bu arada Pakistan-İran-Türkiye hattını izleyecek olan ilk trenin de 31 Aralık’ta Pakistan’dan yola çıkacağı duyuruldu.
Peki Tom Barrack’ın Hazar Denizi ile ilgili açıklamasını bu tabloda nereye koymalı?
İran yönetimi bir taraftan komşu ülkelerini, Çin-Rusya gibi güçleri iş birliği için yoklarken diğer taraftan Batı dünyası ile müzakereleri doğrudan ya da dolaylı olarak uzun süredir devam ediyor. Her ne kadar İsrail ve ABD cephesi İran yönetiminden büyük tavizler almadan bırakmaya niyetli olmasa da, Avrupa ülkeleri açısından enerji ihtiyacı bir handikap. Son duruma göre Avrupa ülkeleri en geç 2027’de Rusya’dan enerji temin etmeyi sonlandıracak. Bu durumda piyasaya yeni kaynakların sokulması gerekiyor, ki İran’ın enerji kaynakları bu açıdan ihtiyacı hayli hayli karşılayabilir ancak bu ihtiyacın temininin İran yönetiminin elini güçlendirecek şekilde yapılmasını da istemiyorlar. Bu nedenlerle İran ya tekrar karışacak ya da İran’daki mevcut yönetim baskılara direnemeyip tavizler verecek. Bu tavizler karşılığında da dışlandığı Çin-Avrupa hattı gibi koridorlara dahil edilecek, Pakistan’a boru hattı ile uzanmasına göz yumulacak, bölgesel ticaret güzergahlarından çıkarılan İran yeniden bu haritalara eklenecek.
Uzun lafın kısası İran merkezde olmak üzere bölgenin bir kere daha kaynamaya başladığını ve bu süreçte Türkiye’ye yine dengeli politika yürütmek gibi bir sorumluluk düştüğü söylenebilir.



